

Sam

Sarah

Alfred

Fanny

Mathieu

Neighbor Father

Neighbor Mother
Neighbor Daughter
Zombie Neighbor

Zombie Father
Eski kız arkadaşının dairesine eşyalarını almak için giden Sam, kalabalık ve gürültülü bir partinin ortasında uyuyakalır. Ertesi sabah uyandığında ise bildiği dünya sona ermiştir. Paris sokakları zombiler tarafından istila edilmiş, sessizlik sadece yaşayan ölülerin hırıltılarıyla bozulmaktadır. Sam için hayatta kalmak, artık sadece dışarıdaki canavarlardan kaçmak değil, kapandığı devasa apartman dairesinde zamanın, yalnızlığın ve deliliğin pençesinden kurtulmaktır.
Dominique Rocher’in yönettiği yapım, alışıldık zombi filmleri türünü bambaşka bir boyuta taşıyor. Aksiyon ve kan gölü yerine, bir insanın izolasyon altında geçen günlerini, yiyecek stoklamasını, apartmanın içinde kendine yarattığı küçük dünyayı ve en büyük düşmanı olan "sessizliği" odağına alıyor. Film, kıyametin gürültüsünü değil, o büyük felaketten sonra geriye kalan ıssızlığın psikolojik ağırlığını iliklerimize kadar hissettiriyor.
Filmin neredeyse tamamı boyunca tek başına izlediğimiz Anders Danielsen Lie, Sam karakterinde devleşiyor. Lie, karakterin umutsuzluktan kabullenişe, yaratıcılıktan çöküşe giden ruh halini o kadar doğal yansıtıyor ki, izleyici kendisini onunla birlikte o daireye hapsolmuş hissediyor. Aktörün minimal ama etkili oyunculuğu, filmin inandırıcılık dozunu zirveye taşıyor.
Sam’in apartman asansöründe kapana kısılmış bir zombiyle (Alfred) kurduğu tuhaf "arkadaşlık" sahnelerinde Denis Lavant’ın performansı, filme grotesk bir derinlik katıyor. İlerleyen bölümlerde karşımıza çıkan Golshifteh Farahani ise hikâyeye yeni bir soluk getirerek Sam’in gerçeklik algısını sorgulatan kritik bir role hayat veriyor.
The Night Eats the World (Gece Dünyayı Yuttuğunda), Fransız sinemasının tür filmlerine getirdiği o entelektüel ve sofistike dokunuşu temsil ediyor. Yönetmen Dominique Rocher, mekanı bir karakter gibi kullanarak izleyiciyi klostrofobik bir yolculuğa çıkarıyor. Film, zombileri birer korku figüründen ziyade, kahramanın yalnızlığını vurgulayan statik nesnelere dönüştürüyor. Dünya sineması içinde korku ve dramın bu denli zarifçe harmanlandığı, türün klişelerine yüz çeviren nadir yapımlardan biri olarak karşımıza çıkıyor.
Hızlı kurgulu, bol patlamalı zombi filmlerinden ziyade, karakterin iç dünyasına odaklanan ve atmosferiyle büyüleyen yapımları sevenler bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer bağımsız sinema ruhuna sahip, psikolojik gerilimi yüksek hikâyeler ilginizi çekiyorsa, Sam’in Paris’in göbeğindeki bu ıssız mücadelesi sizi etkileyecektir. İzolasyon temasını ve hayatta kalma güdüsünü farklı bir dille görmek isteyenler için kaçırılmayacak bir yapım.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, türünün en "sessiz" ve en "insani" örneği olmasıdır. Film, bir zombi istilasında asıl mücadelenin dışarıda değil, zihnimizin içinde verildiğini kanıtlıyor. Sam’in boş apartman dairelerinde bulduğu müzik aletleriyle yaptığı deneysel müzikler ve hayata tutunma çabası, sinematografik açıdan büyüleyici anlar sunuyor. Kült filmler arasına girmeye aday bu yapım, zombi türüne getirdiği varoluşçu bakış açısıyla hafızalara kazınıyor.
İzolasyon ve Yalnızlık: Sosyal bir varlık olan insanın, tam bir yalnızlık içinde akıl sağlığını koruma çabası.
Zaman Algısı: Rutinlerin yok olduğu bir dünyada zamanın nasıl anlamsızlaştığı.
Hayatta Kalma İçgüdüsü: En umutsuz anlarda bile insanın bir amaç bulma ve yaşama tutunma yeteneği.
Medeniyetin Sonu: Modern dünyanın sembolü olan bir apartmanın, vahşi doğanın bir parçasına dönüşümü.
Sam’in bu yalnız mücadelesini sevdiyseniz, yine tek mekanlı ve yüksek gerilimli bir hayatta kalma hikâyesi sunan I Am Legend (Ben Efsaneyim) veya izolasyonun deliliğe sürükleyen etkisini işleyen The Lighthouse filmlerini izleyebilirsiniz. Ayrıca, zombi türüne dramatik bir yaklaşım getiren Maggie de ilginizi çekebilir.
Film, Pit Agarmen’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmıştır.
Çekimlerin büyük bir kısmı Paris’teki gerçek bir apartman kompleksinde yapılmış, bu da filme o tekinsiz gerçeklik hissini kazandırmıştır.
Filmde zombiler, diğer türdaşlarının aksine son derece sessizdir; yönetmen bu tercihiyle sessizliğin yarattığı gerilimi artırmayı hedeflemiştir.
Film bir Fransız yapımıdır ancak karakterin iç dünyasına ve yalnızlığına odaklandığı için bazı sürümleri İngilizce olarak çekilmiş veya seslendirilmiştir; atmosferi hissetmek adına orijinal dilinde izlenmesi önerilir.
Yönetmen zombileri "doğanın bir parçası" gibi konumlandırmıştır; onlar sadece oradadırlar ve varlıkları bile Sam üzerindeki psikolojik baskıyı yaratmaya yeterlidir.
Final, izleyiciye kesin bir cevap sunmak yerine hayatta kalmanın sadece bir durak değil, sonu gelmeyen bir yolculuk ve mücadele olduğunu vurgulayan simgesel bir kapanış yapar.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...