
Aile, Dram
Paris’in puslu ve melankolik sokaklarında geçen hikâye, annesi Suzanne ile yaşayan küçük Simon’un gündelik yaşamına odaklanır. Suzanne, kukla tiyatrosuna ses veren, hayatın karmaşası içinde oradan oraya savrulan enerjik ama yorgun bir kadındır. Simon’a bakması için Tayvanlı sinema öğrencisi Song’u işe aldığında, bu üçlü arasında sessiz bir bağ kurulmaya başlar. Filmin en dikkat çekici figürü ise Simon’u bir koruyucu melek gibi takip eden, Paris semalarında süzülen canlı bir kırmızı balondur.
Film, büyük ve sarsıcı olaylar yerine hayatın küçük anlarını, kaçırılmış bakışları ve şehir hayatının yarattığı yalnızlığı mercek altına alır. Balonun varlığı, bu realist ve bazen kaotik dünyada masalsı bir dokunuş gibi durur. Simon ve Song, şehrin sokaklarında dolaşırken kırmızı balon onları izlemeye devam eder; bu durum hem bir oyun hem de modern hayatın karmaşasında kaybolan çocukluğun bir temsili gibidir.
Filmin merkezinde, Fransız sinemasının dev ismi Juliette Binoche yer alıyor. Binoche, Suzanne karakteriyle dağınık, duygusal açıdan kırılgan ve sürekli bir şeylere yetişmeye çalışan bir anneyi muazzam bir doğallıkla canlandırıyor. Onun performansı, filmin o dağınık ama samimi yapısını ayakta tutan en büyük güç.
Simon rolünde Simon Iteanu, çocuksu masumiyeti ve merakı abartısız bir şekilde perdeye taşırken, ona eşlik eden Fang Song ise Tayvanlı dadı rolünde hikâyeye sükunet ve gözlemci bir perspektif katıyor. Oyuncu kadrosu, yönetmen Hou Hsiao-hsien’in doğaçlamaya yakın tarzına uyum sağlayarak, izleyicide sanki bir film değil de hayatın bir kesitini izliyormuş hissi uyandırıyor.
Tayvanlı usta yönetmen Hou Hsiao-hsien, bu filmle Fransız kültürüne kendi penceresinden bakıyor. 1956 yapımı klasik kısa film Le Ballon Rouge’dan esinlenen yönetmen, aksiyonu minimumda tutarak atmosferi ve duygu geçişlerini ön plana çıkarıyor. Filmin temposu oldukça yavaştır ancak bu yavaşlık, Paris’in detaylarını ve karakterlerin iç dünyalarını keşfetmek için bilinçli bir tercihtir. Işığın ve mekanın kullanımı, filmi bir sinema eserinden ziyade hareketli bir tabloya dönüştürüyor.
Bu yapım, her şeyden önce sabırlı ve atmosferik hikâye anlatımından hoşlanan sanat filmi severlere hitap ediyor. Hollywood tipi bir kurgu bekleyenleri hayal kırıklığına uğratabilir; ancak hayatın küçük ayrıntılarını, sessizliği ve görselliği önemseyenler için tam bir platform filmi deneyimi sunuyor. Paris estetiğini ve Juliette Binoche’un oyunculuk dehasını izlemek isteyenler için de kaçırılmayacak bir seçenek.
Sinemada "şiirsellik" kavramının somut bir örneğini görmek için izlenmeli. Film, izleyiciyi bir balonun rüzgârla süzülüşü kadar özgür bırakıyor. Klasik sinema kurallarının dışına çıkan anlatımı, Paris’i turistik bir şehir olmaktan çıkarıp melankolik bir yaşam alanına dönüştürmesi ve çocukluğun o saf bakış açısını hatırlatması, bu yapımı özel kılan nedenler arasında.
Yalnızlık ve Bağ Kurma: Kalabalık bir şehirde bir çocuğun ve bir annenin kurmaya çalıştığı duygusal bağlar.
Masumiyetin Temsili: Kırmızı balonun çocukluğun saflığını ve korunma ihtiyacını simgelemesi.
Kültürel Çatışma ve Uyum: Tayvanlı bir öğrencinin Fransız bir aileyle kurduğu sessiz iletişim.
Modern Hayatın Kaosu: Şehir yaşamının stresi ile çocuk dünyasının yavaşlığı arasındaki tezatlık.
Eğer bu filmin sakinliğinden ve görsel dilinden hoşlandıysanız, yönetmen Hou Hsiao-hsien'in diğer işlerine veya benzer atmosfere sahip sanat filmi örneklerine göz atabilirsiniz. Albert Lamorisse’in orijinal kısa filmi The Red Balloon (1956) hikâyenin kökenini anlamak için ilk durak olmalı. Ayrıca çocukluk ve şehir temalı biyografi tadındaki dokunuşlar için The 400 Blows veya Hirokazu Kore-eda’nın bazı eserleri benzer bir tat bırakabilir.
Film, Musée d'Orsay'ın 20. yılı şerefine başlattığı bir proje kapsamında çekilmiştir.
Yönetmen Hou Hsiao-hsien, çekimler sırasında oyuncularına tam bir metin vermek yerine sahnenin duygusunu anlatıp onları serbest bırakmıştır.
Kırmızı balon sahneleri için dijital efektler yerine genellikle gerçek balonlar ve karmaşık bir kukla tekniği kullanılmıştır.
Hayır, film orijinal esere bir saygı duruşu niteliğindedir ancak modern Paris'te geçen tamamen farklı ve özgün bir hikâyeye sahiptir.
Yönetmen, kendi köklerinden bir parçayı Paris’e taşıyarak iki farklı kültürün bir çocuk üzerinden nasıl kesiştiğini ve evrensel bir dil bulduğunu göstermek istemiştir.
Balon, hem Simon'un hayal dünyasını hem de Suzanne'ın karmaşık hayatında eksik olan hafifliği ve saf neşeyi simgeler.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...