

Alithea

The Djinn

Professor Günhan

British Council Lady / The Watcher

Airport Djinn

Pale Djinn

The Queen of Sheba

King Solomon

Gulten

Prince Mustafa
Dr. Alithea Binnie, hayatını hikâyelerin yapısını incelemeye adamış, rasyonel ve yalnız bir anlatıbilimci (narratolog) olarak İstanbul'a bir konferans için gelir. Mısır Çarşısı'ndan aldığı çeşm-i bülbül bir şişeyi otel odasında temizlerken, içine hapsolmuş kadim bir Cini kazara serbest bırakır. Cin, özgürlüğünü geri kazanmak için Alithea’ya kalbinin en derin arzusunu yansıtan üç dilek hakkı tanır. Ancak hikâyeler konusunda uzman olan Alithea, dileklerin genellikle felaketle sonuçlandığı masalları bildiği için bu teklife temkinli yaklaşır.
Cin, Alithea’nın güvenini kazanmak ve dilek dilemesini sağlamak için ona üç bin yıllık geçmişini anlatmaya başlar. Saba Kraliçesi Belkıs’tan Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişamlı ve karanlık koridorlarına kadar uzanan bu masallar; aşkın, tutkunun, kıskançlığın ve hapsolmuşluğun izlerini taşır. İstanbul'daki bir otel odasında başlayan bu entelektüel düello, zamanla iki yalnız ruhun birbirini anladığı derin ve sarsıcı bir bağa dönüşür.
Filmin başrolünde, sinemanın en karakteristik yüzlerinden biri olan Tilda Swinton, mantığıyla duyguları arasında denge kurmaya çalışan Alithea rolünde büyüleyici bir performans sergiliyor. Idris Elba ise devasa cüssesi, melankolik bakışları ve kadim bilgeliğiyle Cin karakterine alışılmışın dışında, insani bir derinlik kazandırıyor. İkilinin arasındaki diyaloglar, filmin görsel ihtişamının ötesinde güçlü bir editoryal omurga oluşturuyor.
Kadrodaki Türk oyuncular ise hikâyenin Osmanlı döneminde geçen kısımlarına yerel bir dokunuş katıyor. Zerrin Tekindor, Kösem Sultan rolündeki otoriter duruşuyla, Ece Yüksel ise Gülten karakterinin trajik hikâyesiyle akılda kalıyor. Ayrıca Erdil Yaşaroğlu ve Oğulcan Arman Uslu gibi isimler de bu epik anlatının İstanbul ayağında önemli roller üstleniyorlar.
Mad Max serisinin yönetmeni George Miller, bu filmde izleyiciyi aksiyonun gürültüsünden alıp masalların hipnotize edici dünyasına davet ediyor. Film, büyük oranda tek bir odada geçen samimi bir sohbet ile tarihin tozlu sayfalarındaki devasa görsel efektli sahneler arasında kusursuz bir denge kuruyor. Yönetmenlik dili, her bir flashback sahnesinde farklı bir görsel doku kullanarak izleyiciyi adeta bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Tempo yer yer ağırlaşsa da, anlatılan hikâyelerin felsefi derinliği ilgiyi canlı tutmayı başarıyor.
Efsanelere, mitolojiye ve hikâye anlatıcılığının gücüne inanan herkes bu filmi mutlaka izlemeli. Özellikle fantastik dram türünden hoşlanan ve "daha önce izlemediğim bir şey görmek istiyorum" diyen izleyiciler için biçilmiş kaftan. Romantik bir hikâyeyi geleneksel kalıpların dışında, felsefi bir zeminde izlemek isteyen sinefiller için de oldukça tatmin edici bir deneyim sunuyor.
Film, günümüzün teknoloji odaklı dünyasında "masal anlatıcılığının" hala ne kadar hayati olduğunu kanıtlıyor. Sadece bir dilek hikâyesi değil; aynı zamanda sevgi, özlem ve insanın varoluşsal yalnızlığı üzerine bir tez niteliğinde. Görsel efektlerin sadece gösteriş için değil, duyguyu pekiştirmek için kullanıldığı nadir yapımlardan biri olması, onu benzerlerinden ayırıyor.
Hikâyelerin Gücü: İnsanlığın dünyayı anlamlandırmak için neden masallara ihtiyaç duyduğu.
Arzu ve Sonuçları: Bir şeyi gerçekten istemenin getirdiği bedeller ve sorumluluklar.
Yalnızlık: Binlerce yıl bir şişede kalmakla, modern dünyada kalabalıklar içinde yalnız olmak arasındaki benzerlik.
Zamanın Göreceliliği: Aşkın ve özlemin yüzyılları aşan kalıcılığı.
Eğer bu filmin mistik atmosferini sevdiyseniz, hikâye anlatıcılığının merkezde olduğu Big Fish veya zamanın ötesinde bir aşkı konu alan The Curious Case of Benjamin Button gibi fantastik filmler listenizde olmalı. Ayrıca, benzer bir görsel estetik ve sembolizm için The Fall filmi de güçlü bir öneridir.
Film, A.S. Byatt’ın "The Djinn in the Nightingale's Eye" adlı kısa öyküsünden uyarlandı.
George Miller, bu projeyi hayata geçirmek için yaklaşık 20 yıl boyunca doğru zamanı ve teknolojiyi bekledi.
Alithea karakterinin kaldığı otel odası (333 numara), Agatha Christie'nin "Doğu Ekspresinde Cinayet" romanını yazdığı iddia edilen Pera Palace Hotel'deki odaya bir göndermedir.
Filmin hikâyesi İstanbul'da geçse de çekimlerin büyük bir kısmı, pandemi kısıtlamaları nedeniyle Avustralya'da kurulan devasa setlerde gerçekleştirilmiştir; ancak dış çekimler için İstanbul'un ikonik mekanları kullanılmıştır.
Alithea ismi, Yunanca "hakikat" veya "gerçeklik" anlamına gelen "Aletheia" kelimesinden türetilmiştir; bu da karakterin hikâyelerdeki gerçeği arayan kimliğiyle örtüşür.
Film bir tarih belgeseli değil, epik bir masaldır. Bu nedenle Osmanlı dönemi anlatılırken tarihi gerçeklerden ziyade, oryantalist ve fantastik bir masal estetiği tercih edilmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...