
Dram, Savaş

Richard III

Queen Elizabeth

The Duke of Buckingham

Earl Rivers

Lady Anne

James Tyrrell

Duchess of York

William Catesby

Lord Stanley

The Duke of Clarence
yüzyıl İngiltere’sinin taht kavgaları, Richard III ile 1930’ların Avrupa’sındaki totaliter rejimlerin soğuk ve gri estetiğiyle birleşiyor. İç savaşın yıkımından yeni çıkmış bir krallıkta, tahtın varislerinden biri olan Gloucester Dükü Richard, fiziksel engellerinin ve dışlanmışlığının hıncını tüm dünyadan çıkarmaya kararlıdır. Kendi deyimiyle "kışını yaza çevirmek" için her türlü ahlaki sınırı aşmaya hazır olan Richard, tahta giden yolu ihanetler, cinayetler ve manipülasyonlarla örmeye başlar.
Richard’ın yükselişi, sadece bir aile içi hesaplaşma değil; askeri disiplinin, propagandanın ve modern silahların gölgesinde şekillenen sistematik bir diktatörlük inşasıdır. Yakınlarını birbirine kırdıran, çocukları katletmekten çekinmeyen ve en yakın müttefiklerini bile kurban eden Richard, gücün zirvesine ulaştığında aslında kendi sonunun da başlangıcını hazırlamaktadır. Film, klasik metni modern bir savaş makinesinin dişlileri arasında yeniden yorumlayarak güç zehirlenmesinin zamansızlığını gözler önüne seriyor.
Filmin başrolünde, sinema tarihinin en etkileyici performanslarından birine imza atan Ian McKellen yer alıyor. McKellen, sadece Richard’ı oynamıyor; dördüncü duvarı yıkarak doğrudan kameraya baktığı anlarda izleyiciyi kendi suçuna ortak ediyor. Onun zeki, karanlık ve aynı zamanda ironik yorumu, karakteri bir canavardan ziyade trajik bir figüre dönüştürüyor.
Kadronun geri kalanı da adeta bir yıldızlar geçidi niteliğinde. Annette Bening, Kraliçe Elizabeth rolünde yas ve direnişi başarıyla harmanlarken, Robert Downey Jr. Rivers karakterine Amerikalı bir yabancının taze enerjisini katıyor. Maggie Smith’in York Düşesi olarak sergilediği otoriter duruş ve Kristin Scott Thomas’ın Lady Anne rolündeki çaresizliği, Richard’ın yıktığı hayatların duygusal ağırlığını perçinliyor.
Yönetmen Richard Loncraine, Shakespeare’in ağdalı dilini 1930’ların görsel diliyle oynamak yerine adeta o dille dans ettiriyor. Filmin temposu bir aksiyon filmini aratmayacak kadar hızlı; kurgu ise politik entrikaların karmaşasını izleyici için sadeleştiriyor. Sanat yönetimi ve kostüm tasarımı, militarist estetiği o kadar güçlü kullanıyor ki, film bir noktadan sonra sadece bir tiyatro uyarlaması değil, tüyler ürpertici bir politik gerilime dönüşüyor. Özellikle tankların ve makineli tüfeklerin girdiği savaş sahneleri, eserin ruhundaki şiddeti modernize ederek etkileyiciliğini artırıyor.
Siyasi manevraların, stratejik dehanın ve tarihin tozlu sayfalarındaki entrikaların meraklısıysanız bu film tam size göre. Eğer dram filmleri kategorisinde karakter derinliği ve oyunculuk gücü arıyorsanız, Ian McKellen’ın performansı sizi büyüleyecektir. Aynı zamanda Shakespeare’in metinlerine farklı bir perspektiften bakmak isteyenler ve modern savaş filmleri estetiğini klasik hikâyelerle bir arada görmeyi seven sinemaseverler için kaçırılmaması gereken bir yapım.
Bu yapım, klasik bir eserin ruhuna sadık kalarak nasıl radikal bir şekilde yenilenebileceğinin dersi niteliğindedir. Richard III, sadece bir iktidar savaşı değil, aynı zamanda medyanın, propagandanın ve korku ikliminin bir toplumu nasıl ele geçirdiğini anlatır. McKellen’ın seyirciyle kurduğu o tekinsiz bağ, sinemanın sağladığı anlatım olanaklarını sonuna kadar kullanarak sizi bir tiranın zihnine hapsediyor.
İktidar Arzusu: Saf güce ulaşmak için nelerin feda edilebileceği.
Modern Tiranlık: 20. yüzyılın otoriter rejimleri üzerinden diktatörlük eleştirisi.
Deformasyon ve Dışlanma: Fiziksel farklılıkların yarattığı öfkenin toplumsal bir yıkıma dönüşmesi.
Sadakat ve İhanet: Siyasi arenada güvenin ne kadar kırılgan bir kavram olduğu.
Bu tarzdaki modern Shakespeare uyarlamalarını seviyorsanız, Ethan Hawke’ın başrolünde olduğu Hamlet (2000) veya Ralph Fiennes’ın yönettiği Coriolanus (2011) listeye eklenmelidir. İktidarın karanlık dehlizlerini ve savaşın trajedisini benzer bir estetikle harmanlayan bu yapımlar, savaş filmleri ve politik dram meraklıları için ideal önerilerdir. Ayrıca The King de taht kavgalarının sertliğini hissetmek isteyenler için iyi bir alternatiftir.
Ian McKellen, senaryoyu aslında sahnelediği bir tiyatro oyunundan yola çıkarak kendisi kaleme almıştır.
Filmdeki meşhur "At! At! Bir ata krallığım feda!" repliği, bir cipin çamura saplandığı sahnede kullanılarak modern bir dokunuş kazanmıştır.
Filmin çekimleri sırasında Londra’daki Battersea Güç İstasyonu gibi ikonik yapılar, faşist karargahlar olarak kullanılmıştır.
Kostüm tasarımları için gerçek 1930’lar askeri üniformalarından ilham alınmış ancak kurgusal bir ülke yaratmak için amblemler değiştirilmiştir.
Evet, film 1930’larda geçmesine rağmen karakterler Shakespeare’in orijinal iambic pentameter (beşli ölçü) dilini kullanarak konuşmaktadır.
Bu teknik, "aside" olarak bilinen tiyatro geleneğinin sinemaya uyarlanmasıdır; karakter planlarını ve gerçek düşüncelerini sadece izleyiciyle paylaşarak onu suç ortağı yapar.
Film, Shakespeare’in tarihsel oyununa dayansa da geçtiği dönem ve atmosfer tamamen kurgusaldır; tarihten ziyade insan doğası ve politik hırslar üzerine bir yorumdur.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...