
Belgesel, Tarih
A Night at the Garden, izleyiciyi 20 Şubat 1939 gecesine, New York’un ünlü Madison Square Garden salonuna götürüyor. Bu gece, yaklaşık 22 bin Amerikalının Nazi ideolojisini selamlamak için bir araya geldiği, tarihin en çarpıcı ve rahatsız edici anlarından biridir. Film, hiçbir dış ses veya röportaj kullanmadan, sadece o geceye ait arşiv görüntülerini ustalıkla kurgulayarak devasa bir spor salonunun nasıl bir nefret merkezine dönüştüğünü gösterir.
Görüntülerde, sahneye kurulan devasa George Washington portresinin her iki yanına asılmış gamalı haçlar ve Nazi üniformaları giymiş Amerikalılar dikkat çeker. "Alman-Amerikan Bund" örgütü tarafından düzenlenen bu etkinlikte, Amerikan vatanseverliği ile faşizmin nasıl iç içe geçtiği sarsıcı bir dille aktarılır. Film, kalabalığın coşkulu tezahüratları arasında bir protestocunun sahneye atlaması ve sonrasında maruz kaldığı şiddet ile zirveye ulaşır.
Bu yapım bir arşiv belgeseli olduğu için oyuncular değil, o gece orada bulunan gerçek tarihi figürler yer almaktadır. Filmin ana odak noktası, Alman-Amerikan Bund lideri Fritz Kuhn’dur. Kuhn’un kürsüdeki ateşli hitabeti ve kitlesini manipüle edişi, dönemin siyasi atmosferini anlamak açısından kilit bir öneme sahiptir.
Sahneye atlayarak etkinliği protesto eden tek kişi olan Isadore Greenbaum ise belgeselin gizli kahramanıdır. Greenbaum’un kalabalık tarafından darp edilişi ve polislerce uzaklaştırılışı, bireysel cesaretin toplumsal cinnet karşısındaki çaresizliğini temsil eder. Yönetmen Marshall Curry, bu gerçek kişilerin eylemleri üzerinden bir hikaye kurmayı başarır.
Yönetmen Marshall Curry, sadece 7 dakika süren bu kısa belgeselde, sinemanın gücünü sadelikten alıyor. Hiçbir ek açıklama yapmadan sadece ham görüntüleri izleyiciye sunması, dehşetin etkisini daha da artırıyor. Filmin siyah-beyaz dokusu, Madison Square Garden’ın görkemiyle birleştiğinde ortaya sinematografik açıdan güçlü ama ahlaki açıdan sorgulayıcı bir yapıt çıkıyor. Tempo, kalabalığın artan coşkusuyla birlikte yükselerek izleyiciyi bir gerilim filmi izliyormuşçasına atmosferin içine hapsediyor.
Tarihe, siyasete ve toplumsal hareketlere ilgi duyan her izleyici bu kısa ama öz belgeseli mutlaka izlemeli. Özellikle propaganda yöntemlerini ve demokrasinin kırılganlığını anlamak isteyenler için bu yapım bir ders niteliğindedir. Belgesel film severler ve yakın tarih meraklıları, Amerikan tarihinin bu karanlık kesitine tanıklık etmekten etkileneceklerdir. Kısa sürede büyük bir etki yaratan sanat filmi tadındaki yapımlardan hoşlananlar için de ideal bir tercihtir.
Bu film, "tarih tekerrürden ibarettir" sözünün görsel bir kanıtı gibidir. 2019 yılında En İyi Kısa Belgesel dalında Oscar adaylığı kazanan yapım, faşizmin sadece uzak coğrafyalarda değil, özgürlükler ülkesi olarak bilinen Amerika’nın merkezinde bile ne kadar kolay zemin bulabildiğini gösteriyor. Herhangi bir yorum içermemesi, izleyiciyi kendi çıkarımlarını yapmaya zorluyor ve bu da filmin etkisini kalıcı kılıyor. Sadece 7 dakikanızı ayırarak toplumsal manipülasyonun boyutlarını görebilirsiniz.
Propagandanın Gücü: Kalabalıkların semboller ve sloganlar yoluyla nasıl yönlendirilebileceği.
Amerikan Faşizmi: Demokrasi söylemleri altında gizlenen aşırı sağ ideolojilerin varlığı.
Bireysel Direniş: Binlerce kişilik bir kitleye karşı tek bir kişinin gösterdiği protesto cesareti.
Tarihsel Hafıza: Toplumların hatırlamak istemediği karanlık geçmişin bugüne ışık tutması.
Tarihi arşiv görüntüleriyle hazırlanan yapımlardan hoşlanıyorsanız, Peter Jackson’ın They Shall Not Grow Old belgeseli benzer bir restorasyon başarısıdır. Ayrıca propaganda mekanizmasını inceleyen The Triumph of the Will (İradenin Zaferi) veya Nazi rejiminin yükselişini anlatan diğer tarihsel savaş belgeseli örnekleri bu yapımla benzer paralellikler taşır.
Belgeseldeki tüm görüntüler, 1939 yılına ait orijinal haber filmlerinden ve arşiv kayıtlarından derlenmiştir.
Fritz Kuhn, bu mitingden kısa bir süre sonra vergi kaçakçılığı ve zimmet suçlarından tutuklanmış, Alman-Amerikan Bund örgütü ise dağılmıştır.
Film, Trump dönemi Amerika'sındaki toplumsal bölünmelere bir gönderme olarak kabul edilmiş ve modern siyasette çokça tartışılmıştır.
Yönetmen Marshall Curry, görüntülerin kendi başına yeterince güçlü olduğunu ve izleyicinin herhangi bir yönlendirme olmadan o anın dehşetini hissetmesini istediği için dış ses kullanmamıştır.
26 yaşındaki Isadore Greenbaum, Nazi yanlısı kalabalık tarafından dövüldükten sonra polis tarafından gözaltına alınmış ve "huzuru bozmak" suçundan para cezasına çarptırılmıştır.
O dönemde Madison Square Garden ticari bir işletmeydi ve yasalara aykırı bir durum olmadığı sürece her türlü organizasyona kiralanabiliyordu. Bu durum, dönemin ifade özgürlüğü sınırları hakkında büyük tartışmalar yaratmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...