

Father Daniel Flynn / Dock O'Kelly

Darlene Sweet

Miles Miller

Emily Summerspring

Rose Summerspring

Laramie Seymour Sullivan / Dwight Broadbeck

Billy Lee

Felix O'Kelly

Buddy Sunday

Dr. Woodbury Laurence
1969 yılında, Nevada ve California sınırının tam üzerinde yer alan, bir yarısı bir eyalette diğer yarısı öteki eyalette bulunan köhne El Royale oteli, beklenmedik misafirleri ağırlamaya başlar. Aralarında dertli bir rahip, bir soul şarkıcısı, hırslı bir elektrik süpürgesi satıcısı ve gizemli bir genç kadının da bulunduğu yedi yabancı, oteldeki ilk gecelerinde geçmişlerinin hayaletleriyle yüzleşmek zorunda kalırlar. Her birinin sakladığı karanlık bir sır vardır ve hiçbir şey göründüğü kadar masum değildir.
Gece ilerledikçe, otelin sadece bir konaklama yeri değil, aynı zamanda gizli izleme odaları ve karanlık bir geçmişe sahip olduğu ortaya çıkar. Karizmatik ama tehlikeli bir tarikat liderinin de dahil olmasıyla, otel bir anda kanlı bir hesaplaşma alanına dönüşür. İzleyiciyi sürekli ters köşeye yatıran kurgusuyla film, günahların kefareti ve kurtuluş arayışını oldukça stilize bir atmosferde sunuyor.
Filmin başarısının arkasındaki en güçlü sütunlardan biri, yıldızlarla dolu oyuncu kadrosudur. Rahip rolünde Jeff Bridges, her zamanki karizması ve derinliğiyle hikayeye duygusal bir ağırlık katıyor. Soul şarkıcısını canlandıran Cynthia Erivo, sadece oyunculuğuyla değil, muazzam sesiyle de filmin ruhunu besliyor. Jon Hamm ise hırslı satıcı rolünde, filmin gizemli tonunu ilk dakikalardan itibaren yukarı çekiyor.
Dakota Johnson ve Cailee Spaeny, gizemli kardeşler olarak gerilimi tırmandırırken, tarikat lideri Billy Lee rolündeki Chris Hemsworth, alıştığımız süper kahraman imajının dışına çıkarak büyüleyici ve bir o kadar da ürkütücü bir performans sergiliyor. Lewis Pullman ise otelin genç resepsiyonisti olarak filmin en şaşırtıcı ve kritik rollerinden birini üstleniyor.
Yönetmen Drew Goddard, bu yapımıyla hem Tarantinovari bir anlatım tekniği kullanıyor hem de kendine has estetik bir dil oluşturuyor. Filmin temposu, doğrusal olmayan kurgusu ve farklı karakterlerin bakış açılarından anlatılan sahnelerle sürekli taze tutuluyor. 1960'ların sonundaki o gergin siyasi ve kültürel atmosfer, otelin her köşesine ve kostümlere başarıyla yansıtılmış. Müzik kullanımı ve ses tasarımı, gerilimi tırmandırmak yerine sahnelere duygusal bir derinlik katacak şekilde ustalıkla seçilmiş. Genel olarak, görselliğiyle büyüleyen, senaryosuyla zekice oyunlar kuran ve oyuncu performanslarıyla devleşen bir suç filmi deneyimi karşımızda duruyor.
Gizemli oda hikayelerinden, tek mekanda geçen gerilimlerden ve karakterlerin birbirine dolanan geçmişlerinden hoşlanıyorsanız bu film tam size göre. Eğer polisiye unsurların kara mizah ve şık bir sinematografiyle birleştiği yapımları seviyorsanız, El Royale'in kapısından girmelisiniz. Ayrıca Chris Hemsworth hayranları için oyuncunun çok farklı bir yanını görmek adına bu gerilim filmi kaçırılmaması gereken bir fırsat.
Filmi benzerlerinden ayıran en net özellik, her karakterin hikayesinin ilmek ilmek işlenmesi ve hiçbirinin sadece "figüran" olarak kalmamasıdır. Mekanın kendisi, yani El Royale oteli, adeta bir ana karakter gibi hikayeye hizmet ediyor. Sınır çizgisi metaforu üzerinden işlenen ahlaki ikilemler, izleyiciyi "İyi kim? Kötü kim?" sorularıyla baş başa bırakıyor. Hem görsel bir şölen sunması hem de son ana kadar tahmin edilmesi güç kurgusu, filmi tekrar tekrar izlenebilir kılıyor.
Günah ve Kefaret: Geçmişte yapılan hataların peşini bırakmaması ve bedel ödeme süreci.
Gizlilik ve Gözetleme: Mahremiyetin ihlali ve herkesin izlendiği bir dünya.
Kurtuluş Arayışı: Karanlık bir dünyada ışığı bulma çabası.
Ahlaki Gri Alanlar: Karakterlerin tamamen iyi veya tamamen kötü olmaması.
Bu filmin yarattığı klostrofobik ve gizemli atmosferi sevdiyseniz, Quentin Tarantino'nun The Hateful Eight filmine veya yine Drew Goddard imzalı olan ve türle zekice oynayan Dehşet Kapanı (The Cabin in the Woods) yapımına göz atabilirsiniz. Ayrıca, farklı hayatların bir otelde kesişmesini anlatan Büyük Budapeşte Oteli de daha renkli bir ton sunsa da benzer bir yapısal estetiğe sahiptir.
Filmdeki otel gerçekte mevcut değildir; tüm mekan çekimler için Vancouver'daki devasa bir stüdyoda sıfırdan inşa edilmiştir. Chris Hemsworth'ün çekimler sırasında sergilediği performans ve fiziksel formu o kadar dikkat çekiciydi ki, yönetmen Drew Goddard bazı sahneleri onun karizması üzerine yeniden şekillendirmiştir. Ayrıca, Cynthia Erivo'nun filmde söylediği şarkıların büyük bir kısmı, sahiciliği korumak adına set sırasında canlı olarak kaydedilmiştir.
Hayır, filmdeki otel tamamen kurgusaldır ve Tahoe Gölü çevresindeki gerçek mekanlardan esinlenilerek stüdyoda inşa edilmiştir.
Filmde bazı sert şiddet sahneleri ve silahlı çatışmalar yer almaktadır; ancak bu sahneler genellikle hikaye bütünlüğü ve karakter gelişimi için kritik öneme sahiptir.
Otelin ortasından geçen çizgi, Nevada ve California eyaletlerini ayırmaktadır. Bu durum hem yasaların farklılığını hem de karakterlerin iç dünyasındaki ahlaki bölünmüşlüğü simgelemektedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...