
Tarih, Dram, Romantik

Francois Vatel

Anne de Montausier

Marquis de Lauzun

Gourville

Prince de Conde

Louis XIV

Philippe d`Orleans

Colbert

Dr. Bourdelot

Princess de Conde
Vatel, 1671 yılında Kral XIV. Louis'nin (Güneş Kral), borç batağındaki Condé Prensi'ni ziyaret etmeye karar vermesiyle başlar. Prens, kralın gözüne girip mali yardımı kapabilmek için onu ve tüm saray erkanını şatosunda üç gün üç gece sürecek, hayal gücünün sınırlarını zorlayan şenliklerle ağırlamak zorundadır.
Tüm bu devasa organizasyonun sorumluluğu, dahi bir aşçı ve organizatör olan François Vatel’in omuzlarındadır. Vatel, sadece muazzam yemekler hazırlamakla kalmaz; aynı zamanda tiyatral gösteriler, havai fişekler ve dekorlarla kralı etkilemeye çalışır. Ancak bu pırıltılı dünyanın ardında, soyluların entrikaları ve Vatel’in bir "eşya" gibi kumar masasına meze edilmesi yatmaktadır. Vatel, kraliçenin nedimesi Anne de Montausier'e aşık olunca, kendi onuru ile aristokrasinin sığ değerleri arasındaki uçurumu fark eder. Film, görkemli bir dönem dramı olmasının yanı sıra, sınıfsal farklılıkların yarattığı trajik bir hikâyedir.
Filmin başrolünde, François Vatel karakterine hayat veren efsanevi aktör Gérard Depardieu yer alıyor. Depardieu, disiplinli bir profesyonelin titizliği ile gururlu bir adamın hüzünlü dünyasını ustalıkla canlandırır.
Uma Thurman, Vatel’in kalbini çalan ama kendisi de bir piyon gibi kullanılan Anne de Montausier rolünde zarafetiyle büyülemektedir. Tim Roth, kralın kötü niyetli ve kurnaz yardımcısı Marquis de Lauzun rolünde filme tekinsiz bir gerilim katar. Ayrıca Julian Glover (Condé Prensi) ve Julian Sands (XIV. Louis) gibi isimler, dönemin aristokratik kibirini başarıyla yansıtırlar.
Yönetmen Roland Joffé, izleyiciyi 17. yüzyılın o abartılı ve görkemli atmosferine sokmak için hiçbir masraftan kaçınmamıştır. Filmin sanat yönetimi ve kostüm tasarımı o kadar başarılıdır ki, 2000 yılında bu alanda Oscar adaylığı kazanmıştır. Her sahne, dönemin tablolarını andıran bir renk ve ışık paletiyle işlenmiştir.
Filmin en etkileyici yanlarından biri, mutfak ve sahne arkasındaki o hummalı çalışmanın yansıtılmasıdır. Bir tarafta kralın tabağına konacak sülünün mükemmelliği için uğraşan emekçiler, diğer tarafta bu emeği bir saniyede tüketen duyarsız soylular arasındaki zıtlık, filmin ana iskeletini oluşturur. Müzikler ise ünlü besteci Ennio Morricone’ye aittir ve filmin trajik atmosferini mükemmel şekilde destekler.
Tarihi dönem filmlerine hayran olanlar, gastronomiye ve mutfak sanatlarına ilgi duyanlar ile sınıfsal çatışmaları işleyen dramaları sevenler için Vatel bir başyapıttır. Eğer "Güneş Kral" dönemi Fransası'nın pırıltılı ama çürümüş yapısını merak ediyorsanız, bu film size eşsiz bir perspektif sunacaktır.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, kusursuzluğa adanmış bir ruhun hikâyesine tanıklık etmektir. Vatel, emeğin ve yeteneğin, güç sahipleri tarafından nasıl bir oyuncağa dönüştürülebileceğini sarsıcı bir dille anlatır. Filmin finali, onur kavramının ne kadar ağır bir yük olabileceğini göstererek izleyiciyi derin düşüncelere sevk eder.
Onur ve Gurur: Bir hizmetkârın, bir soyludan çok daha yüksek bir onura sahip olabileceği.
Sınıfsal Uçurum: Saray erkanının eğlencesi için canını dişine takan emekçilerin görünmezliği.
Yaratıcılık ve Baskı: Sanatını icra ederken siyasi dengelerin ve imkansızlıkların yarattığı stres.
Eğer bu dönemi ve mutfak sanatını sevdiyseniz, The Cook, the Thief, His Wife & Her Lover veya yine bir aşçının hikâyesini anlatan Babette's Feast (Babette’in Şöleni) filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca aristokrasi eleştirisi için Marie Antoinette (2006) veya Dangerous Liaisons (Tehlikeli İlişkiler) başarılı alternatiflerdir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...