

Steven Murphy

Anna Murphy

Martin Lang

Kim Murphy

Bob Murphy

Matthew Williams

Martin's Mother
Ed Thompson (Hospital Director)
Dr. Larry Banks

Mary Williams
Steven Murphy, saygın bir kardiyovasküler cerrah olarak eşi Anna ve iki çocuğuyla birlikte steril, düzenli ve oldukça konforlu bir hayat sürmektedir. Ancak bu mükemmel tablonun ardında, Steven’ın babasını bir ameliyat masasında kaybettiği genç bir çocuk olan Martin ile kurduğu tuhaf ilişki yatmaktadır. Steven, çocuğa babasız kaldığı için suçluluk duygusuyla hediyeler alıp onunla vakit geçirirken, Martin’in bu ilgiyi karanlık ve takıntılı bir boyuta taşımasıyla işler kontrolden çıkar.
Martin, Murphy ailesinin evine sızmaya başladıkça, aile üyelerinde tıbbi olarak açıklanamayan felç durumları ve halsizlikler baş gösterir. Martin’in iddiasına göre, Steven geçmişte yaptığı bir hatanın bedelini ödemek zorundadır: Ailesinden birini kurban etmediği sürece, herkes tek tek ölecektir. Modern bir trajediye dönüşen bu süreçte Steven, bilimsel gerçekliğin bittiği ve ilkel bir adaletin başladığı noktada, imkansız bir seçimle baş başa kalır.
Yorgos Lanthimos’un rahatsız edici evreninde, başrolleri Colin Farrell ve Nicole Kidman paylaşıyor. Farrell, duygularından arınmış, robotik ve mesafeli Steven karakteriyle izleyiciyi huzursuz ederken; Kidman, ailesini korumaya çalışan ama bir yandan da durumun absürtlüğüne teslim olan Anna rolünde soğukkanlı bir performans sergiliyor.
Filmin asıl yıldızı ise Martin karakterine hayat veren Barry Keoghan. Keoghan, sakin ama tehditkar tavırlarıyla sinema tarihinin en tekinsiz karakterlerinden birini yaratıyor. Genç oyuncuların (Raffey Cassidy ve Sunny Suljic) sergilediği hissiz ama derin performanslar, filmin klostrofobik yapısını destekleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor.
Yunan Tuhaf Dalgası'nın öncüsü Yorgos Lanthimos, bu filminde Euripides’in antik trajedisi "Iphigenia Aulis'te" oyunundan ilham alarak modern bir kabus inşa ediyor. Yönetmenlik dili, geniş açılı lensler ve sürekli takip eden kamera hareketleriyle izleyicide her an bir şeyler ters gidecekmiş hissi uyandırıyor. Diyalogların monoton ve duygusuz teslimatı, karakterler arasındaki kopukluğu ve insanın kader karşısındaki çaresizliğini simgeliyor. Film, şiddeti fiziksel olmaktan ziyade psikolojik bir baskı aracı olarak kullanarak izleyiciyi ahlaki bir çıkmaza sürüklüyor.
Bu yapım, ana akım sinemanın kalıplarından uzaklaşmak isteyen ve sembolik anlatımlardan hoşlanan izleyiciler için biçilmiş kaftandır. Psikolojik gerilim türüne farklı bir soluk getiren film, özellikle Lanthimos'un önceki işlerini (The Lobster, Dogtooth) sevenler için kaçırılmaması gereken bir eser. Rahatsız edici atmosferlere dayanıklı olan ve sinemada etik tartışmaları seven her yetişkin izleyici bu karanlık masaldan etkilenecektir.
Film, suç ve ceza kavramını alışılagelmiş adalet mekanizmalarının dışına çıkararak "göze göz, dişe diş" ilkesini modern dünyaya taşıyor. Bir cerrahın Tanrılaştığı noktadan, ilkel bir kadere boyun eğmek zorunda kaldığı noktaya inişini izlemek sarsıcı bir deneyim. Görsel estetiği, klasik müzik kullanımı ve Barry Keoghan’ın tüyler ürperten oyunculuğu, bu filmi türünün en özgün örneklerinden biri yapıyor.
Kader ve Adalet: İnsanın kaçamadığı geçmiş hatalarının bedelini ödemesi.
Tanrı Kompleksi: Bir cerrahın hayat ve ölüm üzerindeki kontrol gücünün sınırları.
Aile Dinamikleri: Kriz anında sevgi bağlarının yerini hayatta kalma güdüsüne bırakması.
Kurban Etme: Büyük bir felaketi önlemek için verilmesi gereken acımasız kararlar.
Lanthimos’un bu özgün dilini sevdiyseniz, yine aynı yönetmenin imzasını taşıyan ve toplumsal kuralları hicveden The Lobster filmine göz atabilirsiniz. Ayrıca, bir ailenin yavaş yavaş çöküşünü izlediğimiz Hereditary (Ayin) veya tekinsiz bir yabancının hayatı altüst etmesini konu alan Funny Games (Ölümcül Oyunlar), bu filmle benzer bir rahatsız edici gerilim seviyesine sahiptir.
Film, 2017 Cannes Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" ödülüne layık görülmüştür.
Barry Keoghan, rolüne hazırlanırken karakterin donuk ve tekinsiz yapısını korumak için çekimler boyunca oyuncu arkadaşlarıyla arasına mesafe koymuştur.
Filmin adı, Yunan mitolojisindeki Kral Agamemnon’un av sırasında kutsal bir geyiği öldürmesi ve bunun sonucunda kızını kurban etmek zorunda kalması efsanesine dayanır.
Hayır, çocukların bacaklarının tutmaması ve iştahlarını kaybetmesi tıbbi bir hastalıktan ziyade, Martin’in varlığıyla tetiklenen metafizik veya psikolojik bir "laneti" simgelemektedir.
Film bu konuda net bir cevap vermez. Martin bir iblis, bir melek ya da sadece adaletin vücut bulmuş hali olabilir; Lanthimos bunu izleyicinin yorumuna bırakmayı tercih eder.
Bu, yönetmenin bilinçli bir tercihidir. Duygusuz konuşma tarzı, modern insanın yabancılaşmasını ve trajik durumların absürtlüğünü vurgulamak için kullanılır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...