
Belgesel
Yönetmenler Agil Ghavami ve Farhad Gholami, izleyiciyi İran'ın batısındaki sarp dağların kalbine, bir taş ocağının tozlu ve tehlikeli dünyasına götürüyor. Film, devasa kaya kütlelerini ilkel yöntemlerle parçalayan işçilerin gündelik yaşamını takip ederken, bu ağır işçiliğin insan ruhu üzerindeki etkilerini inceliyor. Hikâye, sadece bir ekmek kavgası değil; insanın doğayı dize getirme çabası ile doğanın bu müdahaleye verdiği sessiz ama görkemli yanıtın destanıdır.
Belgeselin anlatısı, sessizliğin ve makinelerin gürültüsünün ritmi üzerine kurulu. İşçilerin ailelerinden uzakta, sert iklim koşullarında sürdürdükleri bu yaşam, zamanla varoluşsal bir sorgulamaya dönüşüyor. Her bir balyoz darbesi, sadece taşı değil, aynı zamanda umudu ve hayal kırıklığını da şekillendiriyor. Film, modern dünyanın inşa edildiği o devasa taşların arkasındaki görünmez ellerin, tozla kaplı yüzlerin ve nasırlı ellerin hikâyesini en saf haliyle sunuyor.
Bir gözlemci belgeseli (observational documentary) olan yapımda profesyonel oyuncular yer almıyor; kadraja giren her yüz, o dağlarda ömrünü tüketen gerçek birer emekçi. Filmin başrolünde, taş ocağının zorlu hiyerarşisinde ayakta kalmaya çalışan Amir ve tecrübeli iş arkadaşları bulunuyor. İşçilerin kendi aralarındaki doğal diyaloglar ve birbirlerine olan sessiz bağlılıkları, kurgu bir senaryonun ötesinde bir sahicilik taşıyor.
Yönetmenler Agil Ghavami ve Farhad Gholami, işçilerle geçirdikleri uzun aylar boyunca onların güvenini kazanarak kamerayı adeta görünmez kılmışlar. Bu sayede izleyici, işçilerin en mahrem anlarına, korkularına ve akşam ateş başında kurdukları mütevazı hayallere doğrudan ortak oluyor. Performansların gücü, oyunculuktan değil, hayatın provasız gerçekliğinden geliyor.
Cutting Through Rocks, görsel estetiğiyle ön plana çıkan sarsıcı bir İran sineması örneği. Siyah-beyaz tercih edilen sahneler, taşın soğukluğunu ve tozun yoğunluğunu izleyiciye fiziksel olarak hissettiriyor. 2025 Sundance Film Festivali'nde "Dünya Sineması Belgesel" dalında Jüri Özel Ödülü alan yapım, sinematografisiyle bir fotoğraf sergisini andırıyor.
Yönetmenlik dili oldukça sabırlı; acele etmiyor, uzun planlarla taşın sertliğini ve zamanın o dağlarda ne kadar yavaş aktığını vurguluyor. Müzik kullanımının minimal tutulması, taşın ve rüzgârın sesini filmin asıl müziği haline getiriyor. Bu belgesel, sinemanın sadece bir hikâye anlatma aracı değil, aynı zamanda bir tanıklık biçimi olduğunu hatırlatıyor.
Sanat sinemasına ilgi duyanlar, antropolojik belgeselleri sevenler ve görsel hikâye anlatıcılığına önem veren izleyiciler için bu film kaçırılmaması gereken bir eser. Eğer MUBI tarzı küratörlü içeriklerden hoşlanıyor ve "yavaş sinema" (slow cinema) akımına ilgi duyuyorsanız, bu belgesel sizi derinden etkileyecektir. Ayrıca, işçi hakları ve toplumsal adalet konularına duyarlı izleyiciler de filmde kendilerinden çok şey bulacaklar.
Bu yapım, modern şehirlerimizin, görkemli binalarımızın temelinde yatan o ilkel ve ağır emeği bize hatırlatıyor. İnsanın doğayla olan ezeli rekabetini, yıkıcı olduğu kadar yaratıcı da olan o döngüyü anlamak için Cutting Through Rocks benzersiz bir perspektif sunuyor. Görsel bir şölen sunmasının yanı sıra, izleyiciyi modern dünyanın konforundan çıkarıp taşın ve tozun çıplak gerçekliğiyle yüzleştiriyor.
Emeğin Yüceliği ve Ağırlığı: Fiziksel zorlukların insan onuru ve bedeni üzerindeki etkisi.
Doğa ve İnsan Çatışması: İnsanın doğaya hükmetme çabasının trajik ve estetik boyutu.
İzolasyon ve Yalnızlık: Dağların başında, toplumdan uzakta kurulan zorunlu bir yaşam alanı.
Sessiz Direniş: Olumsuz koşullara rağmen hayata tutunma ve dayanışma azmi.
Taşın ve emeğin estetiğini sevenler için Gianfranco Rosi’nin Below Sea Level belgeseli veya İran sinemasının ustalık eserlerinden olan ve kırsal yaşamı eşsiz bir dille aktaran Abbas Kiarostami filmleri benzer bir atmosfer sunabilir. Ayrıca, emeği odağına alan Workingman's Death (İşçinin Ölümü) belgeseli, bu filmle harika bir ikili oluşturacaktır.
Film, 2025 Sundance Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapmış ve eleştirmenlerden tam not almıştır.
Çekimler, İran’ın ulaşımı oldukça zor olan yüksek rakımlı taş ocaklarında, zorlu kış şartlarında gerçekleştirilmiştir.
Yönetmenler, belgeselin ses tasarımı için gerçek taş ocağı seslerini kullanarak Dolby Atmos teknolojisiyle özel bir ses evreni yaratmışlardır.
Filmin siyah-beyaz tercih edilmesinin nedeni, taşın dokusunu ve işçilerin yüzündeki çizgileri daha belirgin kılmaktır.
Hayır, bu tamamen bir belgeseldir ve çekimler gerçek bir taş ocağında, oranın gerçek çalışanlarıyla yapılmıştır.
Belgeselin orijinal dili Farsça ve yerel lehçelerdir, ancak filmde diyalogdan ziyade görsel anlatım ve atmosfer ön plandadır.
2025 yılında festivalleri dolaşan yapım, yılın ikinci yarısında bağımsız film platformları ve seçkin sanat sinemalarında gösterime girmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...