
Lina, 2011 yılında Şam'da devrim ateşi yanmaya başladığında, eline kamerasını alıp bu tarihi anları kaydetmeye karar veren genç bir kadındır. Ancak hikaye, basit bir politik belgeselden çok daha fazlasına evrilir. Film, Lina ve arkadaşlarının on yıllık bir süreçte (beş "mevsim" olarak adlandırılan dönemlerde) yaşadığı dönüşümü takip eder. İlk başta özgürlük ve umutla sokaklara dökülen bu arkadaş grubu, zamanla savaşın vahşeti, tutuklamalar, sürgün ve hayal kırıklıklarıyla yüzleşir.
Lina, kimliğini ve güvenliğini korumak için farklı isimler ve takma kimlikler kullanarak hem bir aktivist hem de bir tanık olarak kamerasını çalıştırmaya devam eder. Film; bir devrimin nasıl başladığını, nasıl bir iç savaşa dönüştüğünü ve bu süreçte bireylerin ruhlarında nelerin parçalandığını en içeriden, en samimi haliyle gösterir. Bu, sadece Suriye'nin değil, bir neslin yok oluşunun ve hayata tutunma çabasının belgesel film günlüğüdür.
Yönetmen Lina (güvenlik nedeniyle soyadını kullanmıyor), on yıl boyunca biriktirdiği ham ve çoğu zaman çekilmesi yasak olan görüntüleri, bir kurgu harikasına dönüştürmüş. Sundance Film Festivali’nde prömiyerini yapan yapım, benzer savaş belgesellerinden "kişisel" tonuyla ayrılıyor. Lina bize sadece bombaları veya yıkımı değil; mutfakta yapılan sohbetleri, korku dolu fısıldaşmaları ve arkadaşları arasındaki bağın nasıl sınandığını gösteriyor. Sinematografik olarak yer yer el kamerası titremeleriyle gelen o "gerçeklik" hissi, izleyiciyi Şam'ın arka sokaklarına ve direnişin tam kalbine hapsediyor.
Yakın doğu tarihi, toplumsal hareketler ve insan hakları konularına ilgi duyan herkes bu filmi izleme listesine almalı. Özellikle bağımsız sinema hayranları ve "gerilla sinemacılığı" (guerilla filmmaking) tekniklerini merak edenler için film, teknik ve duygusal bir ders niteliğinde. Eğer "For Sama" veya "The Cave" gibi, savaşın ortasında kadın bir sinemacının gözünden anlatılan dürüst hikayelerden etkilendiyseniz, bu yapım sizi derinden sarsacaktır.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, ana akım medyanın sunduğu "istatistiksel" savaş haberlerinin ötesine geçip, o haberlerin öznesi olan insanların duygularına dokunabilmektir. Film, devrimin romantize edilmiş bir versiyonunu değil, onun getirdiği ağır bedelleri ve insanın içindeki o sönmeyen "tanıklık etme" arzusunu anlatıyor. Bir kadının kamerasını bir silaha, bir kalkana ve bir hafıza kutusuna dönüştürmesini izlemek oldukça ilham verici.
Hafıza ve Tanıklık: Unutulmaya çalışılan bir gerçeği kayıt altına almanın hayati önemi.
Arkadaşlık ve İhanet: Savaşın ve siyasi baskının en yakın dostluklar üzerindeki yıkıcı etkisi.
Kimlik ve Gizlilik: Baskıcı bir rejim altında hayatta kalmak için sürekli başka birine dönüşme zorunluluğu.
Umut ve Melankoli: Büyük bir değişim hayalinin, yerini uzun süreli bir hayatta kalma mücadelesine bırakışı.
Eğer bu belgeselin samimiyetini ve trajedisini sevdiyseniz, bir annenin kuşatma altındaki Halep'te kızına bıraktığı görsel mektup olan For Sama'yı mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca, yine Suriye'deki sivil direnişi ve kurtarma ekiplerini anlatan Last Men in Aleppo veya The White Helmets de benzer bir atmosfer sunan başarılı sosyal dram ve belgesel örnekleridir.
Yönetmen Lina, filmin çekimleri sırasında defalarca gözaltına alınma riskiyle karşılaşmış ve görüntülerin büyük bir kısmını yurt dışına kaçırmak zorunda kalmıştır. Filmin kurgu süreci, Suriye dışındaki güvenli bölgelerde yıllarca sürmüştür. Yapım, sadece Suriye'deki durumu değil, aynı zamanda bir sürgün sinemacının kendi ülkesine dışarıdan bakışını da içeren çok katmanlı bir projedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...