
Dram, Romantik

Marie

Paul

Robert

Paolo
Man on stairs

Ashley

Charlotte
Claude
Model
Photographer
Marie, genç ve güzel bir öğretmen olmasına rağmen özel hayatında derin bir boşlukla karşı karşıyadır. Uzun süredir birlikte olduğu erkek arkadaşı Paul, ona karşı fiziksel bir yakınlık göstermeyi reddetmekte, Marie’yi duygusal bir açlığın içine itmektedir. Marie için bu reddediliş, sadece bir ilişki sorunu değil, aynı zamanda kendi varlığını ve kadınlığını sorguladığı bir varoluşsal krize dönüşür.
Arzuladığı sevgiyi evinde bulamayan Marie, kendi bedeninin ve arzularının sınırlarını keşfetmek üzere tehlikeli ve karanlık bir yolculuğa çıkar. Bu süreçte yabancılarla girdiği etkileşimler, sadomazoşist deneyimler ve uç noktalardaki cinsel arayışlar, onun hem ruhunu hem de toplumsal tabularını yerle bir edecektir. Catherine Breillat’nın imzasını taşıyan bu yabancı film, romantizm kavramını alışılagelmiş kalıpların dışına çıkararak adeta bir anatomi masasına yatırıyor.
Filmin başrolünde Marie karakterine hayat veren Caroline Ducey, karakterin yaşadığı içsel yıkımı ve fiziksel dönüşümü inanılmaz bir cesaretle sergiliyor. Ducey’nin performansı, sadece fiziksel bir çıplaklık değil, aynı zamanda ruhsal bir savunmasızlığı da izleyiciye geçiriyor. Paul rolündeki Sagamore Stévenin ise, Marie’nin arzusuna duvar ören, soğuk ve mesafeli tavrıyla hikayenin çatışma odağını başarıyla dolduruyor.
Kadrodaki en dikkat çekici isimlerden biri olan İtalyan oyuncu Rocco Siffredi ise filmde Paolo karakteriyle karşımıza çıkıyor. Siffredi’nin varlığı, filmin kurgu ile gerçeklik arasındaki ince çizgisini bulanıklaştırırken, Marie’nin keşif yolculuğundaki en sert duraklardan birini temsil ediyor. Oyuncuların tamamı, yönetmen Breillat’nın radikal vizyonuna hizmet eden çiğ ve maskesiz bir oyunculuk sergiliyor.
Catherine Breillat’nın 1999 yapımı bu eseri, çıktığı dönemde büyük tartışmalara yol açmış bir erotik dram örneğidir. Yönetmen, kamerasını bir röntgen cihazı gibi kullanarak kadın arzusunun en karanlık ve kimsenin konuşmaya cesaret edemediği köşelerine sızıyor. Filmin temposu, Marie’nin ruh haliyle paralel olarak bazen ağır ve boğucu, bazen ise şoke edici bir hızla ilerliyor.
Sanatsal açıdan bakıldığında, filmin amacı sadece şaşırtmak değil; aksine toplumsal cinsiyet rollerini ve modern ilişkilerdeki iktidar savaşlarını sorgulamaktır. Renk paletinin soğukluğu ve diyalogların felsefi derinliği, filmi sadece bir tür denemesi olmaktan çıkarıp güçlü bir auteur sineması örneği haline getiriyor.
Bu film, ana akım sinemanın güvenli sularından çıkmak isteyen, sinemada provokasyonu ve felsefi sorgulamayı seven izleyiciler içindir. Eğer kadın psikolojisi, arzunun doğası ve toplumsal tabular üzerine kafa yoran bir psikolojik dram arıyorsanız, Romance listenizde yer almalı. Ancak, filmin son derece grafik sahneler içerdiğini ve alışılmışın dışında bir anlatım diline sahip olduğunu belirtmekte fayda var.
Romance, izleyiciyi rahatsız etmeyi göze alan, izledikten sonra üzerinde uzun süre düşündüren nadir yapımlardan biridir. Bir kadının kendi cinselliği üzerindeki kontrolünü geri kazanma çabasını hiçbir sansüre uğratmadan anlatması, onu sinema tarihinde özel bir yere koyar. Estetik bir kaygıdan ziyade, "gerçeğin çıplaklığına" odaklanan yapısı, filmi türdeşlerinden ayırarak benzersiz bir deneyim sunar.
Arzu ve Reddedilme: Marie’nin en yakınındaki kişi tarafından fiziksel olarak istenmemesinin yarattığı yıkım.
Bedenin Keşfi: Toplumsal ahlak kurallarının ötesinde, bedenin sınırlarını ve acı ile haz arasındaki ince çizgiyi aramak.
Güç Dengeleri: İlişkilerde kimin kimi kontrol ettiği ve boyun eğmenin doğası.
Yalnızlık: Kalabalıklar içinde veya bir ilişkinin tam ortasında hissedilen derin yabancılaşma duygusu.
Catherine Breillat’nın bu sert üslubunu sevenler için yine yönetmenin bir diğer çarpıcı yapımı olan Fat Girl (À ma sœur!) tavsiye edilebilir. Ayrıca arzunun karanlık taraflarına odaklanan Lars von Trier imzalı Nymphomaniac veya Gaspar Noé’nin Love gibi yapımları, benzer bir editoryal çizgide değerlendirilebilir. Bu filmler de cinselliği felsefi bir düzlemde ele alan sanat filmi örnekleri arasındadır.
Film, Fransa’da yayınlandığında içeriği nedeniyle büyük sansür tartışmalarını tetiklemiş ve pek çok ülkede sınırlı gösterim şansı bulmuştur.
Yönetmen Catherine Breillat, bu filmle "kadın bakış açısıyla cinselliği" yeniden tanımlamayı amaçlamıştır.
Başrol oyuncusu Caroline Ducey, çekimler sırasında bazı sahnelerin gerçekçiliği nedeniyle psikolojik olarak zorlu bir süreçten geçtiğini belirtmiştir.
Evet, film sinema tarihinde kurgu ile gerçek cinselliğin iç içe geçtiği "art-house" yapımlarından biri olarak bilinir ve bazı sahneler tamamen gerçektir.
Doğrudan bir üçleme olmasa da Catherine Breillat'nın kadın arzusu ve bedenine odaklanan diğer filmleriyle tematik bir bütünlük oluşturur.
Film, kadının kendi bedeni ve arzuları üzerindeki mutlak otoritesini, toplumsal baskılardan arınarak keşfetmesini anlatır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...