
Dram, Gizem, Gerilim
İranlı usta yönetmen Asghar Farhadi, dünya sinemasındaki yerini perçinleyen A Hero ve The Salesman gibi başyapıtlarının ardından, rotasını yeniden Avrupa’ya, Paris’in melankolik ve çok kültürlü dokusuna kırıyor. Parallel Tales, ilk bakışta birbirinden bağımsız görünen ancak görünmez iplerle birbirine bağlı karakterlerin hayatlarını odağına alıyor. Farhadi’nin alametifarikası olan "sıradan bir olayın kontrolden çıkarak ahlaki bir krize dönüşmesi" teması, bu filmde de anlatının kalbinde yer alıyor.
Film, modern Paris’te yaşayan farklı sosyal sınıflardan insanların, tesadüfi bir karşılaşma veya küçük bir yalan etrafında şekillenen hikâyelerini paralel bir kurguyla işliyor. Geçmişin yükleri, aile içi sırlar ve toplumsal önyargılar, karakterleri hiç beklemedikleri bir yol ayrımına sürüklüyor. Farhadi, her zamanki gibi kimseyi tam olarak suçlamadan, herkesin kendi haklılığına tutunduğu o gri bölgede dolaşarak izleyiciyi vicdani bir muhakemeye davet ediyor.
Filmin en büyük kozlarından biri, Fransız sinemasının dev isimlerini bir araya getiren rüya gibi kadrosu. Fransız sinemasının yaşayan efsanesi Isabelle Huppert, soğukkanlı ama iç dünyasında fırtınalar kopan bir karaktere hayat vererek yine unutulmaz bir performans sergiliyor. Ona eşlik eden Vincent Cassel, sert mizacı ile kırılganlığı arasındaki o ince çizgide yürürken, Virginie Efira filmin duygusal derinliğini artıran kilit bir rolde karşımıza çıkıyor.
Kadronun genç ve yetenekli isimleri Pierre Niney ve Adam Bessa, filmin dinamizmini yükseltirken, ikonik aktris Catherine Deneuve kısa ama etkisi uzun sürecek bir rolle filme ağırlığını koyuyor. Farhadi’nin oyuncu yönetimindeki ustalığı, bu dev isimlerin egolarından arınıp hikâyenin birer parçasına dönüşmelerini sağlıyor.
Asghar Farhadi, Parallel Tales ile kendi sinematik dilini bir adım öteye taşıyor. Yönetmen, The Past filminde olduğu gibi yabancı bir dilde ve coğrafyada çekim yapmasına rağmen, evrensel insanlık durumlarını yakalamaktaki becerisini koruyor. Filmin temposu, bir gerilim filmini aratmayacak kadar diri tutulmuş; ancak bu gerilim fiziksel aksiyondan değil, karakterlerin psikolojik çatışmalarından besleniyor.
Görüntü yönetiminde Paris’in turistik olmayan, gerçekçi ve biraz da hüzünlü yüzü tercih edilmiş. Bu tercih, hikâyenin samimiyetini ve sarsıcı etkisini güçlendiriyor. Film, izleyiciye hazır cevaplar sunmak yerine, salonu terk ettikten sonra bile zihni kurcalayacak sorular sormayı başarıyor.
Psikolojik derinliği olan dramları sevenler ve insan ilişkilerinin karmaşıklığı üzerine kafa yoran izleyiciler için bu yapım kaçırılmayacak bir seçenek. Eğer Farhadi’nin önceki eserlerine hayransanız veya Avrupa sineması tutkunuysanız, filmin sunduğu entelektüel tatmin sizi fazlasıyla memnun edecektir. Ayrıca festival filmleri ve karakter odaklı anlatımlardan hoşlananlar için de yılın en güçlü adaylarından biri.
Bu filmi benzerlerinden ayıran en temel özellik, kusursuz senaryo matematiği. Farhadi, bir saat gibi işleyen kurgusuyla tesadüfleri öyle bir noktaya bağlıyor ki, izleyici olarak "ben olsam ne yapardım?" sorusundan kaçışınız kalmıyor. Fransız sinemasının beş farklı kuşağını ve tarzını temsil eden oyuncuları aynı karede görmek bile başlı başına bir sinematik olay niteliği taşıyor.
Ahlaki İkilemler: Doğru ve yanlış arasındaki çizginin muğlaklaştığı anlar.
Sosyal Sınıf Farklılıkları: Paris’in farklı yüzlerinde yaşayan insanların çatışan dünyaları.
Geçmişin Hayaletleri: Sırların ve söylenmemiş sözlerin bugünü nasıl şekillendirdiği.
Vicdan ve Suçluluk: Bir hatanın dalga dalga yayılarak başkalarının hayatını nasıl etkilediği.
Eğer bu filmdeki atmosferi ve anlatım tarzını sevdiyseniz, Farhadi’nin önceki başyapıtı olan The Past (Geçmiş) kesinlikle listenizde olmalı. Benzer bir toplumsal gözlem ve karakter analizi için Michael Haneke imzalı Happy End veya aile dinamiklerinin sarsıcı bir şekilde ele alındığı Anatomy of a Fall (Bir Düşüşün Anatomisi) gibi dram filmleri listesine göz atabilirsiniz.
Filmin çekimleri Paris'te yaklaşık üç ay sürdü ve Eylül 2025'te tamamlandı.
Bu yapım, Asghar Farhadi’nin 2013 yapımı The Past filminden sonra çektiği ikinci Fransızca filmidir.
Yönetmen, İran’daki siyasi baskılar nedeniyle bir süredir çalışmalarını yurt dışında sürdüreceğini açıklamıştı.
Dünya prömiyerini 2026 Cannes Film Festivali'nde yapması bekleniyor.
Hayır, film tamamen özgün ve bağımsız bir hikâyeye sahip. Ancak Farhadi sinemasının tematik izlerini ve insani meselelere yaklaşımını önceki filmleriyle paralel şekilde taşıyor.
Henüz tüm sahneler netleşmemiş olsa da, bu iki dev ismin Farhadi’nin dünyasında bir araya gelmesi filmin en çok merak edilen ve heyecan uyandıran detaylarından biri.
Filmin 2026 yılının bahar aylarında, özellikle Cannes Film Festivali sonrasında uluslararası festivallerde ve ardından sinemalarda gösterime girmesi planlanıyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...