
Dram
Tokyo’nun yüksek tempolu ve stresli yaşamından aniden kopan Kenji, elinde sadece eski bir harita ve dedesinden kalan günlükle kuzeye doğru yola çıkar. Tabi to Hibi, Kenji’nin bu plansız yolculuğu sırasında uğradığı küçük kasabaları, tanıştığı yerel halkı ve doğanın her mevsim değişen yüzünü birer durak olarak kullanır. Kenji için bu seyahat, sadece fiziksel bir yer değiştirme değil, aynı zamanda kaybettiği yaşama sevincini ve sadeleşme arzusunu yeniden bulma çabasıdır.
Yol boyunca Kenji, terk edilmiş tren istasyonlarında konaklar, geleneksel çay seremonilerine katılır ve toprağı işleyen insanlarla vakit geçirir. Film, büyük olay örgülerinden ziyade anın güzelliğine, rüzgarın sesine ve bir tas sıcak çorbanın verdiği huzura odaklanır. Kenji’nin geçmişine dair sırlar, yolculuk ilerledikçe gün yüzüne çıkarken, izleyici de onunla birlikte modern dünyanın gürültüsünden uzaklaşıp kendi iç sesini dinlemeye başlar.
Kenji karakterine hayat veren başrol oyuncusu, minimal oyunculuğun en başarılı örneklerinden birini sunuyor. Neredeyse hiç konuşmadan, sadece omuzlarındaki yorgunluk ve gözlerindeki merakla karakterin geçirdiği dönüşümü izleyiciye hissettiriyor. Oyuncunun doğayla girdiği etkileşim, sahte bir performanstan ziyade gerçek bir deneyim izlenimi uyandırıyor.
Filmin yardımcı kadrosu, her durakta karşımıza çıkan ve Japonya’nın yerel kültürünü temsil eden gerçek kasaba sakinlerinden oluşuyor. Özellikle Kenji’ye bir gece evini açan yaşlı kadını canlandıran oyuncu, sergilediği samimiyetle filmin duygusal derinliğini doruk noktasına taşıyor. Bu amatör ve profesyonel oyuncu harmanı, yapıma belgesel tadında bir dürüstlük katıyor.
Yönetmen, "mono no aware" (nesnelerin hüznü ve geçiciliği) felsefesini filmin her karesine nakşetmiş. Görsel dil o kadar güçlü ki, her plan bir kartpostal estetiğinde kurgulanmış. Filmin yavaş akışı, izleyiciyi sabırlı olmaya ve detaylardaki güzelliği görmeye zorluyor. Japon sinemasının dingin ruhunu taşıyan bu yapım, sadece bir film değil, aynı zamanda ruhu dinlendiren bir dram ve görsel meditasyon örneği.
Gündelik hayatın hızından yorulmuş, "slow cinema" (yavaş sinema) türüne ilgi duyan ve estetik açıdan kusursuz kareler izlemek isteyenler için Tabi to Hibi bulunmaz bir fırsat. Japon kültürüne, mimarisine ve doğasına hayran olan izleyiciler bu yapımdan büyük keyif alacaktır. Eğer bir karakterin iç dünyasında çıktığı derin ve anlamlı bir macera filmi arıyorsanız, bu sessiz yolculuğa mutlaka ortak olmalısınız.
Film, izleyiciye "durmayı" ve "nefes almayı" hatırlatıyor. Modern insanın en büyük sorunlarından biri olan yabancılaşmayı, doğanın ve basit insan ilişkilerinin gücüyle tedavi ediyor. Sinematografik açıdan sunduğu mevsim geçişleri ve doğa sesleri, izleyiciyi dijital dünyadan koparıp toprağın gerçekliğine bağlıyor. Bu yapım, ruhsal bir arınma vaat eden oldukça etkileyici bir gerilim filmi kadar sürükleyici bir içsel keşif sunuyor.
Yolculuk ve Arayış: Kişisel keşiflerin mekân değişikliğiyle nasıl tetiklendiği.
Mevsimlerin Döngüsü: Doğadaki değişimin insanın ruhsal evreleriyle olan paralelliği.
Gelenek ve Modernite: Tokyo’nun neon ışıkları ile kırsalın sessizliği arasındaki uçurum.
Anın Değeri: Gelecek kaygısı ve geçmiş pişmanlığından sıyrılıp "şimdi"ye odaklanmak.
Bu filmin dinginliğini ve yolculuk temasını beğendiyseniz, bir başka Japon klasiği olan Little Forest serisi tam size göre olabilir. Ayrıca, yol hikâyelerinin ruhsal derinliğini işleyen Paterson veya Wim Wenders’in Japonya’da geçen muazzam çalışması Perfect Days, benzer bir duygusal atmosfer ve dram yapısı sunan başarılı alternatiflerdir.
Filmin çekimleri, gerçek mevsim döngülerini yakalamak adına tam 18 aya yayılmış ve dört farklı mevsimde gerçekleştirilmiştir.
Filmde Kenji’nin tuttuğu günlükteki çizimler, aslında filmin sanat yönetmeni tarafından çekimler sırasında elle çizilmiştir.
Çekim ekibi, doğanın seslerini en saf haliyle kaydedebilmek için çekim yapılan bölgelerde motorlu araç kullanımını yasaklamıştır.
Japonca bir ifade olan "Tabi to Hibi", kelime anlamı olarak "Yolculuk ve Günler" veya "Gündelik Yolculuklar" manasına gelmektedir ve yaşamın kendisinin bir seyahat olduğunu vurgular.
Hayır, film diyalog yerine görsel anlatımı ve çevresel sesleri kullanmayı tercih eden oldukça sessiz bir yapımdır.
Film belirli bir kişinin hayatını anlatmasa da, Japonya’da "salaryman" olarak bilinen beyaz yakalıların yaşadığı toplumsal tükenmişlik ve doğaya kaçış akımından esinlenmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...