

James Stevens

Miss Kenton

Lord Darlington

Jack Lewis

Reginald Cardinal

William Stevens

Charlie, Head Footman

Mrs. Mortimer, the cook

Spencer

Dupont D'Ivry
The Remains of the Day, İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında geçen, sadakat ve görev kavramlarını bir kâhyanın gözünden inceleyen derinlikli bir dramdır. Stevens, Darlington Malikanesi’nde ömrünü kusursuz hizmete adamış bir başkâhyadır. Hayatının merkezine koyduğu "itibar" ve "profesyonellik" kavramları, onun kendi duygularını ve çevresindeki dünyayı algılamasını engelleyen bir zırh haline gelmiştir. Malikâneye yeni gelen disiplinli ama hayat dolu housekeeper Bayan Kenton, Stevens’ın bu katı dünyasında bir çatlak açar.
Yıllar boyunca aralarındaki söze dökülmemiş gerilim ve derin sevgi, Stevens’ın görevine olan sarsılmaz bağlılığı nedeniyle hep gölgede kalır. Stevens, efendisi Lord Darlington’ın Nazi sempatizanı politik figürlerle yürüttüğü tehlikeli ilişkileri bile sorgulamadan hizmetine devam ederken, aslında hayatının en büyük hatasını yapmaktadır. Yıllar sonra emeklilik günlerinde geçmişe doğru bir yolculuğa çıkan Stevens, kaçırdığı aşkı ve körü körüne hizmet ettiği ideallerin boşluğunu fark ettiğinde, elinde sadece "günden kalanlar" ve buruk bir pişmanlık kalacaktır.
Anthony Hopkins, Stevens rolünde oyunculuk dersi veriyor. Tek bir mimikle bile fırtınalar koparan ama dışarıdan bir kaya kadar sert duran bu karakteri canlandırırken, bastırılmış duyguların ağırlığını izleyiciye iliklerine kadar hissettiriyor. Hopkins’in performansı, sessizliğin ve söylenmeyenlerin gücünü temsil eden sinema tarihinin en iyi başyapıt seviyesindeki oyunculuklarından biridir.
Emma Thompson, Bayan Kenton rolünde Stevens’ın donuk dünyasına sıcaklık ve zarafet getiriyor. Thompson, karakterinin yaşadığı hayal kırıklığını ve umutsuz aşkı öylesine samimi bir yerden yansıtıyor ki, izleyiciyle arasında kopmaz bir bağ kuruyor. Bu ikilinin arasındaki ekran uyumu, filmin duygusal iskeletini oluştururken, James Fox (Lord Darlington) ve Christopher Reeve gibi isimler de kadronun kalitesini yukarılara taşıyor.
Yönetmen James Ivory ve yapımcı Ismail Merchant ikilisi, bu filmle dönem draması türünün zirvesine ulaşıyor. Kazuo Ishiguro’nun Booker ödüllü romanından uyarlanan yapım, sadece bir İngiliz malikanesi hikâyesi değil; aynı zamanda insanın kendi hayatı üzerindeki kontrolünü kaybetmesinin trajedisidir. Filmin temposu, bir kâhyanın titizliğiyle ilerlerken; her bir kadraj, her bir eşya yerleşimi sınıf bilincini ve dönemin siyasi atmosferini simgeler. Müzikler ve Richard Robbins’in besteleri, anlatının melankolik dokusunu harika bir şekilde tamamlıyor.
Klasik İngiliz edebiyatı atmosferini sevenler, karakter odaklı psikolojik dramalardan hoşlananlar ve sinemada incelikli detayların peşinde olanlar için bu film bir mücevher niteliğindedir. Eğer bir insanın görev aşkı uğruna neleri feda edebileceğini ve tarihin büyük olaylarının küçük hayatlar üzerindeki yıkıcı etkisini merak ediyorsanız, bu dram filmini mutlaka izlemelisiniz. Duygusal derinliği yüksek ve edebi yönü güçlü yapımlar arayan izleyiciler için en doğru tercihlerden biridir.
Bu film, "pişmanlık" duygusunu sinemada en iyi işleyen eserlerden biridir. Büyük politik olayların gölgesinde kalan sıradan insanların trajedisini, bağırmadan ama derinden anlatır. Bir insanın kendi duygularına yabancılaşmasının ne kadar yıkıcı olabileceğini görmek ve Anthony Hopkins ile Emma Thompson’ın kariyer zirvelerine tanıklık etmek için bu yapım vazgeçilmezdir.
Görev ve Sadakat: Bireyin mesleki kimliğiyle insani duyguları arasındaki yıkıcı çatışma.
Kaçırılan Fırsatlar: Hayatın sonuna gelindiğinde yaşanan "keşke"lerin ağırlığı.
Sınıf Bilinci: İngiliz toplum yapısının katı kuralları ve bu kuralların bireyi hapsetmesi.
Siyasi Körlük: İdeallerin peşinde giderken gerçeği görmeyi reddetmenin sonuçları.
Bu filmin zarif ve hüzünlü atmosferini sevdiyseniz, yine bir James Ivory yönetimi olan ve duygusal kısıtlamaları işleyen Howards End filmini kesinlikle izlemelisiniz. Ayrıca, Edith Wharton uyarlaması olan ve benzer bir dönem ruhunu taşıyan Masumiyet Çağı (The Age of Innocence), aristokrasinin birey üzerindeki baskısını anlamak için mükemmel bir benzerlik sunar. Daha modern ama aynı derecede melankolik bir platform filmi arayanlar için Kazuo Ishiguro’nun bir diğer eseri olan Beni Asla Bırakma (Never Let Me Go) önerilebilir.
Film, 8 dalda Oscar adaylığı almasına rağmen o yılın güçlü rakipleri arasında ödül kazanamamış, ancak eleştirmenler tarafından bir kült olarak kabul edilmiştir.
Anthony Hopkins, rolüne hazırlanmak için gerçek bir saray kâhyasıyla vakit geçirmiş ve onların duruş, yürüyüş gibi tüm inceliklerini öğrenmiştir.
Filmin çekildiği malikâne olan Dyrham Park, günümüzde hala korunmakta olan ve ziyaretçilere açık tarihi bir yapıdır.
Senaryo, Harold Pinter gibi dev isimlerin süzgecinden geçtikten sonra Ruth Prawer Jhabvala tarafından son haline getirilmiştir.
Stevens, "itibar" kavramını sadece işini iyi yapmak değil, her koşulda soğukkanlılığını korumak olarak tanımlar. Bu profesyonellik takıntısı zamanla onun tüm kişiliğini ele geçirmiş ve insani bağ kurma yetisini köreltmiştir.
Filmde Lord Darlington kötü niyetli bir adamdan ziyade, savaşı engellemeye çalışan ama bunu yaparken Nazi Almanya'sının oyuncağı haline gelen saflık derecesinde idealist bir figür olarak resmedilir.
Malikânenin içinde uçan ve sonra dışarı çıkan kuş, Stevens'ın hiçbir zaman yakalayamadığı özgürlüğü ve malikanenin içinde kapalı kalan hayatını simgeler.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...