
Dram

Musa

Sinem

Naim

Necati

-
-

Yavuz
-

Nermin

Police
Musa, bir gümrük ambarında memur olarak çalışan, hayata, ölüme ve çevresindeki insanlara karşı derin bir kayıtsızlık besleyen bir adamdır. Onun için evlenmekle evlenmemek, annesinin ölmesiyle yaşaması, suçlu olmakla suçsuz olmak arasında hiçbir fark yoktur. Kendi iradesini tamamen devre dışı bırakmış olan Musa, olayların akışına kapılarak yaşamayı tercih eder.
Annesinin ölümüne tepki vermemesiyle başlayan bu süreç, patronunun kızıyla sadece o istediği için evlenmesi ve işlemediği bir cinayeti üstlenmesiyle trajik bir boyuta ulaşır. Musa, toplumun ahlak kalıplarına ve adalet sistemine karşı bir meydan okuma değil, tam bir "yabancılık" sergiler. Dram filmi türündeki Yazgı, insanın özgür iradesini, suç kavramını ve hayatın saçmalığını (absürdizm) sorgulayan buz gibi bir anlatı sunuyor.
Filmin başrolünde, Musa karakterine hayat veren Serdar Orçin, Türk sinemasının en ikonik ve "donuk" performanslarından birine imza atıyor. Orçin, karakterin o tüyler ürperten sakinliğini ve dünyaya karşı ördüğü duygusal duvarı muazzam bir başarıyla yansıtıyor. Bu performans, editoryal bir başarı olarak karakteri bir "film kahramanı" olmaktan çıkarıp, izleyicinin zihninde yaşayan felsefi bir soru işaretine dönüştüyor.
Kadroda ona, Musa'nın hayatındaki kadın figürleri olarak Zeynep Tokuş ve Demir Karahan eşlik ediyor. Engin Günaydın ise Necati rolüyle, dramatik yapının içine o kendine has gergin ve absürt enerjisini katarak filmin derinliğini artırıyor. Feridun Koç ve Emrah Elçiboğa gibi isimlerin de yer aldığı kadro, Demirkubuz sinemasının o minimalist ve gerçekçi dokusuna kusursuz bir uyum sağlıyor.
Zeki Demirkubuz, bu filmde sinemasının temel taşlarını (kapılar, klostrofobik mekanlar, uzun planlar) varoluşçu bir felsefeyle birleştiriyor. Film, izleyiciyi teselli eden bir hikâye anlatmak yerine, onları Musa’nın o rahatsız edici boşluğuyla baş başa bırakıyor. Sinematografik olarak düşük ışıklı iç mekanlar ve Ankara’nın gri atmosferi, Musa’nın ruh halini betimleyen en güçlü unsurlar. Tempo, Musa’nın hayata bakışı gibi yavaş ve kararlıdır; bu da izleyicinin karakterin içsel dünyasını sindirmesine olanak tanıyor.
Felsefi derinliği olan yapımlardan hoşlanan, varoluşçuluk ve absürdizm gibi temalara ilgi duyan her sinemasever Yazgı’yı mutlaka izlemeli. Zeki Demirkubuz sinemasına giriş yapmak isteyenler için bu film, yönetmenin dünyasını anlamak adına en doğru başlangıç noktalarından biridir. Sadece bir hikâye değil, bir "durum" ve "insanlık hali" üzerine düşünmek isteyenler için bu sanat filmi eşsiz bir deneyim sunuyor.
Albert Camus’nün "Yabancı" romanının Türk kültürüne ve taşra/kent sıkışmışlığına nasıl başarıyla uyarlandığını görmek için izlenmeli. Film, izleyiciye kendi seçimlerini, vicdanını ve toplumsal normlara olan bağlılığını sorgulatıyor. Musa’nın "Benim için fark etmez" tavrı, aslında modern insanın yaşadığı anlam krizine tutulmuş dev bir aynadır.
Kayıtsızlık (İndiferans): Hayata ve olaylara karşı duyulan mutlak duygusuzluk hali.
Özgür İrade ve Kader: İnsanın kendi hayatı üzerindeki kontrolü (veya kontrolsüzlüğü).
Toplumsal Ahlak: Toplumun, "normal" tepkiler vermeyen bireyi nasıl canavarlaştırdığı.
Saçma (Absürt): Yaşamın mantıklı bir zemine oturtulma çabasının boşa çıkması.
Bu filmin felsefi ağırlığını sevdiyseniz, Demirkubuz’un üçlemesinin diğer filmleri olan İtiraf ve Bekleme Odası’nı mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca benzer bir yalnızlık ve yabancılaşma teması için Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak filmi veya eserin orijinal ilham kaynağı olan romanın diğer bir uyarlaması, Visconti imzalı Lo Straniero (Yabancı) ilginizi çekebilir.
Film, 2001 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Yönetmen" dahil 4 ana ödül kazanmıştır.
Serdar Orçin, Musa rolü için uzun süre karakterin o donuk ve duygusuz ruh haline bürünmek üzere özel bir çalışma yürütmüştür.
Zeki Demirkubuz, filmi Camus’nün eserine birebir bağlı kalmaktan ziyade, onun ruhunu Türkiye’nin sosyal dokusuna yedirerek senaryolaştırmıştır.
Musa, Camus'nün absürt kahramanı Meursault'nun bir yansımasıdır. Hayatın hiçbir anlamı olmadığını düşündüğü için duyguları birer vakit kaybı olarak görür ve olayları sadece gözlemler.
Evet, filmin büyük bir bölümü Ankara’nın kasvetli ve bürokratik atmosferini yansıtan mahallelerinde ve iş yerlerinde çekilmiştir.
Olay örgüsü büyük oranda benzerlik taşısa da, Demirkubuz finaldeki mahkeme ve vicdan sahnelerine kendi sinemasal yorumunu ve yerel kültürel kodları eklemiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...