

Hannah Miles

Andrew McCabe

Finley

Ellen Jespersen

Upton

Curtis

Shannon Jespersen

Bruce Jespersen

Ben

Ethan Woodcock
Tumbledown başımın belası, ünlü bir halk müziği sanatçısı olan eşi Hunter Miles'ın ani ölümünün ardından yas tutan Hannah'nın hikâyesini merkezine alıyor. Maine’in sessiz ve karlı kasabasında, kocasının anılarıyla çevrili izole bir hayat süren Hannah, onun hakkında bir biyografi yazmaya çalışsa da bir türlü ilerleme kaydedemez. Bu durgun hayatı, New Yorklu hırslı bir akademisyen olan Andrew’un kasabaya gelmesiyle sarsılır.
Andrew, Hunter Miles’ın ölümü etrafındaki gizemi çözmek ve onun gerçek hayat hikâyesini kaleme almak istemektedir. Hannah başlangıçta bu yabancıya karşı mesafeli ve sert davransa da, ikili kısa süre sonra Hunter’ın mirasını korumak ve gerçeği ortaya çıkarmak için iş birliği yapmak zorunda kalır. Film, iki zıt karakterin bu süreçte birbirlerini tanımalarını, geçmişin yüklerinden kurtulmalarını ve hayatın devam ettiğini keşfetmelerini oldukça naif bir dille işliyor.
Filmin başrollerinde Rebecca Hall ve Jason Sudeikis, beklenmedik derecede güçlü bir kimya sergiliyor. Rebecca Hall, eşinin kaybıyla donup kalmış, savunmacı ama kırılgan Hannah rolünde derinlikli bir performans sunuyor. Genellikle komedi rollerinden tanıdığımız Jason Sudeikis ise, entelektüel merakı ile Hannah’nın duvarlarını yıkmaya çalışan Andrew karakterine hem mizah hem de samimiyet katıyor. Kadroda onlara eşlik eden Joe Manganiello ve Dianna Agron gibi isimler, kasaba hayatının dokusunu tamamlayan yan karakterlerle hikâyeyi destekliyor.
Yönetmen Sean Mewshaw, ilk uzun metrajlı filminde izleyiciye huzurlu ama hüzünlü bir atmosfer sunmayı başarıyor. Maine’in büyüleyici doğa manzaraları, filmin melankolik havasıyla mükemmel bir uyum içinde. Film, bir "yas dramı" gibi başlasa da, senaryonun zekice kurgulanmış diyalogları sayesinde yer yer keyifli bir romantik komedi havasına bürünüyor. Hikâyenin en güçlü yanı, karakterlerin acılarını hafife almadan onlara umut dolu bir pencere açabilmesi.
Hayatın içinden, sakin ve duygusal yoğunluğu yüksek romantik film örneklerinden hoşlananlar bu yapıma bayılacaktır. Kayıp, yas ve yeniden başlama temalarını samimi bir dille ele alan bir drama arıyorsanız, Tumbledown sizin için doğru tercih olabilir. Ayrıca müzik dünyasının perde arkasına ve bir sanatçının geride bıraktığı mirasa dair hikâyeler ilginizi çekiyorsa, bu filmi mutlaka izlemelisiniz.
Bu filmi benzerlerinden ayıran en büyük özellik, yas sürecini klişelerden uzak, dürüst ve bazen de komik bir şekilde ele almasıdır. Filmin arka planında çalan folk müzikler, hikâyenin ruhunu tamamlayarak izleyiciyi adeta o küçük kasabanın içine çekiyor. Rebecca Hall ve Jason Sudeikis arasındaki zıt kutupların çekimi, izlemesi son derece keyifli bir dinamik yaratıyor.
Yas ve Kayıpla Baş Etme: Sevilen birinin ölümünden sonra hayatın nasıl yeniden kurulabileceği.
Geçmişin Mirası: Bir sanatçının eserleri ve anıları üzerinden kurulan bağ.
Yeniden Başlamak: Kapılarını dünyaya kapatmış bir insanın yeni birine şans verme süreci.
Gerçeklik ve Algı: Bir insanı gerçekten tanımanın ve onun hikâyesini anlatmanın zorluğu.
Eğer bu filmin yarattığı atmosferi sevdiyseniz, yine bir kayıp sonrası iyileşme sürecini anlatan P.S. I Love You veya müzik ve aşkın iç içe geçtiği Once gibi yapımları izleyebilirsiniz. Ayrıca küçük kasaba samimiyetini ve karakter odaklı anlatımı sevenler için Yaşamın Kıyısında (Manchester by the Sea) daha sert bir ton sunsa da benzer bir tematik derinliğe sahiptir.
Filmin çekimleri aslında Maine’de değil, oranın atmosferine çok benzeyen Massachusetts eyaletinde gerçekleştirilmiştir. Filmde Hunter Miles karakterine aitmiş gibi dinlediğimiz folk şarkıları, Damien Jurado tarafından bu film için özel olarak bestelenmiş ve seslendirilmiştir. Senaryo, gerçek hayatta da evli olan yönetmen Sean Mewshaw ve senarist Desiree Van Til tarafından, Van Til’in kendi memleketi Maine’den esinlenilerek yazılmıştır.
"Tumbledown", filmde bahsi geçen ve Maine'de bulunan gerçek bir dağın adıdır; karakterlerin tırmanışları ve hayatlarındaki iniş çıkışlar için metaforik bir anlam taşır.
Hayır, Hunter Miles karakteri tamamen kurgusaldır; ancak yaratılan şarkılar ve hikâye o kadar gerçektir ki izleyiciler genellikle onun gerçek bir sanatçı olduğunu düşünür.
Hayır, film hüzünlü temalara sahip olsa da Jason Sudeikis'in getirdiği mizahi yaklaşımlar ve sıcak atmosferi sayesinde oldukça dengeli ve izlemesi kolay bir yapıdadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...