

Camiel Borgman

Marina

Richard

Ludwig

Pascal

Stine
Rebecca

Brenda

Ilonka
Leo
Toplumun en derin katmanlarında, yeraltındaki gizli bir bölmede yaşayan Camiel Borgman, yaşam alanının silahlı adamlar tarafından keşfedilmesiyle ormandaki sığınağını terk etmek zorunda kalır. Modern dünyaya ayak bastığında, karşısına çıkan ilk lüks malikanenin kapısını çalar ve sadece bir banyo yapma ricasında bulunur. Bu basit talep, varlıklı ve statü sahibi bir ailenin pürüzsüz görünen hayatındaki çatlaklardan içeri sızmak için kullandığı bir anahtardır.
Borgman, manipülasyon yeteneği ve tekinsiz karizmasıyla kısa sürede kendini evin bir parçası haline getirir. Ancak o sadece davetsiz bir misafir değil, aynı zamanda yerleşik düzeni kökünden sarsmaya kararlı bir yıkım gücüdür. Yanına çağırdığı gizemli arkadaşlarıyla birlikte, ailenin zihnini ve evdeki hiyerarşiyi yavaş yavaş ele geçirir. Alışılmadık ve ürkütücü yöntemlerle kurulu sistemi bozarak, kendi karanlık kurallarının işlediği yeni ve tuhaf bir düzen inşa eder.
Filmin başrolünde Camiel Borgman karakterine hayat veren Jan Bijvoet, izleyicinin kanını donduran bir sakinlikle muazzam bir performans sergiliyor. Bijvoet’in canlandırdığı karakterin ne olduğu (bir iblis mi, bir peygamber mi yoksa bir şarlatan mı?) film boyunca belirsizliğini korurken, oyuncu bu muğlaklığı her jestinde başarıyla taşıyor.
Evin hanımı Marina rolündeki Hadewych Minis, Borgman’ın büyüsüne kapılan ve vicdan azabı ile arzu arasında sıkışan kadının psikolojik çöküşünü ustalıkla yansıtıyor. Oyuncu kadrosunun genelindeki o soğuk ve mesafeli oyunculuk tarzı, filmin temsil ettiği gerilim ve gizem havasını editoryal bir tutarlılıkla destekliyor. Karakterler arasındaki güç dengeleri değiştikçe, oyuncuların performansı da aynı oranda tekinsizleşiyor.
Hollandalı yönetmen Alex van Warmerdam’ın imzasını taşıyan Bela (Borgman), prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde büyük ses getiren, sembolizmle yüklü bir başyapıttır. Film, bir ev istilası (home invasion) öyküsü gibi başlasa da, kısa sürede toplumsal bir eleştiriye ve sürreal bir masala dönüşüyor. Sinematografisi, steril ve modern mekanları birer korku yuvasına çeviren keskin bir estetiğe sahip. Anlatım dili oldukça kapalı ve izleyiciyi sürekli tetikte tutan bir tempoda ilerliyor; film bittiğinde bile zihninizde cevaplanmamış onlarca soru bırakmayı başarıyor.
Sıradan korku ve gerilim kalıplarından sıkılan, Haneke tarzı rahatsız edici ve düşündürücü sinemadan hoşlananlar için Bela kaçırılmaması gereken bir yapım. Metaforlarla dolu hikayeleri, sembolik anlatımları ve toplumsal sınıf eleştirilerini seven entelektüel izleyici kitlesi bu filmde aradığını bulacaktır. Sürrealist öğelerin gerçekçi bir gerilimle birleştiği, +18 unsurlar barındıran sert ve derin bir dram arayanlar listesine eklemelidir.
Bela, "kötülüğün" aslında dışarıdan gelmediğini, sadece içimizde halihazırda var olan boşluklara yerleştiğini sarsıcı bir dille anlatıyor. Borgman’ın bir aileyi sadece sözleri ve varlığıyla nasıl manipüle ettiğini izlemek, modern insanın konfor alanının ne kadar kırılgan olduğunu tokat gibi yüzümüze vuruyor. Benzerlerinden ayrılan en büyük yönü, hiçbir şeyi doğrudan açıklamaması ve izleyiciyi kendi ahlaki sorgulamalarıyla baş başa bırakmasıdır.
Sınıf Çatışması: Burjuvazinin yapay ve steril dünyasının, yabanıl bir güç tarafından parçalanması.
Manipülasyon ve İtaat: Karizmatik bir figürün, insanların iradesini nasıl ele geçirebileceği.
Kötülüğün Doğası: Kötülüğün somut bir düşmandan ziyade, sisteme sızan bir virüs gibi işlenmesi.
Ev İstilası: Güvenli sayılan "ev" kavramının en ürkütücü şekilde ihlali.
Eğer Borgman’ın o huzursuz edici ve gizemli atmosferini sevdiyseniz, yine bir eve sızan yabancıların hikayesini anlatan Funny Games (Ölümcül Oyunlar) veya sınıf farkını sarsıcı bir gerilimle işleyen Oscar ödüllü Parazit filmlerini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca sembolik anlatımıyla dikkat çeken gerilim yapımları ilginizi çekiyorsa Yorgos Lanthimos imzalı The Killing of a Sacred Deer (Kutsal Geyiğin Ölümü) de benzer bir sinematografik deneyim sunacaktır.
Yönetmen Alex van Warmerdam, filmde kullanılan bazı sahnelerin rüya mantığıyla kurgulandığını ve her şeyin rasyonel bir açıklaması olması gerekmediğini belirtmiştir. Film, Hollanda'nın 2014 yılındaki Oscar aday adayı olarak seçilmiştir. Yapım, Avrupa sinemasının karanlık ve hiciv dolu tarzını modern bir dille harmanlamasıyla dünya genelinde pek çok prestijli festivalden ödülle dönmüştür.
Film bu soruya net bir cevap vermez; Borgman hem bir evsiz gibi görünür hem de doğaüstü güçlere sahip bir iblisi andırır. Bu belirsizlik filmin en güçlü gizem unsurudur.
Filmde fiziksel şiddetten ziyade yoğun bir psikolojik şiddet ve tekinsizlik hakimdir; ancak bazı sahneler görsel olarak oldukça rahatsız edici ve sarsıcı olabilir.
Hayır, Bela ucu açık ve izleyicinin yorumuna dayalı bir finale sahiptir; hikaye daha çok bir durum tespiti ve atmosfer deneyimi olarak kurgulanmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...