

John Wick

Viggo Tarasov

Iosef Tarasov

Marcus

Avi

Ms. Perkins

Gregori

Victor

Kirill

Helen
John Wick, karanlık geçmişini geride bırakmış, huzurlu bir hayat süren emekli bir kiralık katildir. Ancak eşinin zamansız ölümüyle sarsılan John’un elinde, ondan geriye kalan tek hatıra olan köpeği Daisy vardır. Hayata tutunma çabası içindeyken, Rus mafya liderinin oğlunun evine girmesi, arabasını çalması ve en değerli varlığı olan köpeğini öldürmesiyle John’un dünyası başına yıkılır. Bu olay, uyuyan devin uyanmasına ve profesyonel suç dünyasının korkulu rüyası olan "Baba Yaga"nın geri dönmesine neden olur.
John, sadece bir intikam arayışında değildir; o, elinden alınan huzurun ve saygının bedelini ödetmek için yeraltı dünyasının kalbine doğru bir savaşa girer. New York sokaklarında başlayan bu takip, Continental Oteli’nin kendine has kuralları ve suikastçıların gizli dünyasıyla birleşerek izleyiciyi soluksuz bir kovalamacanın içine çeker. John Wick, durdurulamaz bir irade ve kusursuz bir profesyonellikle, karşısına çıkan herkesi tek tek saf dışı bırakırken, aksiyon sinemasında yeni bir dönemin kapılarını aralar.
Keanu Reeves, John Wick karakteriyle adeta özdeşleşerek kariyerinde yeni bir zirve noktasına ulaşıyor. Minimalist oyunculuğu, fiziksel performansı ve karakterin içindeki derin acıyı yansıtan bakışlarıyla Reeves, modern bir aksiyon ikonu yaratıyor. Michael Nyqvist, Rus mafya lideri Viggo Tarasov rolünde soğukkanlı ve otoriter bir performans sergilerken, Alfie Allen şımarık ve fevri oğul Iosef karakteriyle izleyicinin nefretini kazanmayı başarıyor.
Willem Dafoe, Marcus rolüyle John’un geçmişinden gelen sadık bir dost ve keskin nişancı olarak filme derinlik katıyor. Ian McShane ise suikastçılar dünyasının tarafsız bölgesi olan Continental Oteli’nin yöneticisi Winston karakteriyle, serinin ilerleyen bölümlerinde de etkisini hissettirecek olan karizmatik ve kurallara bağlı lider profilini mükemmel bir şekilde çiziyor.
Chad Stahelski ve David Leitch ikilisinin yönettiği film, dublör kökenli yönetmenlerin aksiyon sahnelerine getirdiği estetik devrimle öne çıkıyor. "Gun-fu" olarak adlandırılan, ateşli silah kullanımıyla yakın dövüş sanatlarını harmanlayan koreografiler, filmi türdeşlerinden ayırıyor. Hızlı kurgu yerine daha geniş açılı ve uzun planlı dövüş sahneleri, izleyicinin aksiyonun her anını net bir şekilde takip etmesini sağlıyor. Filmin yarattığı mitoloji ve yeraltı dünyasının kendi içindeki yazılı olmayan kuralları, hikayeye gizemli ve sürükleyici bir atmosfer katıyor.
Hızlı tempo, kusursuz dövüş koreografisi ve stilize edilmiş bir görsel dil arayan tüm aksiyon tutkunları için John Wick bir başyapıttır. İntikam temalı hikayelerden hoşlananlar ve karakter odaklı anti-kahraman yolculuklarını seven izleyiciler bu yapımı mutlaka listelerine eklemelidir. Ayrıca, sinemada estetik şiddet ve profesyonel suikastçı dünyasının merak uyandıran kurallarına ilgi duyanlar için bu gerilim dolu film benzersiz bir deneyim sunacaktır.
John Wick, sadece bir aksiyon filmi değil, aynı zamanda türün kurallarını yeniden yazan bir stil denemesidir. Keanu Reeves'in dublör kullanmadan gerçekleştirdiği sahnelerin inandırıcılığı ve filmin neon ışıklı, karanlık ama bir o kadar da şık dünyası izleyiciyi hemen etkisi altına alır. Duygusal bir motivasyonla başlayan intikam hikayesinin, küresel bir suikastçı ağının kapılarını aralaması, seyirciyi sadece bir filme değil, devasa bir evrene davet eder.
İntikam ve Adalet: Kişisel bir kaybın, toplumsal kuralların ötesinde bir hesaplaşmaya dönüşmesi.
Yas Süreci: John’un eşinin kaybıyla başa çıkma yöntemi olarak şiddete başvurması.
Sadakat ve Onur: Suç dünyasındaki eski dostluklar ve verilen sözlerin ağırlığı.
Kaderden Kaçış: Geçmişin, ne kadar uzağa gidilirse gidilsin eninde sonunda kişiyi bulması.
John Wick’in yarattığı tarzı sevenler için benzer bir sertlik sunan Nobody (Önemsiz Biri) veya başrolünde yine güçlü bir performans izlediğimiz Atomic Blonde harika tercihler olacaktır. Ayrıca, bir suikastçının disiplinini ve yalnızlığını işleyen The Killer veya profesyonel bir korumanın hikayesini anlatan Man on Fire (Gazap Ateşi) filmleri de John Wick’in yarattığı atmosferi aratmayacak kalitededir.
Keanu Reeves, filmdeki dövüş sahnelerinin %90'ından fazlasını kendisi gerçekleştirmiş ve çekimler öncesinde dört ay boyunca yoğun bir silah ve dövüş eğitimi almıştır. Filmin orijinal adı başlangıçta "Scorn" olarak belirlenmişti ancak Reeves'in filmi sürekli "John Wick" olarak anması nedeniyle yapımcılar ismi değiştirmeye karar vermişlerdir. Ayrıca film, sadece bir intikam hikayesi olarak planlanmışken, yakaladığı devasa başarı sayesinde bir dünya fenomenine dönüşmüştür.
Rus folklorunda bir cadı figürü olan Baba Yaga, suç dünyasında John Wick’in bitiriciliğini, efsanevi gücünü ve durdurulamaz doğasını tanımlamak için kullanılan korkutucu bir lakaptır.
Continental Oteli, filmin kurgusal evrenine ait bir mekan olup New York’taki ünlü Beaver Building binası dış çekimler için kullanılmıştır.
John Wick’in çalınan ve olayların fitilini ateşleyen ikonik arabası 1969 model bir Ford Mustang Mach 1'dir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...