

E.S.

Mad Man

Gael García Bernal

Tarot Reader

New York Taxi Driver

Man in the Metro

Policeman 6

Immigration Officer

Producer in Paris

Policeman #3
Burası Cennet Olmalı, yönetmen Elia Suleiman’ın kendi kurgusal versiyonunu canlandırdığı, diyalogsuz bir gözlem ve keşif hikâyesidir. Ana karakter Elia, yeni bir film projesine fon bulmak ve kendisine yeni bir yurt aramak amacıyla memleketi Nasıra’dan ayrılıp Paris ve New York gibi dünya metropollerine doğru bir yolculuğa çıkar. Ancak gittiği her yerde, geride bıraktığı Filistin’in izlerini, gerginliğini ve absürt denetim mekanizmalarını bulmaya devam eder.
Film, klasik bir olay örgüsünden ziyade, birbirine ince iplerle bağlı tablolardan oluşur. Elia’nın sessiz tanıklığı eşliğinde; sokaklardaki askeri varlıklar, anlamsız güvenlik bürokrasileri ve insanların garip davranışları, dünyayı devasa bir açık hava hapishanesine benzetir. Yönetmen, "Neresi cennet?" sorusunun peşinden giderken, aslında tüm dünyanın yavaş yavaş birbirine benzediğini ve kimlik karmaşasının her coğrafyada farklı bir maskeyle karşımıza çıktığını ironik bir dille anlatır.
Filmin merkezinde, neredeyse hiç konuşmayan ancak mimikleri ve duruşuyla Buster Keaton tarzı bir oyunculuk sergileyen Elia Suleiman yer alıyor. Suleiman, kendi hayatından esinlendiği bu karakterde, izleyici için bir rehberden ziyade bir "gözlemci" görevi görüyor. Onun şaşkın ve dingin ifadesi, karşılaştığı absürt durumların etkisini daha da güçlendiriyor.
Filmde ayrıca dünyaca ünlü oyuncu Gael García Bernal, kendisi olarak kısa ve mizahi bir rolde karşımıza çıkıyor. New York ve Paris sekanslarında yer alan yardımcı oyuncular, karikatürize edilmiş ama bir o kadar da tanıdık "modern insan" tiplemelerini başarıyla canlandırıyorlar. Oyuncu kadrosu, yönetmenin kurduğu bu sessiz senfonide birer enstrüman gibi kusursuz bir uyumla yer alıyor.
Elia Suleiman, bu filmle sinema dilindeki imzasını iyice derinleştiriyor. Dram ve komedi arasındaki o ince çizgide, kelimelere ihtiyaç duymadan çok şey anlatmayı başarıyor. Filmin görsel kompozisyonları, her karesi özenle tasarlanmış birer fotoğraf karesi gibi. Paris’in boş sokaklarındaki tanklardan, New York’un süpermarketlerindeki silahlı sivillere kadar her detay, dünyanın mevcut durumuna dair keskin bir eleştiri barındırıyor. Yönetmenlik dili, izleyiciyi hem güldüren hem de melankolik bir düşünceye sevk eden eşsiz bir tempoya sahip.
Sıradan bir hikâye anlatımından ziyade, görsel bir okuma yapmayı seven sanat sineması tutkunları için bu film gerçek bir hazine. Eğer Jacques Tati’nin görsel komedilerini veya Wes Anderson’ın simetrik ve renkli dünyasını seviyorsanız, Elia Suleiman’ın bu kendine has tarzına bayılacaksınız. Siyasi alt metinleri mizahla harmanlayan yapımlardan keyif alan ve "aidiyet" kavramı üzerine düşünmek isteyen her izleyici, bu platform filmi tadındaki derinlikli eseri listesine eklemeli.
Burası Cennet Olmalı, Orta Doğu meselesini ve Filistinli olma durumunu, ajitasyona kaçmadan ve didaktik bir dil kullanmadan anlatabilen nadir yapımlardan biridir. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük özelliği, evrensel bir absürtlük yakalamış olmasıdır. Dünyanın neresine giderseniz gidin, iktidarın ve denetimin yarattığı o tuhaf atmosferin peşinizi bırakmadığını görmek sarsıcı bir deneyim sunuyor. Görsel şakaları ve zekice kurgulanmış sahneleriyle, sinemanın bir "görme sanatı" olduğunu hatırlatıyor.
Vatansızlık ve Aidiyet: Nereye gidilirse gidilsin, insanın köklerini ve beraberinde getirdiği yükleri yanında taşıması.
Dünyanın Filistinleşmesi: Güvenlik politikalarının ve askeri denetimin tüm dünya metropollerine yayılması.
Absürt Mizah: Günlük hayatın içindeki anlamsız durumların komik ve düşündürücü yanı.
Sessiz Tanıklık: Kelimelerin yetersiz kaldığı durumlarda bakışların ve duruşun gücü.
Elia Suleiman’ın bu özgün tarzını sevdiyseniz, yönetmenin önceki filmi olan The Time That Remains (Geride Kalan) mutlaka izlenmeli. Görsel mizah ve sessiz kahraman anlatımı açısından Jacques Tati’nin Playtime (Oyun Vakti) filmi en güçlü benzerlikleri taşır. Ayrıca, absürt bir yol hikâyesi arayanlar için Roy Andersson’ın İnsanları Seyreden Güvercin gibi yapımları da aynı dram ve komedi dengesini sunacaktır.
Film, 2019 Cannes Film Festivali'nde ana yarışmada yer almış ve FIPRESCI Ödülü ile Özel Mansiyon Ödülü'nü kazanmıştır.
Elia Suleiman, film boyunca sadece tek bir cümle kurar; bu da onun sessiz gözlemci kimliğini pekiştiren bilinçli bir tercihtir.
New York sahnelerinde görülen Arap Film Konseyi ile ilgili bölüm, yönetmenin kendi projelerine fon ararken yaşadığı gerçek deneyimlerden izler taşır.
Yönetmen, görselliğin evrensel bir dili olduğuna inanıyor ve karakterin yaşadığı şaşkınlığı, yabancılaşmayı izleyiciye diyaloglar yerine saf görüntülerle aktarmayı tercih ediyor.
Hayır, bu bir kurmaca filmdir. Ancak arka planında Filistin meselesine, küresel siyasete ve kimlik politikalarına dair çok güçlü metaforik eleştiriler barındırır.
Evet, Suleiman filmde kendi adıyla yer alıyor ve bir yönetmen olarak film projesi için seyahat ediyor; yani hikâye yarı-otobiyografik bir nitelik taşıyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...