

Srinivasa Ramanujan

G. H. Hardy

Littlewood

Janaki

Sir Francis Spring

Major MacMahon

Bertrand Russell

Howard

Beglan

Chandra Mahalanobis
1913 yılında, Güney Hindistan'da yaşayan Srinivasa Ramanujan (Dev Patel), hiçbir resmi eğitim almamasına rağmen karmaşık matematiksel formülleri zihninde "gören" bir dâhidir. İnancına göre bu formüller kendisine tanrıça Namagiri tarafından fısıldanmaktadır.
Ramanujan, yazdığı teoremleri içeren bir mektubu Cambridge Üniversitesi'ndeki ünlü profesör G.H. Hardy'ye (Jeremy Irons) gönderir. Hardy, bu mektuptaki dehanın farkına varır ve Ramanujan'ı İngiltere'ye davet eder. Ancak hikâye burada bir başarı öyküsüne değil, bir çatışmaya dönüşür:
Kanıt vs. Sezgi: Hardy, her teoremin katı bir şekilde kanıtlanması gerektiğine inanırken; Ramanujan, formüllerin kendisine zaten "doğru" olarak geldiğini savunur.
Kültürel Çatışma: I. Dünya Savaşı'nın gölgesinde, Ramanujan hem ırkçılıkla hem de katı akademik kurallarla mücadele ederken sağlığını yavaş yavaş kaybetmeye başlar.
Dev Patel (Srinivasa Ramanujan): Patel, bu rolde Slumdog Millionaire'deki enerjik imajından sıyrılıp, içsel dünyasıyla kavga eden, kırılgan ama kararlı bir dehanın portresini çiziyor. Matematik aşkını gözlerindeki tutkuyla hissettiriyor.
Jeremy Irons (G.H. Hardy): Irons, soğuk, mesafeli ama içten içe Ramanujan'a hayran olan İngiliz profesör rolünde devleşiyor. İkili arasındaki "usta-çırak" ilişkisi filmin kalbini oluşturuyor.
Stephen Fry & Toby Jones: Cambridge’in o geleneksel ve ağır havasını yansıtan yardımcı rollerde, İngiliz sinemasının kalitesini hissettiriyorlar.
Editoryal açıdan bakıldığında; The Man Who Knew Infinity, matematiği sıkıcı bir rakamlar yığını olarak değil, evrenin şiirsel bir dili olarak sunuyor. Film, sadece bir biyografi değil; aynı zamanda yalnızlık, inanç ve bilimsel tutku üzerine kurulmuş hüzünlü bir melodi gibi. Ramanujan'ın kısa ömrüne sığdırdığı devasa mirasın, Hardy gibi rasyonel bir adamı nasıl değiştirdiğini görmek çok etkileyici.
Gerçek Deha: Bugün hala kara deliklerin davranışlarını anlamak için kullanılan formüllerin, bir asır önce hiçbir teknoloji olmadan nasıl keşfedildiğine tanık oluyorsunuz.
Duygusal Derinlik: Formüllerin ötesinde, iki tamamen zıt insanın (biri ateist ve rasyonel, diğeri dindar ve sezgisel) ortak bir amaçta buluşma hikâyesi.
Dönem Atmosferi: 1900'lerin başındaki Cambridge atmosferi ve savaşın İngiltere üzerindeki etkisi çok başarılı yansıtılmış.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...