

Wilbur

Harbour

Alice
Mary

Horst

Moira

Sophie

Ruby

Wayne
Claire
Wilbur, hayatın anlamsızlığına dair sarsılmaz bir inanç geliştirmiş, defalarca intihar girişiminde bulunmuş ancak her seferinde bir şekilde hayatta kalmayı başarmış aykırı bir ruhtur. Etrafındaki herkese karşı alaycı ve mesafeli olan Wilbur’un bu karanlık dünyasındaki tek dayanağı, babalarından kalan eski kitapçıyı işleten iyilik dolu ağabeyi Harbour’dur. Harbour, kardeşini hayata bağlamak için elinden geleni yaparken, Wilbur’un varoluşsal sancıları her geçen gün daha da derinleşir.
Hikâye, kitapçıda çalışmaya başlayan bekar anne Alice’in hayatlarına girişiyle yeni bir boyut kazanır. Wilbur, Harbour ve Alice arasında gelişen sıra dışı dostluk ve sevgi bağı, karakterlerin hayata bakışını kökten değiştirmeye başlar. Ancak tam da Wilbur yaşamak için küçük bir neden bulmuşken, Harbour’un sakladığı trajik bir sır tüm dengeleri altüst eder. Film, "ölmek isteyen biri ile ölmek üzere olan birinin" iç içe geçen hikâyesini, hüzün ile kahkahayı harmanlayarak anlatıyor.
Filmin başrolünde Wilbur karakterine hayat veren Jamie Sives, karakterin melankolik yapısını ve keskin zekasını muazzam bir doğallıkla sergiliyor. Sives’in performansı, Wilbur’un intihar meyilli doğasını bir "delilik" hali olarak değil, derin bir hassasiyet ve hüzün olarak izleyiciye geçiriyor. Ağabey Harbour rolündeki Adrian Rawlins ise sabrın, fedakârlığın ve kardeş sevgisinin vücut bulmuş hali olarak hikâyenin duygusal merkezini oluşturuyor.
Alice karakterini canlandıran Shirley Henderson, kırılgan ama güçlü duruşuyla bu iki kardeşin arasındaki katalizör görevini başarıyla üstleniyor. Henderson’ın nev-i şahsına münhasır ses tonu ve mimikleri, filmin o puslu İskoç atmosferine masalsı bir dokunuş katıyor. Yan karakterlerin, özellikle de Wilbur’un her denemesinden sonra karşılaştığı hastane personelinin absürt tavırları, filmin editoryal derinliğini ve mizahi yönünü güçlendiriyor.
Danimarkalı yönetmen Lone Scherfig, "Dogma 95" akımından gelen disiplinini bu filmde daha sıcak ve sinematografik bir dille birleştiriyor. İskoçya’nın gri gökyüzü ve eski kitap kokularıyla bezeli atmosferi, Wilbur’un iç dünyasının bir yansıması gibi kullanılmış. Yönetmen, intihar gibi ağır bir konuyu işlerken asla ajitasyona kaçmıyor; aksine, yaşamın en trajik anlarında bile gizli olan o tuhaf komediyi bulup çıkarıyor. Filmin temposu, duygusal geçişleri izleyicinin ruhuna işleyecek kadar dengeli ve etkileyici.
Hayata dair melankolik ama umut dolu hikâyelerden hoşlanan, bağımsız sinema tutkunları için bu film gerçek bir mücevher. Kara mizahın en rafine örneklerini arayanlar ve insan psikolojisinin derinliklerine inen dram yapımlarını seven izleyiciler Wilbur’un dünyasında kendilerinden çok şey bulacaktır. Eğer standart Hollywood anlatılarından sıkıldıysanız ve daha "insani", daha samimi bir hikâye arıyorsanız bu filmi mutlaka listenize eklemelisiniz.
Filmi izlemek için en büyük sebep, ölüm ve yaşam arasındaki o ince çizgiyi alışılagelmişin dışında bir perspektifle işlemesidir. Wilbur’un ölme çabasındaki ironi ile Harbour’un yaşama tutunma çabasındaki trajedi arasındaki zıtlık, izleyiciyi derinden düşündürüyor. Ayrıca, filmdeki diyalogların kalitesi ve karakterlerin derinliği, onu sadece bir film değil, unutulmaz bir edebi deneyim haline getiriyor.
Yaşam ve Ölüm Paradoksu: Ölümü arzulayan birinin yaşamdaki anlamı keşfetme süreci.
Kardeşlik ve Fedakârlık: Koşulsuz sevginin, bir insanı uçurumun kenarından çekip alma gücü.
Kaderin Cilvesi: Planladığımız hayat ile başımıza gelen gerçeklik arasındaki absürt uyum.
Eğer bu filmin hüzünlü ve mizahi dokusunu sevdiyseniz, bir başka kült yapım olan Harold ve Maude filmini kesinlikle izlemelisiniz. Ayrıca benzer bir İskoç atmosferi ve hayatın içinden karakterler için Esaretin Bedeli kadar umut dolu olmasa da insani bağlara odaklanan İtalyanca Öğrenmeye Başlayanlar (yine Lone Scherfig’den) ve hayata tutunma çabasını anlatan Ölü Ozanlar Derneği gibi klasikler ilginizi çekebilir.
Film, Danimarka-İngiltere ortak yapımı olmasına rağmen çekimlerin tamamı İskoçya’nın Glasgow kentinde gerçekleştirilmiştir. Lone Scherfig, filmin senaryosunu yazarken karakterlerin gerçekçi olması için uzun süre hastane gözlemleri yapmıştır. Filmin müzikleri, hikâyenin o kendine has melankolik havasını desteklemek adına İskoç halk ezgilerinden esintiler taşır ve birçok festivalden "En İyi Senaryo" ve "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" gibi ödüllerle dönmüştür.
Hayır, film intihar temasını işlese de yoğun bir kara mizah barındırır ve izleyiciyi karanlıkta bırakmak yerine hayatın absürt güzelliklerini gösterir.
Jamie Sives, bu filmdeki çıkışından sonra Game of Thrones (Jory Cassel) ve Chernobyl gibi dünyaca ünlü yapımlarda yer almıştır.
Film boyunca Wilbur’un bu arzusu, sadece bir yok olma isteği değil, aslında dünyada bir yer edinememe ve anlaşılamama sancısı olarak işlenir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...