
Dram, Komedi

Ayşe

Uğur Dündar

Makbule

Hüsnü

-

-

-

-

-

-
İşte Hayat, 1970’li yılların Türkiye’sinde şöhret olma hayaliyle yanıp tutuşan gençlerin dünyasına ve Yeşilçam’ın mutfağına tutulan trajikomik bir aynadır. Filmin merkezinde, fakir ama umut dolu bir hayat süren, tek hayali beyazperdede boy göstermek olan genç bir kadın yer alır. Şans eseri bir film setine dahil olmasıyla başlayan bu serüven, onun için sadece bir iş değil, içine hapsolduğu hayattan tek çıkış biletidir.
Bu dram filmi, şöhret basamaklarının sanıldığı kadar ışıltılı olmadığını, her başarının arkasında büyük bir bedel ve bazen de derin bir yalnızlık yattığını ustalıkla işler. Ana karakterin saflığı, sinema sektörünün acımasız dişlileri arasında törpülenirken; film izleyiciyi "başarı her şey midir?" sorusuyla baş başa bırakır. Toplumsal bir hiciv niteliği taşıyan senaryo, dönemin İstanbul’unu ve insan ilişkilerini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer.
Filmin başrolünde, Türk sinemasının en doğal ve güçlü yeteneklerinden biri olan Hülya Koçyiğit yer alıyor. Koçyiğit, karakterinin heyecanını, hayal kırıklıklarını ve nihayetinde gelen olgunlaşma sürecini muazzam bir sahicilikle yansıtıyor. Oyuncunun performansı, filmi sıradan bir başarı öyküsü olmaktan çıkarıp derinlikli bir karakter analizine dönüştürüyor.
Kadroda ona eşlik eden Adile Naşit ve Uğur Dündar gibi isimler, filme hem mizahi bir derinlik hem de dönemin ruhuna uygun bir ciddiyet katıyor. Özellikle Adile Naşit’in canlandırdığı anne figürü, Türk aile yapısının o dönemdeki korumacı ve geleneksel yanını temsil ederken; oyuncuların birbirleriyle olan uyumu, filmin bir nostaljik klasik olarak anılmasını sağlıyor.
Atıf Yılmaz’ın yönetmen koltuğunda oturduğu yapım, sinema içinde sinema anlatımıyla oldukça yenilikçi bir dil kullanıyor. Yönetmen, Yeşilçam’ın kendi mitlerini ve çalışma koşullarını hem eleştiriyor hem de bu dünyaya duyulan sevdayı onurlandırıyor. Filmin temposu, bir yandan gülümseten diğer yandan iç burkan sahnelerle dengeli bir şekilde ilerliyor. 1975 yılının toplumsal dinamiklerini, kılık kıyafetten konuşma diline kadar en doğal haliyle yansıtan yapım, sinematografik olarak da dönemin en başarılı örneklerinden biri.
Sinema tutkunları, Yeşilçam’ın o eski, samimi ama bir o kadar da çetin günlerini merak edenler için bu yerli film mutlak bir başvuru kaynağıdır. Özellikle bir kadının kendini var etme çabasını ve toplumsal normlarla olan mücadelesini konu alan dramlardan hoşlanan izleyiciler bu filmde aradıkları derinliği bulacaklardır. Ayrıca dönem İstanbul’unun atmosferini solumak isteyen nostalji severler için de ideal bir seçimdir.
İşte Hayat, hayalleri olan bir insanın bu hayallere ulaşırken geçirdiği evrimi en dürüst şekilde resmediyor. Filmi benzerlerinden ayıran yönü, sinema sektörüne yönelik yaptığı cesur ve gerçekçi eleştirilerdir. Bir yıldızın doğuşunu değil, o yıldızın oluşma sürecindeki sancıları ve kaybedilen masumiyeti anlattığı için izlenmelidir. Hülya Koçyiğit’in ödüllü performansı ise filmi izlemek için tek başına yeterli bir sebeptir.
Şöhret Tutkusu: İnsanın tanınma ve kabul görme arzusunun sınırları.
Gerçek ve Hayal Çatışması: Filmlerdeki büyüleyici dünya ile sokaktaki sert yaşamın tezatlığı.
Kadın ve Toplum: Genç bir kadının muhafazakâr bir çevrede hayallerinin peşinden gitme cesareti.
Yozlaşma: Sanat ve iş dünyasındaki çıkar ilişkilerinin birey üzerindeki etkisi.
Bu filmin sinema dünyasına bakışını ve dramatik yapısını sevdiyseniz, yine bir sektör eleştirisi olan Ah Güzel İstanbul veya bir yıldızın trajik öyküsünü anlatan Afife Jale filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca, benzer bir dönem ruhunu taşıyan Güllü Geliyor Güllü de listede yer alabilir.
Hülya Koçyiğit, bu filmdeki performansıyla 1976 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü kazanmıştır.
Film, Türk sinemasının kendi içine bakış attığı en nitelikli "meta-sinema" örneklerinden biri kabul edilir.
Ünlü haberci Uğur Dündar, filmde kendisini canlandırarak ilginç bir renk katmıştır.
Film kurgusal bir senaryoya sahip olsa da, o dönemde Yeşilçam kapılarını aşındıran binlerce gencin yaşadığı ortak tecrübelerin bir birleşimi niteliğindedir.
Bu yapım, Koçyiğit’in sadece romantik rollerin değil, toplumsal sorunları ve bireysel dramları işleyen ağır rollerin de altından başarıyla kalktığını kanıtladığı bir dönüm noktasıdır.
Evet, film dramatik bir yapıya sahip olsa da, özellikle yardımcı karakterler ve sinema setlerindeki absürt durumlar üzerinden ince bir mizah ve hiciv barındırmaktadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...