
Komedi, Dram, Romantik

Isaac Davis

Mary Wilkie

Yale

Tracy

Jill

Emily

Connie

Dennis

Television Director

Television Producer
Manhattan, 42 yaşındaki televizyon yazarı Isaac Davis’in orta yaş krizini ve New York’un entelektüel çevrelerinde filizlenen karmaşık gönül ilişkilerini mercek altına alıyor. Isaac, bir yandan 17 yaşındaki Tracy ile olan ilişkisinin ahlaki ve yaşsal çıkmazlarını yaşarken, diğer yandan en yakın arkadaşının metresi olan Mary’ye aşık olmasıyla hayatını iyice içinden çıkılmaz bir hale getirir. Film, karakterlerin sürekli kendilerini ve birbirlerini analiz ettikleri, sofistike ama bir o kadar da bencilce olan dünyalarını gözler önüne serer.
Hikâye, sadece bir aşk üçgeni değil; aynı zamanda modern insanın tatminsizliğine ve dürüstlük arayışına dair derin bir eleştiridir. New York sokaklarının büyüleyici atmosferinde geçen bu yolculukta Isaac, hayallerindeki kadını ararken aslında kendi içindeki boşlukla yüzleşmek zorunda kalır. Romantik komedi türüne çok daha melankolik ve felsefi bir bakış açısı getiren yapım, izleyiciyi spoilersız bir şehir güzellemesine davet ediyor.
Filmin başrolünde, her zamanki nevrotik ve entelektüel tavrıyla Isaac karakterine hayat veren Woody Allen yer alıyor. Allen, karakterin zayıflıklarını ve ironik bakış açısını o kadar samimi yansıtıyor ki, izleyici onun hatalarına rağmen bağ kurabiliyor. Diane Keaton, Mary rolünde modern kadının kafa karışıklığını ve entelektüel savunmalarını muazzam bir enerjiyle sergilerken; Mariel Hemingway, Tracy karakteriyle filme beklenmedik bir saflık ve olgunluk katıyor.
Meryl Streep ise Isaac’in eski eşi rolünde, hikâyenin arka planındaki çatışmayı körükleyen soğuk ama karizmatik bir performans sergiliyor. Oyuncuların her biri, karakterlerin o çok katmanlı, yer yer snob ama daima insani hallerini editoryal bir titizlikle yansıtıyor. Bu kadro, dram filmleri içindeki karakter derinliğini en üst seviyeye taşıyan performanslara imza atıyor.
Woody Allen’ın yönetmen koltuğunda oturduğu Manhattan, sinema tarihinin en estetik siyah-beyaz çekimlerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Gordon Willis’in görüntü yönetimi, şehri sadece bir mekan değil, yaşayan bir karakter haline getiriyor. George Gershwin’in "Rhapsody in Blue" eseriyle bütünleşen o meşhur açılış sekansı, sinemanın şiirsel gücünün en somut örneğidir. Film, hızı ve diyalog yapısıyla entelektüel bir tempoda ilerlerken, duygusal etkisiyle izleyiciyi derinden sarsmayı başarıyor.
Bu film, özellikle şehir kültürüne, modern ilişki psikolojisine ve Woody Allen sinemasına ilgi duyanlar için vazgeçilmez bir eserdir. Eğer sinemada görselliğin diyalogla kusursuz uyumunu ve New York atmosferini seviyorsanız bu yapım tam size göre. Ayrıca klasik filmler içinde estetik bir doygunluk arayan her sinefilin mutlaka izlemesi gereken bir başyapıttır.
Manhattan, ilişkilerin ne kadar kırılgan ve insanların ne kadar kusurlu olduğunu anlatırken bile bunu büyük bir zarafetle yapabildiği için izlenmeli. Siyah-beyaz geniş açı çekimleri, Queensboro Köprüsü altındaki o ikonik bank sahnesi ve Gershwin’in notaları, izleyiciye bir filmden çok daha fazlasını; bir hayat vizyonunu sunuyor. Saf dürüstlüğün ve masumiyetin nerede saklı olduğunu sorgulatan finaliyle unutulmaz bir deneyim vaat ediyor.
İlişkilerde Ahlak ve Yaş: Aşkın toplumsal normlar ve etik değerlerle olan çatışması.
Şehir ve Kimlik: Manhattan’ın bireylerin yalnızlığı ve entelektüel kimliği üzerindeki belirleyici etkisi.
Tatminsizlik: Sürekli daha iyisini ararken elindekinin kıymetini anlamadaki geç kalmışlık.
Eğer bu filmin yarattığı melankolik ve entelektüel şehir havasını sevdiyseniz, yine Woody Allen’ın bir başka klasiği olan Annie Hall veya modern bir New York hikâyesi sunan Frances Ha filmlerine göz atabilirsiniz. İlişki karmaşasını siyah-beyaz bir estetikle işleyen yapımlar ilginizi çekiyorsa Before Midnight serisi de benzer bir tat verebilir.
Woody Allen, filmi tamamladığında sonuçtan o kadar memnun kalmamıştır ki, stüdyoya filmi yakmaları karşılığında bir sonraki filmini bedavaya çekmeyi teklif etmiştir. Ancak film vizyona girdiğinde hem eleştirmenlerden hem de izleyicilerden büyük övgüler alarak yönetmenin en iyi işlerinden biri kabul edilmiştir. Mariel Hemingway, 18 yaşındayken bu filmdeki performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilmiştir.
Woody Allen, şehri çocukluğundan beri hayal ettiği o nostaljik ve romantik haliyle yansıtmak istediği için siyah-beyaz formatı tercih etmiştir.
Queensboro Köprüsü’ne bakan bir bankta Isaac ve Mary’nin oturduğu sahne, sinema tarihinin en ikonik karelerinden biri olarak kabul edilir.
Film her iki türün de özelliklerini taşır; zekice esprilerle güldürürken, ilişkilerin çıkmazıyla hüzünlendiren bir "dramedi" örneğidir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...