
Belgesel, TV film
Narrator (voice)

Self
Self

Self
Self

Self (archive footage)
Self

Self

Self
Self (archive footage)
The Battle Over Citizen Kane, sinema tarihinin en etkileyici filmlerinden biri kabul edilen Citizen Kane’in (Yurttaş Kane) perde arkasındaki gerçek ve amansız savaşı konu alıyor. Belgesel, yirmi beş yaşında dahi bir yönetmen olarak Hollywood’a adım atan Orson Welles ile o dönemin en güçlü medya patronu William Randolph Hearst arasındaki çatışmaya odaklanıyor. Welles, ilk filminde Hearst’ün hayatını ve servetini hedef alan ince bir yergi kurgulayınca, Amerikan tarihinin en büyük sansür ve itibar suikastı operasyonlarından biri başlar.
Film, Hearst’ün devasa medya gücünü kullanarak Citizen Kane’i vizyona girmeden yok etme çabalarını, sinema salonlarına yaptığı baskıları ve Orson Welles’in kariyerini bitirme girişimlerini detaylandırıyor. İki narsist ve hırslı adamın arasındaki bu çekişme, sadece bir film vizyonu mücadelesi değil; aynı zamanda sanatın ifade özgürlüğü ile paranın ve medyanın sansür gücü arasındaki ezeli rekabetin bir portresidir.
Bu yapım bir belgesel olduğu için dönemin tanıkları, sinema tarihçileri ve arşiv görüntüleri ön plandadır. Filmin anlatıcılığını Richard Ben Cramer üstlenerek, hikâyeye araştırmacı gazeteci kimliğiyle ciddi bir derinlik katıyor. Arşiv görüntülerinde Orson Welles’in karizmatik ama fırtınalı kişiliği ile William Randolph Hearst’ün soğuk ve hükmedici figürü karşı karşıya getiriliyor.
Belgeselde, Citizen Kane filminde rol alan oyuncuların eski röportajları ve o dönemin stüdyo yöneticilerinin anektodları, yaşanan krizin boyutlarını anlamamıza yardımcı oluyor. Özellikle Hearst’ün sevgilisi Marion Davies hakkındaki iddiaların ve Welles’in bu karakteri kurgulama biçiminin yarattığı infial, tanıklıklarla desteklenerek sunuluyor.
Yönetmenler Michael Epstein ve Thomas Lennon, sinema tarihinin bu en gizemli sayfalarından birini titiz bir araştırmayla gün yüzüne çıkarıyor. Yapım, sadece bir "film hakkında film" belgeseli değil, aynı zamanda 1940’ların Amerika’sındaki güç dengelerini sorgulayan sosyolojik bir incelemedir. Temposu, bir politik gerilim filmini aratmayacak kadar yüksektir. 1996 yılında En İyi Belgesel dalında Oscar adaylığı elde eden bu çalışma, editoryal bütünlüğü ve anlatım gücüyle türünün en iyilerinden biri kabul edilir.
Sinema tarihine ilgi duyanlar, medya etiği üzerine düşünenler ve güç tutkusunun insanları nerelere sürükleyebileceğini merak edenler bu belgeseli mutlaka izlemeli. Eğer klasik sinema dönemine dair derinlemesine bilgi edinmek istiyorsanız ve kaliteli belgesel yapımları listenizde yer alıyorsa, bu film size Citizen Kane’i bir kez daha, ama bu sefer çok farklı bir gözle izletecektir. Sanatçı ve otorite arasındaki çatışmaları seven izleyiciler için de paha biçilemez bir kaynaktır.
Citizen Kane’in neden bu kadar büyük bir devrim yarattığını ve neden neredeyse hiç izlenemeden tarihe gömülecek olduğunu anlamak için bu yapım şarttır. Hearst’ün sahip olduğu gazeteler aracılığıyla Welles’i bir komünist ve vatan haini olarak gösterme çabaları, medyanın manipülasyon gücünü görmek açısından sarsıcıdır. Filmin sonunda, her iki dev ismin de bu savaştan nasıl yaralarla ayrıldığını görmek, başarının ve hırsın bedeli üzerine izleyiciyi derin düşüncelere sevk eder.
Sanat ve Sansür: Bir sanat eserinin, ekonomik ve siyasi güçler tarafından nasıl engellenmeye çalışıldığı.
Hırs ve Ego: Orson Welles ve Hearst arasındaki benzer kişilik özelliklerinin yarattığı büyük çarpışma.
Medya Manipülasyonu: Gazetelerin ve yayın organlarının kişisel intikamlar için nasıl bir silah olarak kullanılabileceği.
Yaratıcılığın Bedeli: Dahice bir eser üretmenin, sanatçının hayatına ve kariyerine olan maliyeti.
Sinema tarihinin perde arkasını merak edenler için Hitchcock’un en ünlü filminin çekim sürecini anlatan Hitchcock (2012) veya doğrudan Citizen Kane’in senaryo yazım sürecini konu alan David Fincher imzalı Mank (2020) harika birer eşlikçi olabilir. Ayrıca medya gücünün karanlık yüzünü anlatan kurgu yapımlardan Network (1976) da bu belgeselin temalarıyla örtüşen bir belgesel ruhuna sahiptir.
William Randolph Hearst, filmin negatiflerini satın alıp yakmak için stüdyoya o dönem için devasa bir miktar olan 800 bin dolar teklif etmiştir.
Belgesel, Hearst’ün dev şatosu San Simeon ile Orson Welles’in tiyatro ve radyo geçmişi arasındaki paralellikleri çarpıcı bir şekilde kurar.
Orson Welles, hayatının ilerleyen dönemlerinde Hearst ile bir asansörde karşılaştığını ve ona filme gelmesi için davetiye teklif ettiğini iddia etmiştir.
Akademi Ödülleri'nde aday gösterilmesine rağmen ödülü o yıl "Anne Frank Remembered" belgeseline kaptırmıştır.
Kayıtlara göre Hearst filmi izlemeyi her zaman reddetmiş ve gazetelerinde filmden bahsedilmesini tamamen yasaklamıştır.
Filmden ziyade, filmin çekilmesiyle başlayan ve Hearst ile Welles arasında ömür boyu süren o büyük nefreti ve toplumsal savaşı anlatmaktadır.
Welles bu filmden sonra Hollywood’da "zor adam" olarak damgalanmış ve bir daha Citizen Kane’deki kadar büyük bir sanatsal özgürlüğe sahip olamamıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...