
İstikamet: Düğün, sosyal açıdan uyumsuz ve hayata karşı oldukça kinik bir duruş sergileyen Frank ve Lindsay’nin hikâyesini merkezine alıyor. Bu iki yabancı, bir hafta sonu düğününe katılmak üzere havaalanında karşılaşırlar. İlk andan itibaren birbirlerinden hoşlanmayan ikili, kaderin (ve muhtemelen onları davet eden ortak tanıdıklarının) bir oyunuyla tüm hafta sonu boyunca yan yana gelmek zorunda kalırlar.
Frank ve Lindsay, düğün evinde diğer konuklar tarafından dışlandıkça ve birbirlerine mahkûm kaldıkça, ortak nefretleri üzerinden garip bir bağ kurmaya başlarlar. Film, geleneksel romantik komedi kalıplarını yıkarak; gösterişli düğün ritüellerini, sahte nezaketleri ve modern ilişkileri karakterlerin zehirli diliyle eleştiriyor. İkili, hafta sonu boyunca birbirlerini sadece sözleriyle taciz etmekle kalmaz, aynı zamanda içlerindeki kırılganlıkları da istemeden de olsa birbirlerine açarlar.
Filmin en büyük özelliği ve tüm yükü, başroldeki iki dev ismin omuzlarındadır: Keanu Reeves ve Winona Ryder. 90’lı yıllardan beri dost olan ve daha önce birçok kez birlikte çalışan ikili, aralarındaki doğal kimyayı bu filmde harika bir "nefret-aşk" dinamiğine dönüştürüyor. Keanu Reeves, Frank rolünde alışık olduğumuz aksiyon kahramanı imajından tamamen sıyrılıp, her şeyden şikâyet eden ama sempatik bir huysuzu canlandırıyor. Winona Ryder ise Lindsay rolünde, Reeves’in iğneleyici tavırlarına aynı hızla karşılık veren, zeki ve nevrotik bir karakterle parlıyor.
Yönetmen ve senarist Victor Levin, filmi neredeyse tamamen diyaloglar üzerine kurmuş. Öyle ki, filmde başrol oyuncuları dışındaki karakterler sadece birer figüran olarak kalıyor ve hatta konuşmalarını bile duymuyoruz. Bu "oda tiyatrosu" havasındaki anlatım, izleyiciyi Frank ve Lindsay’nin aralıksız süren söz düellosuna odaklıyor. Sinematografi, düğün mekanının güzelliği ile karakterlerin iç dünyasındaki karamsarlık arasında şık bir tezat yaratıyor. Alışılagelmiş mutlu sonlu masallardan sıkılanlar için oldukça taze ve gerçekçi bir film deneyimi sunuyor.
Eğer "Günün sonunda herkes yalnızdır" diyen ama bir yandan da ince espri anlayışından vazgeçmeyen romantik komedi hayranıysanız, bu yapım tam size göre. Keanu Reeves ve Winona Ryder’ın nostaljik uyumunu izlemek isteyenler için eşsiz bir fırsat. Ayrıca bol diyaloglu, entelektüel derinliği olan ve insan ilişkilerini alaya alan drama öğeli yapımları seviyorsanız, bu huysuz ikilinin macerasına mutlaka ortak olmalısınız.
Bu filmi benzerlerinden ayıran en belirgin yönü, romantizmi "pembe bulutlar" üzerinden değil, "hayal kırıklıkları" üzerinden işlemesidir. Karakterlerin birbirlerine olan dürüstlüğü, çoğu zaman kaba olsa da, izleyiciye oldukça samimi geliyor. Ayrıca filmin sadece iki ana karakter üzerine kurulmuş olması, oyunculuk performanslarını en ince ayrıntısına kadar izleme şansı veriyor.
Yalnızlık ve Aidiyet: Toplumun genel geçer mutluluk normlarına uymayan iki insanın birbirini bulması.
Kinik Bakış Açısı: Hayatın saçmalıklarına karşı mizahı bir savunma mekanizması olarak kullanmak.
Modern İlişkiler: Düğünler ve sosyal etkinlikler üzerinden kurulan sahte samimiyetlerin eleştirisi.
Dürüstlük: Filtresiz ve bazen acımasız olan gerçeğin, insanları birbirine bağlama gücü.
Eğer bu diyalog odaklı ve karakterlerin birbirini tanımasına dayalı yapıyı sevdiyseniz, ünlü Gün Doğmadan (Before Sunrise) serisini veya benzer bir iğneleyici dile sahip olan Aşkın 500 Günü filmini izleyebilirsiniz. Ayrıca yine iki kişinin uzun diyaloglarıyla ilerleyen My Dinner with Andre de listenizde yer alabilecek daha klasik bir örnektir.
Filmin çekimleri sadece 9 gün gibi çok kısa bir sürede tamamlanmıştır. Keanu Reeves ve Winona Ryder, senaryoyu o kadar çok sevmişlerdir ki bu bağımsız projede yer almayı hemen kabul etmişlerdir. İlginç bir detay olarak; filmde figüranlar ve diğer davetliler bulunsa da, filmin başından sonuna kadar Frank ve Lindsay dışında hiçbir karakterin konuşması duyulmaz.
Eğer hızlı aksiyon veya karmaşık olay örgüsü bekliyorsanız film size yavaş gelebilir; ancak zekice yazılmış, komik ve iğneleyici diyalogları seviyorsanız bir saniye bile sıkılmazsınız.
Bir dönem çekilen bir film sahnesinde gerçek bir rahibin kullanılması nedeniyle Winona Ryder şaka yollu Keanu ile "tanrı katında" evli olduklarını söylese de, gerçek hayatta çok yakın dostturlar.
Film, geleneksel romantik komedilerin aksine daha açık uçlu ve karakterlerin doğasına uygun, samimi bir final sunar.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...