
Andrew Haigh’in yönetmenliğini üstlendiği All of Us Strangers, Londra’da neredeyse boş bir gökdelende yaşayan senarist Adam’ın hikâyesini merkezine alıyor. Bir gece kapısını çalan gizemli komşusu Harry ile tanışan Adam’ın rutin hayatı, bu yeni ilişkiyle birlikte derin bir duygusal yolculuğa evrilir. Harry ile aralarındaki bağ güçlenirken, Adam çocukluğunun geçtiği eve geri döner ve burada mucizevi bir durumla karşılaşır.
Yıllar önce trajik bir kazada kaybettiği anne ve babasını, tam da öldükleri yaştaki halleriyle aynı evde yaşarken bulur. Film, Adam’ın ailesiyle yarım kalan vedasını tamamlama çabasını ve bu süreçte kendi kimliğiyle barışma evrelerini ekrana taşır. Gerçeklik ile düşsel bir evren arasında gidip gelen bu anlatı, izleyiciyi "eğer veda etme şansınız olsaydı ne söylerdiniz?" sorusuyla baş başa bırakır.
Filmin kalbinde Andrew Scott, Adam karakterine hayat verirken kariyerinin en kırılgan ve etkileyici performanslarından birini sergiliyor. Bakışlarıyla bile derin bir yalnızlığı ve özlemi hissettiren Scott, karakterin iç dünyasını seyirciye kusursuzca geçiriyor. Harry rolünde izlediğimiz Paul Mescal ise, karakterine kattığı yumuşaklık ve hüzünlü gizemle Adam’ın dünyasındaki duygusal boşluğu dolduran mükemmel bir partner profili çiziyor.
Adam’ın anne ve babasını canlandıran Claire Foy ve Jamie Bell, filmin en can alıcı sahnelerine imza atıyorlar. Foy, anne şefkatini ve dönemin toplumsal bakış açısını dengeli bir şekilde yansıtırken; Bell, bir babanın kabulleniş ve pişmanlık dolu anlarını büyük bir samimiyetle canlandırıyor.
Yönetmen Andrew Haigh, Taichi Yamada’nın romanını sinemaya uyarlarken sadece bir hayalet hikâyesi değil, aynı zamanda zamansız bir yas günlüğü yaratmış. Filmin puslu görselliği ve synth-pop ağırlıklı müzik kullanımı, 80’lerin nostaljisiyle modern yalnızlığı harmanlıyor. Tempo oldukça ağır ilerlese de, her sahne duygusal bir katman ekleyerek finale doğru izleyiciyi savunmasız bırakıyor.
Kaybetme korkusuyla yüzleşmek isteyenler, aile bağlarını sorgulayanlar ve melankolik atmosferi güçlü yapımlardan hoşlananlar bu filmi kaçırmamalı. Dram filmleri kategorisinde derinlik arayan ve karakter odaklı sinemayı seven izleyiciler için All of Us Strangers, unutulmaz bir deneyim vaat ediyor.
Film, queer bir bireyin büyüme sancılarını ve aile onayına duyduğu ihtiyacı, fantastik bir zemin üzerinde son derece insani bir dille anlatıyor. Sinematografisi ve oyunculuk kalitesiyle sadece bir film değil, izleyicinin kendi geçmişine dokunan ruhsal bir terapi seansı niteliği taşıyor.
Yas ve Telafi: Kaybedilen sevdiklerle kurulan hayali ama iyileştirici diyaloglar.
Yalnızlık: Modern şehir hayatında bireyin kendi içine kapanışı.
Kabullenme: Cinsel kimlik ve aile içi çatışmaların sevgiyle çözülme çabası.
Bu filmin yarattığı duygusal yoğunluğu sevdiyseniz, benzer şekilde bellek ve aşk temalarını işleyen Aftersun veya Past Lives gibi yapımları izleyebilirsiniz. Ayrıca yönetmenin bir diğer başyapıtı olan Weekend, ilişkilerdeki samimiyet arayışı açısından bu filmle büyük benzerlikler taşır.
Film, yönetmen Andrew Haigh’in gerçek çocukluk evinde çekilerek hikâyeye otobiyografik bir derinlik kazandırılmıştır.
Senaryo, 1987 yapımı "The Discarnates" filmine de ilham veren Japon romanı "Strangers"tan uyarlanmıştır.
Filmde kullanılan 80’li yılların müzikleri, Adam’ın çocukluğuna dair nostaljik bağı güçlendirmek için özenle seçilmiştir.
Hayır, filmde hayaletler yer alsa da bu bir korku öğesi değil; yas sürecini ve özlemi simgeleyen fantastik bir dram unsurudur.
Filmin sonu, gerçeklik ile zihinsel projeksiyon arasındaki sınırın flulaştığı, Adam’ın kendi içsel barışını sağladığı metaforik bir kapanış sunar.
Evet, her iki oyuncu da çekim sürecinde ve sonrasında yakın arkadaş olduklarını ve bu kimyanın sahnelerdeki doğallığa yansıdığını belirtmişlerdir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...