
1960'ların sonunda Amerika Birleşik Devletleri, sivil haklar hareketleri ve savaş karşıtı protestolarla çalkalanırken, ordu ve polis teşkilatı bu isyanları bastırmak için sıra dışı bir yönteme başvurur: "Riotsville" adında sahte şehirler inşa edilir. Film, tamamen devlet arşivlerinden ve televizyon kayıtlarından alınan görüntülerle, askeri birliklerin bu yapay şehirlerde isyan bastırma tatbikatları yapmasını merkezine alıyor.
Anlatı, sadece askeri bir hazırlığı değil, aynı zamanda Amerikan ana akım medyasının ve siyasetinin isyanları nasıl "kontrol edilmesi gereken bir suç" olarak kodladığını gözler önüne seriyor. Kerner Komisyonu'nun raporlarından ordu eğitim filmlerine kadar geniş bir yelpazede sunulan görüntüler, bugünkü modern polis stratejilerinin ve toplumsal ayrışmanın temellerinin nasıl atıldığını çarpıcı bir şekilde kanıtlıyor.
Bu yapım bir belgesel olduğu için geleneksel anlamda bir oyuncu kadrosundan bahsetmek yerine, arşiv görüntülerindeki "gerçek kişilerin" performanslarından söz edilebilir. Tatbikatlarda isyancı rolü yapan askerlerin aşırıya kaçan oyunculukları ve onları izleyen rütbeli subayların alkışları, filmin en tekinsiz ve editoryal açıdan güçlü anlarını oluşturuyor.
Dış ses (anlatıcı) olarak görev yapan seslendirme sanatçısı, metne kattığı soğukkanlı ama sorgulayıcı tonla, görüntülerin ağırlığını izleyiciye başarıyla aktarıyor. Dönemin haber spikerleri ve politikacılarının konuşmaları ise bir kurgu karakterden çok daha etkili birer tarihi figür olarak filmdeki yerini alıyor.
Yönetmen Sierra Pettengill, hiçbir yeni çekim yapmadan sadece buluntu görüntülerle (found footage) nasıl böylesine güçlü bir siyasi eleştiri yapılabileceğini gösteriyor. Film, bir platform filmi olarak dijital kütüphanelerde yer alırken, kurgusuyla izleyiciyi o dönemin kaotik atmosferine hapsediyor. Görüntülerin grenli yapısı ve dönemin ruhunu yansıtan müzikler, belgeselin etkileyiciliğini bir üst seviyeye taşıyor.
Siyasi tarihle ilgilenen, toplumsal hareketlerin nasıl manipüle edildiğini anlamak isteyen ve belgesel sinemanın gücüne inanan herkes bu yapımı mutlaka izlemeli. Modern dünyadaki polis şiddetinin ve devlet otoritesinin kökenlerini merak edenler için bu film, bir sinema eserinden ziyade bir tarih dersi niteliği taşıyor.
Riotsville, U.S.A., bugün karşılaştığımız pek çok toplumsal sorunun tesadüf olmadığını, sistemli bir planın parçası olduğunu gösterdiği için izlenmeli. Devletin kendi vatandaşına karşı kurduğu "oyun alanlarını" görmek, izleyicide derin bir farkındalık yaratıyor. Ayrıca, arşiv kurgusundaki başarı filmi benzerlerinden ayıran en büyük özelliklerden biri.
Devlet Otoritesi: İsyanları bastırmak için kullanılan militarist yöntemler.
Sivil Haklar Mücadelesi: 1960'lar Amerika'sındaki toplumsal uyanış ve buna verilen tepki.
Militarizm: Polisin askerileşmesi ve sivil alanın bir savaş alanına dönüştürülmesi.
Medya ve Algı: Olayların televizyon ekranlarından halka nasıl yansıtıldığı.
Bu belgeselin stilini ve konusunu sevdiyseniz, arşiv görüntülerine dayanan ve Amerikan sistemini eleştiren 13th (2016) veya toplumsal hareketleri işleyen diğer belgesel yapımlarına göz atabilirsiniz. Ayrıca, medyanın toplumu nasıl şekillendirdiğine dair The Mike Wallace Interview tadındaki içerikler de ilginizi çekebilir.
Filmde izlediğimiz Riotsville kasabaları, tamamen kontrplaktan yapılmış film setlerini andırmaktadır. Askerlerin isyancı kılığında bağırıp çağırdığı bu sahnelerin, tribünlerdeki seçkin konuklar tarafından sanki bir tiyatro oyunuymuş gibi izlenmesi, dönemin siyasi absürtlüğünü kanıtlayan en somut detaylardan biridir.
Evet, 1960'ların sonunda Fort Belvoir ve Fort Gordon gibi askeri üslerde bu sahte kasabalar isyan bastırma eğitimleri için gerçekten inşa edilmiştir.
Evet, filmde kullanılan görüntülerin tamamı Amerikan ordusu arşivlerinden ve dönemin televizyon kayıtlarından alınmış gerçek dökümanlardır.
Film, 1960'lardaki olayları anlatsa da, günümüzdeki polis müdahalelerinin ve toplumsal kontrol yöntemlerinin kökenlerini anlamak için çok önemli bir perspektif sunmaktadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...