

Madeleine Verdier

Pauline Mauléon

Odette Chaumette

Judge Gustave Rabusset

Fernand Palmarède

Mr Bonnard

Mr Montferrand

André Bonnard

Investigator Mr Brun

Court clerk Léon Trapu
1930'lu yılların Paris'inde, beş parası olmayan ve oyunculuk kariyerinde tutunmaya çalışan genç Madeleine Verdier, ünlü bir yapımcıyı öldürmekle suçlanır. Madeleine, avukat olan en yakın arkadaşı Pauline’in yardımıyla, bu cinayeti aslında bir "meşru müdafaa" olarak üstlenir. Mahkemede sergilediği dramatik performans ve Pauline’in zekice savunması sayesinde Madeleine beraat etmekle kalmaz; aynı zamanda trajik bir kahraman olarak tüm Fransa’nın sevgilisi ve büyük bir yıldız haline gelir.
Ancak bu şöhret ve başarı, yalanlar üzerine kurulu bir kule gibidir. Madeleine’in yeni hayatı zirvedeyken, gerçek suçlu olduğunu iddia eden geçmişin sessiz sinema yıldızı Odette Chaumette ortaya çıkar ve Madeleine’den hakkı olan şöhreti talep eder. Komedi ve polisiye türlerini harmanlayan yapım, adaletin nasıl bir tiyatroya dönüşebileceğini ve kadınların erkek egemen bir dünyada hayatta kalmak için sergiledikleri oyunları anlatıyor.
Filmin başrollerini paylaşan Nadia Tereszkiewicz (Madeleine) ve Rebecca Marder (Pauline), aralarındaki muazzam dinamizm ve enerjiyle filmin motoru görevini görüyorlar. İkilinin naif ama kurnaz halleri, filme taze bir soluk katıyor.
Kadronun asıl ağır topu ise, sessiz sinema döneminin abartılı ve görkemli yıldızı Odette rolündeki efsanevi Isabelle Huppert. Huppert, her sahnesinde karizması ve komedi zamanlamasıyla ekranı adeta çalıyor. Ayrıca Fabrice Luchini ve Dany Boon gibi Fransız sinemasının usta isimleri de yan rollerde filme büyük bir renk ve derinlik katıyor.
Usta yönetmen François Ozon, bu filmle "8 Kadın" (8 Femmes) ve "Potiche" ile başladığı kadın odaklı stilize komedi üçlemesini başarıyla tamamlıyor. Film, bir tiyatro oyunundan uyarlandığını gizlemiyor; aksine yapay setleri, hızlı diyalogları ve parlak renkleriyle bu teatral yapıyı kucaklıyor. Polisiye olay örgüsü sadece bir zemin görevi görürken, Ozon’un asıl başarısı medyanın manipülasyonunu ve toplumsal ikiyüzlülüğü iğneleyici bir dille eleştirmesinde yatıyor.
Klasik Fransız komedilerini sevenler, dönem filmlerine hayranlık duyanlar ve "femme fatale" kavramının eğlenceli bir tersyüz edilişini izlemek isteyenler için bu film ideal. Eğer karmaşık ve ağır dramlar yerine; zekice kurgulanmış diyaloglara, harika kostümlere ve tempo kaybı yaşamayan bir hikâyeye sahip bir suç komedisi arıyorsanız, Suç Bende size çok keyifli bir vakit geçirtecektir.
Bu yapım, ciddi meseleleri (taciz, adaletsizlik, yoksulluk) o kadar hafif ve zarif bir dille işliyor ki, izleyiciyi hem güldürüyor hem de bu meseleler üzerine düşünmeye itiyor. Görsel dünyasının estetiği ve 1930'lar Paris'inin o nostaljik havası tek kelimeyle büyüleyici. Özellikle Isabelle Huppert’ın sahneleri, bir oyunculuk dersi niteliğinde ve filmi benzerlerinden ayıran en eğlenceli unsurlardan biri.
Kadın Dayanışması: İki genç kadının zor koşullarda birbirine tutunarak kurdukları kurnaz ortaklık.
Şöhretin Doğası: Gerçeğin değil, anlatılan hikâyenin gücünün insanları nasıl etkilediği.
Adalet Tiyatrosu: Hukuk sisteminin bazen gerçeklerden çok hitabet ve performansla şekillenmesi.
Patriyarka Eleştirisi: Kadınların, kendilerini sınırlayan erkek egemen sistemin açıklarını kullanarak yükselme çabası.
Eğer bu filmin teatral ve renkli dünyasını sevdiyseniz, François Ozon'un bir diğer kült eseri 8 Women (8 Kadın) mutlaka listenizde olmalı. Benzer bir dönem atmosferi ve kadın zekasını işleyen Chicago müzikali veya Woody Allen’ın Magic in the Moonlight filmi de benzer bir seyir zevki sunacaktır.
Film, Georges Berr ve Louis Verneuil'in 1934 tarihli aynı adlı tiyatro oyunundan serbest bir şekilde uyarlanmıştır.
François Ozon, bu filmi "kadınların zaferini kutlayan bir yapım" olarak tanımlamaktadır.
Filmin kostümleri, 1930'ların modasını en ince ayrıntısına kadar yansıtabilmek için dönemin haute couture arşivleri incelenerek tasarlanmıştır.
Evet, merkezde bir cinayet var ancak film bu cinayeti bir trajediden ziyade, karakterlerin yükselişi için bir basamak ve bir komedi unsuru olarak kullanıyor.
Huppert filmin ikinci yarısında hikâyeye dahil oluyor ancak girdiği andan itibaren filmin tüm enerjisini değiştiriyor ve unutulmaz bir performansa imza atıyor.
Hikâye 1930'larda geçse de, özellikle kadınların iş dünyasındaki mücadelesi ve taciz olaylarına karşı duruşları, günümüzdeki "Me Too" hareketine çok zarif ve zekice göz kırpıyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...