

Alice White

Mrs. White

Mr. White

Detective Frank Webber

Tracy

The Artist

The Landlady

The Chief Inspector
The Detective Sergeant

Man on Subway (uncredited)
Londra'da yaşayan genç bir kadın olan Alice White, dedektif sevgilisi Frank ile tartıştıktan sonra gizemli bir ressamla buluşmayı kabul eder. Ressamın stüdyosuna giden Alice, burada adamın saldırısına uğrar ve kendini savunmaya çalışırken kazara onu öldürür. Olay yerinden arkasında hiçbir iz bırakmadığını düşünerek kaçar ancak vicdan azabı ve korku peşini bırakmaz.
Ertesi gün, davanın başına Alice'in dedektif sevgilisi Frank atanır. Frank, olay yerinde bulduğu bir kanıtla cinayeti Alice’in işlediğini anlar; fakat asıl tehlike dışarıdadır. Olayı gören ve elinde kanıtlar bulunan bir şantajcı, sessizce çiftin hayatına sızar. Film, adaleti sağlamakla sevdiği kadını korumak arasında kalan bir polis ve suçunun ağırlığı altında ezilen bir kadının hayatta kalma mücadelesini konu alan sarsıcı bir platform filmi deneyimidir.
Anny Ondra, Alice White rolünde sinema tarihinin en unutulmaz performanslarından birini sergiliyor. Karakterin yaşadığı şok, korku ve suçluluk duygusunu sadece bakışlarıyla değil, sesli sinemanın imkanlarını kullanarak kesik kesik nefes alışlarıyla da izleyiciye hissettiriyor. John Longden, dedektif Frank rolünde görev bilinci ile aşkı arasındaki derin çatışmayı başarıyla yansıtıyor.
Şantajcı Tracy rolündeki Donald Calthrop ise sinemanın ilk tekinsiz kötü adamlarından biri olarak hafızalara kazınıyor. Calthrop'un sergilediği sinsi ve manipülatif tavırlar, filmin gerilim dozunu her sahnede daha da yukarı çekiyor.
Blackmail, Hitchcock'un ses teknolojisini sadece bir yenilik olarak değil, anlatımın bir parçası olarak kullandığı ilk filmdir. Yönetmen, sesli sinemanın henüz emekleme aşamasında olduğu bir dönemde, "ses" unsurunu karakterin psikolojisini yansıtmak için dâhice kullanmıştır. Özellikle ünlü "bıçak" (knife) sahnesinde sesin dış dünyadan kopup Alice'in zihnindeki bir saplantıya dönüşmesi, Hitchcock'un neden bir deha olduğunun en büyük kanıtıdır.
Psikolojik gerilim türünün temellerini merak edenler ve sinema tarihindeki büyük teknolojik geçişe tanıklık etmek isteyenler için bu film bir zorunluluktur. Suç, ceza ve ahlaki ikilemler üzerine kurulu derin hikâyeleri seven izleyiciler bu gerilim filmi klasiğinden büyük keyif alacaktır. Ayrıca Hitchcock’un "suçlu kadın" arketipini nasıl inşa ettiğini görmek isteyen sinefiller bu yapımı mutlaka izleme listesine eklemelidir.
Film, hem sessiz hem de sesli versiyonu çekilmiş nadir yapımlardan biri olmasıyla sinematografik bir laboratuvar niteliğindedir. British Museum’daki ikonik kovalamaca sahnesi, gerilimin mekânla nasıl bütünleştiğini gösteren ders niteliğinde bir sekans sunar. Hitchcock’un imzasını taşıyan gölge oyunları, aynalar ve ses efektleri, filmi dönemindeki diğer yapımlardan fersah fersah ileriye taşımaktadır.
Suç ve Vicdan Azabı: İşlenen bir suçun ardından gelen zihinsel çöküş ve "seslerin" birer işkenceye dönüşmesi işlenir.
Şantaj ve Manipülasyon: Güç dengelerinin bir sır aracılığıyla nasıl el değiştirdiği anlatılır.
Adalet ve Sadakat: Kanun ile kişisel duygular arasındaki o tehlikeli çizgi vurgulanır.
Eğer Blackmail’in yarattığı o klostrofobik suç atmosferini sevdiyseniz, Fritz Lang’ın bir başka sesli sinema devrimi olan M - Bir Şehir Katilini Arıyor (1931) filmini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca Hitchcock’un daha sonraki başyapıtlarından olan ve benzer bir suçluluk duygusunu işleyen Sabotage (1936), yönetmenin bu filmdeki başarısını pekiştiren bir klasik film örneğidir.
Blackmail aslında sessiz bir film olarak çekilmeye başlanmış, ancak çekimlerin ortasında yapımcılar sesli filme geçiş kararı almıştır. Başrol oyuncusu Anny Ondra’nın güçlü Çek aksanı o dönemki mikrofonlar için uygun bulunmayınca, Hitchcock sahne kenarında başka bir aktrise (Joan Barry) canlı dublaj yaptırarak sinema tarihinin ilk dublaj uygulamalarından birine imza atmıştır. Filmin finalindeki British Museum sahnesi, o dönemde müzede çekim yapmak yasak olduğu için Schüfftan süreci adı verilen özel bir ayna tekniğiyle stüdyoda yaratılmıştır.
Bu film, İngiltere’nin ilk tam uzun metrajlı sesli filmi olmasının yanı sıra, sesin bir anlatı aracı olarak (subjektif ses kullanımı) yaratıcı biçimde kullanıldığı ilk yapımdır.
Hitchcock, ünlü cameo rollerinden birini bu filmde gerçekleştirir; metroda bir kitap okumaya çalışırken küçük bir çocuk tarafından rahatsız edilen bir yolcu olarak ekranda görünür.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...