

Emmanuèle Bernheim

André Bernheim

Pascale Bernheim

Claude de Soria

Serge Toubiana

Swiss Lady

Gérard Boisrond

Simone

Robert, le voisin de chambre

Me Georges Kiejman
Emmanuelle, başarılı bir yazar ve düzenli bir hayata sahip bir kadındır. Ancak 85 yaşındaki babası André’nin felç geçirmesiyle dünyası altüst olur. Hastaneye yetiştiğinde, hayata tutkuyla bağlı ama bir o kadar da inatçı olan babasını fiziksel olarak çökmüş bir halde bulur. André, bağımlı bir şekilde yaşamayı reddederek kızından sarsıcı bir talepte bulunur: Hayatına son vermesi için ona yardım etmesini ister.
Film, Emmanuelle’in bu ağır isteği kabul edip etmeme arasındaki vicdani savaşına odaklanıyor. Bir yanda babasına duyduğu derin sevgi, diğer yanda yasaların ve toplumun etik sınırları vardır. Emmanuelle ve kız kardeşi Pascale, babalarının bu son arzusunu yerine getirmek için lojistik ve duygusal engellerle dolu bir yolculuğa çıkarlar. François Ozon, ölümü bir son değil, son bir özgürlük tercihi olarak ele alırken aile dinamiklerini de en çıplak haliyle masaya yatırıyor. Bu dram yüklü yapım, izleyiciyi "Sevgi, her şeye rağmen hayatta tutmak mıdır?" sorusuyla baş başa bırakıyor.
Sophie Marceau, Emmanuelle rolünde kariyerinin en duru ve dokunaklı performanslarından birini sergiliyor. Marceau, karakterinin yaşadığı içsel çöküşü ve babasına olan sadakatini abartısız ama çok güçlü bir şekilde yansıtıyor. Babası André rolünde ise usta oyuncu André Dussollier, yarı felçli bir adamın hem zorba hem de kırılgan yanlarını muazzam bir yetkinlikle canlandırıyor.
Géraldine Pailhas, Emmanuelle’in kız kardeşi Pascale olarak rasyonel ve destekleyici bir portre çizerken, efsanevi Charlotte Rampling, André’nin mesafeli ve kendi karanlığında boğulan eşi rolünde filme sarsıcı bir derinlik katıyor. Oyuncu kadrosunun bu denli güçlü isimlerden oluşması, aile içindeki gerilimi ve sevgi bağlarını çok daha inandırıcı kılıyor.
Yönetmen François Ozon, bu yapımda Emmanuèle Bernheim’ın otobiyografik romanını sinemaya uyarlarken, ötenazi gibi ağır bir konuyu ajitasyona kaçmadan anlatmayı başarıyor. Filmin en büyük başarısı, konunun ciddiyetine rağmen araya serpiştirilen mizahi unsurlar ve karakterlerin gerçekçiliği. Her Şey Yolunda, bir hastane odasının sterilliği ile geçmişin karmaşık anıları arasında köprü kuran, duygusal yükü ağır ama anlatımı hafif bir yapım. Ozon, ölümü hayatın bir parçası olarak kabul eden, sade ve etkileyici bir sinema dili kullanıyor.
Etik ikilemler, aile bağları ve yaşamın sonu üzerine kafa yoran sinemaseverler bu yapımı mutlaka izlemeli. Eğer yabancı film seçkilerinde karakter odaklı ve gerçekçi hikâyelerden hoşlanıyorsanız, Fransız sinemasının bu zarif örneği size hitap edecektir. Modern bir aile draması olan ve nitelikli bir platform filmi arayanlar için de oldukça doyurucu bir seçenek.
Film, ölümü sadece bir trajedi olarak değil, onurlu bir veda hakkı olarak tartıştığı için izlenmeli. André’nin bencil ama dürüst tavırları ile kızlarının fedakârlığı arasındaki denge, izleyiciye insan ilişkilerinin kusurlu doğasını gösteriyor. Ayrıca Sophie Marceau ve André Dussollier arasındaki müthiş kimya, filmi basit bir tıbbi etik tartışmasından çıkarıp çok güçlü bir insan hikâyesine dönüştürüyor.
Onurlu Ölüm Hakkı: Bireyin kendi yaşam süresi üzerindeki otoritesi.
Baba-Kız İlişkisi: Bir evladın ebeveynine karşı son ve en zorlu görevi.
Etik ve Hukuki Çatışma: Yasaların ve vicdanın karşı karşıya geldiği gri bölgeler.
Veda ve Kabulleniş: Sevilen birinin gidişine rıza göstermenin duygusal ağırlığı.
Bu filmin duygusal derinliğini ve etik sorgulamalarını sevdiyseniz, bir babanın son anlarını konu alan The Father veya ötenazi konusunu lirik bir dille işleyen The Sea Inside (İçimdeki Deniz) filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca yine bir veda hikâyesi olan Amour (Aşk) benzer bir etki bırakacaktır.
Film, 2021 Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye için yarışmıştır.
Hikâye, yönetmen François Ozon'un yakın arkadaşı olan yazar Emmanuèle Bernheim'ın gerçek yaşam öyküsünden uyarlanmıştır.
Sophie Marceau, bu filmle uzun bir aradan sonra festival sinemasına görkemli bir dönüş yapmıştır.
Konusu gereği hüzünlü olsa da, François Ozon’un anlatımı hayat dolu sahneler ve kara mizah ögeleriyle dengelenmiştir; bu yüzden izleyiciyi tamamen karamsarlığa itmez.
Hayır, film bir "propaganda" yapmaktan ziyade, belirli bir ailenin yaşadığı bu süreci tüm zorlukları, yasal engelleri ve duygusal karmaşasıyla tarafsız bir şekilde yansıtıyor.
Evet, film Emmanuèle Bernheim’ın babasının ölümüyle ilgili yaşadıklarını kaleme aldığı otobiyografik romanından uyarlanmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...