
Gerilim, Korku
Ann, George ve küçük oğulları Georgie, göl kenarındaki yazlık evlerine vardıklarında her şey kusursuz görünmektedir. Ancak bu huzur, kapılarını çalan iki nazik ve beyaz eldivenli genç adamın gelişiyle aniden bozulur. Başlangıçta basit bir yumurta ödünç alma ricasıyla başlayan bu etkileşim, kısa sürede sınırların zorlandığı ve psikolojik bir şiddetin hakim olduğu bir güç savaşına dönüşür. Paul ve Peter adındaki bu iki saldırganın tek bir amacı vardır: Aileyi, ertesi sabah saat dokuza kadar hayatta kalıp kalamayacakları üzerine ölümcül bir bahis oynamaya zorlamak.
Film, fiziksel şiddetten ziyade bu şiddetin yarattığı dehşete ve çaresizliğe odaklanır. Klasik bir rehin alma hikayesinin ötesine geçerek, izleyicinin beklentilerini kasten yıkar. Paul karakterinin zaman zaman dördüncü duvarı yıkarak doğrudan kameraya, yani bize bakması, şiddeti bir eğlence aracı olarak tüketen modern toplumun vicdanını sorgulayan editoryal bir tokat niteliğindedir. Bu, kurtuluşun değil, sadece oyunun kurallarının geçerli olduğu tekinsiz bir deneyimdir.
Naomi Watts, Ann rolünde yaşadığı şoku, korkuyu ve anne olmanın verdiği o amansız koruma içgüdüsünü iliklerinize kadar hissettiriyor. Watts’ın performansı, karakterinin fiziksel ve ruhsal çöküşünü tüm çıplaklığıyla sergiliyor. Tim Roth ise George karakterinde, bir babanın ailesini koruyamama çaresizliğini ve uğradığı haksızlık karşısındaki yıkımını oldukça doğal bir yerden yansıtıyor.
Filmin asıl ürpertici yüzü olan Michael Pitt, Paul karakteriyle unutulmaz bir kötü adam portresi çiziyor. Pitt’in sakin, kibar ama tamamen duygusuz tavırları, sergilediği şiddetin dozunu daha da ağırlaştırıyor. Brady Corbet ise Paul’un uysal ama suç ortağı Peter rolünde, ikilinin arasındaki o tuhaf ve rahatsız edici dinamiği başarıyla tamamlıyor.
Usta yönetmen Michael Haneke, 1997 yapımı kendi orijinal filmini, bu kez Hollywood yıldızlarıyla kare kare yeniden çekerek izleyiciye "şiddetin doğası" üzerine ders veriyor. Haneke, türün klişelerine (kahramanca kurtuluşlar, adalet duygusu vb.) asla izin vermiyor. Müzik kullanımından kurgu tercihlerine kadar her şey, izleyiciyi rahatsız etmek ve onu şiddetin bir parçası haline getirmek için tasarlanmış. Film, bir eğlence aracı olmaktan ziyade, medyanın ve sinemanın şiddeti sunuş biçimine dair sert bir eleştiri sunan, editoryal derinliği oldukça yüksek bir sanat filmi olarak kabul ediliyor.
Sıradan gerilim filmlerinden sıkılan ve sinemanın sınırlarını zorlayan yapımları seven cesur izleyiciler bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer "insan neden şiddet içerikli yapımları izler?" sorusunu kendinize sorduysanız, Haneke’nin bu başyapıtı size sarsıcı cevaplar verecektir. Ancak uyaralım; bu film, klasik bir korku filmi seyri değil, sinir uçlarınıza dokunan, uzun süre etkisinden çıkamayacağınız bir psikolojik gerilim deneyimidir.
Bu film, şiddeti estetikleştirmeden, tüm çiğliği ve anlamsızlığıyla sunduğu için izlenmeli. Haneke’nin meşhur "uzaktan kumanda" sahnesi gibi sinema tarihine geçen anlar, izleyicinin hikaye üzerindeki kontrolünü elinden alarak eşsiz bir çaresizlik hissi yaşatıyor. Modern insanın şiddete karşı duyarsızlaşmasını böylesine dürüst ve sert bir dille eleştiren başka bir yapım bulmak oldukça zor.
Şiddetin Tüketimi: Medyanın şiddeti bir eğlence unsuru haline getirmesi ve izleyicinin bu durumdaki payı.
Dördüncü Duvarın Yıkılması: İzleyicinin gözlemci konumundan suç ortağı konumuna çekilmesi.
Nedensiz Kötülük: Kötülüğün bir motivasyona ihtiyaç duymadan, sadece "oyun" olsun diye yapılabileceği gerçeği.
Sınıf Çatışması ve İletişimsizlik: Kibarlık ve nezaket kurallarının şiddet karşısındaki işlevsizliği.
Haneke’nin bu sarsıcı tarzını sevdiyseniz, şiddeti ve toplumsal çürümeyi benzer bir soğukkanlılıkla işleyen The White Ribbon (Beyaz Bant) veya Benny's Video filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca ev istilası temasını daha aksiyon odaklı işleyen The Strangers veya insan doğasının karanlığına odaklanan Hard Candy gibi gerilim suç yapımları da ilginizi çekebilir.
Yönetmen Michael Haneke, filmi ABD pazarındaki izleyicilerin kendi mesajını daha iyi anlayabilmesi için İngilizce olarak ve orijinal metne sadık kalarak yeniden çekmiştir. Naomi Watts, sadece başrol oyuncusu değil, aynı zamanda filmin yapımcılarından biridir. Çekimler sırasında oyuncular, karakterlerin yaşadığı ağır psikolojik baskıyı yansıtabilmek için oldukça zorlu ve izole bir çalışma süreci geçirmişlerdir.
Evet, yönetmen Michael Haneke orijinal senaryoyu ve sahneleri hiçbir değişiklik yapmadan, sadece oyuncuları ve mekanı değiştirerek yeniden çekmiştir.
Bu teknik, izleyiciye "Siz de buradasınız ve bu şiddeti izlemeye devam ederek aslında buna onay veriyorsunuz" mesajını vermek ve seyirciyi rahatsız etmek için kullanılır.
Haneke, izleyicinin duygularını yönlendirmemek ve şiddetin yarattığı boşluğu, sessizliğin verdiği gerilimle hissettirmek için film boyunca klasik anlamda bir film müziği kullanmamıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...