
Dram, Gerilim
Michael, sekiz yaşındaki kızı Lea'yı her zamanki gibi hafta sonu için annesinden alır. Başlangıçta her şey normal görünmektedir; Michael kızına hediyeler alır, birlikte vakit geçirirler. Ancak Michael'ın davranışlarında bir gariplik sevilmeye başlar. Michael, Lea'yı annesine geri götürmek yerine, önceden planladığı gizli bir planı devreye sokar.
Pasaport fotoğrafı çektirmek, oyuncaklar stoklamak ve sınır kapısına doğru ilerlemek... Michael'ın amacı, kızını tamamen yanına alıp ülkeden kaçmaktır. Sekiz yaşındaki küçük Lea, babasına duyduğu sevgi ile hissettiği korku ve kafa karışıklığı arasında sıkışıp kalır. Her Şey Yoluna Girecek, bir ebeveynin çaresizliğinin nasıl bir suç eylemine dönüşebileceğini ve bu süreçte bir çocuğun masumiyetinin nasıl zedelendiğini anlatan sarsıcı bir "ebeveyn tarafından çocuk kaçırma" hikayesidir.
Alman-Avusturya ortak yapımı olan filmin yönetmen koltuğunda Patrick Vollrath oturuyor. Başrolde Michael karakterini canlandıran Simon Schwarz, karakterinin hem kızına olan derin sevgisini hem de zihinsel dengesinin bozulmaya başladığı o tekinsiz anları muazzam bir başarıyla sergiliyor.
Ancak filmin asıl yıldızı, küçük Lea rolündeki Julia Pointner. Pointner, bir çocuğun babasına olan koşulsuz güveninin yavaş yavaş nasıl şüpheye ve dehşete dönüştüğünü o kadar doğal bir performansla yansıtıyor ki, izleyici kendisini sahnelerin içinde hissetmekten alıkoyamıyor.
2016 yılında "En İyi Kısa Film" dalında Oscar adaylığı kazanan yapım, 30 dakika boyunca izleyiciyi koltuğuna çivileyen bir tempoya sahip. Yönetmen Vollrath, aksiyon sahnelerine veya büyük prodüksiyonlara ihtiyaç duymadan, sadece karakterlerin arasındaki gerilimle bir gerilim filmi atmosferi yaratıyor. El kamerası kullanımı ve dar açılar, Michael'ın klostrofobik dünyasını ve kaçış planının sıkışmışlığını başarıyla vurguluyor. Film, bir aile dramı olarak başlasa da, yavaş yavaş bir suç ve gerilim başyapıtına evriliyor.
Psikolojik derinliği yüksek, karakter odaklı ve gerçekçi drama filmleri sevenler için bu kısa film bir zorunluluktur. Aile dinamikleri, boşanma sonrası velayet sorunları ve ebeveynlik psikolojisi üzerine kafa yoran izleyiciler bu yapımdan çok etkilenecektir. Ayrıca, gerilimin diyaloglar ve sessizlikler üzerinden nasıl inşa edildiğini görmek isteyen sinema tutkunları için ders niteliğinde bir eserdir.
Film, izleyiciyi çok zor bir ahlaki ikileme sürüklüyor. Bir yandan babanın çaresizliğini ve kızından ayrılmak istemeyişini görüp ona acırken, diğer yandan yaptığı eylemin bir çocuğun ruhunda yaratacağı kalıcı hasarı fark edip ondan nefret ediyorsunuz. "Sevgi her şeyi meşru kılar mı?" sorusunu sarsıcı bir finalle sorduran yapım, son saniyesine kadar "Her şey gerçekten yoluna girecek mi?" şüphesini diri tutuyor.
Ebeveyn Çaresizliği: Michael'ın kızını kaybetme korkusuyla mantıklı düşünme yetisini yitirmesi.
Güvenin Kırılması: Bir çocuğun en güvendiği liman olan babasının, onun için bir tehdide dönüşmesi.
Bencillik vs. Sevgi: Michael'ın kendi arzularını kızının güvenliğinin ve annesinin haklarının önüne koyması.
Adalet ve Kanun: Duygusal haklılık arayışının yasal sınırlar karşısındaki kaçınılmaz yenilgisi.
Eğer bir çocuğun gözünden anlatılan bu tekinsiz yolculuğu sevdiyseniz, yine bir kaçırılma ve kapalı alan gerilimi olan Room (Gizli Dünya) filmini izleyebilirsiniz. Ayrıca boşanma sonrası yaşanan sancıları işleyen Kramer vs. Kramer veya benzer bir gerilim tonuna sahip olan Prisoners (Tutsak), bu yapımla benzer duygusal frekansta kabul edilebilir.
Filmin yönetmeni Patrick Vollrath, bu çalışmasıyla Cannes Film Festivali dahil olmak üzere dünya çapında birçok prestijli festivalden ödülle dönmüştür.
Film, tek bir hafta sonu içinde geçen olayları gerçek zamanlı bir his uyandıracak şekilde kurgulanmıştır.
Çekimlerin doğallığı için bazı sahnelerde oyunculara tam diyaloglar yerine sadece durumlar verilmiş ve doğaçlama yapmaları istenmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...