
Gerilim, Gizem

Adam / Anthony

Mary

Helen

Mother

Teacher at School

Anthony's Concierge

Security Guard

Video Store Clerk

Lady in the Dark Room

Lady in the Dark Room
Adam Bell, kendi halinde, monoton bir yaşam süren ve her günü birbirinin aynısı olan bir tarih profesörüdür. Bir meslektaşının tavsiyesi üzerine izlediği sıradan bir filmde, kendisine tıpatıp benzeyen bir yardımcı oyuncuyu fark etmesiyle hayatının seyri geri dönülemez şekilde değişir. Adam, Anthony Claire adındaki bu gizemli adamın peşine düşerken, aslında kendi benliğinin en karanlık köşelerine doğru bir yolculuğa çıktığının farkında değildir.
İki adamın yolları kesiştiğinde, benzerlikleri sadece fiziksel bir durum olmaktan çıkıp tehlikeli bir takıntıya ve rollerin birbirine karıştığı psikolojik bir savaşa dönüşür. Toronto’nun kasvetli ve sarımtırak atmosferinde geçen hikâye, sadakat, arzular ve bastırılmış duygular etrafında şekillenir. Film, izleyiciyi her karesinde "Biz kimiz?" ve "Bizi biz yapan seçimlerimiz mi yoksa kontrol edemediğimiz dürtülerimiz mi?" sorularıyla baş başa bırakan, sürrealist bir bilmeceye davet ediyor.
Jake Gyllenhaal, Adam ve Anthony karakterlerine hayat vererek kariyerinin en etkileyici çift performanslarından birini sergiliyor. Gyllenhaal, iki karakter arasındaki ince nüansları; Adam’ın içe kapanık, ürkek tavırlarını ve Anthony’nin özgüvenli, saldırgan yapısını sadece mimikleri ve vücut diliyle ustalıkla birbirinden ayırıyor. İzleyici, aynı yüzün iki farklı ruh halini izlerken Gyllenhaal’ın oyunculuk dehasına tanıklık ediyor.
Mélanie Laurent ve Sarah Gadon, bu iki adamın hayatındaki kadınlar olarak hikâyeye duygusal bir derinlik katıyorlar. Özellikle her iki kadının da partnerlerindeki tuhaf değişimi fark etmeleriyle yaşadıkları gerilim, filmin tekinsiz havasını besleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Oyuncuların minimal ama etkili tarzı, yönetmenin yaratmak istediği klostrofobik dünyaya kusursuzca hizmet ediyor.
Yönetmen Denis Villeneuve, José Saramago’nun "Kopyalanmış Adam" romanından uyarladığı bu yapımda, izleyiciye standart bir gerilimden çok daha fazlasını vaat ediyor. Filmin geneline hakim olan sepya tonları, izleyicide sürekli bir huzursuzluk ve rüya halindeymiş hissi uyandırıyor. Villeneuve, sembolizmi (özellikle örümcek metaforunu) o kadar yoğun ve zekice kullanıyor ki, film bittikten sonra bile sahneler zihninizde dönmeye devam ediyor. Tempo, bir sarmal gibi yavaşça daralırken, yönetmenlik becerisi hikâyeyi editoryal bir titizlikle görsel bir felsefe dersine dönüştürüyor.
Sadece izlemekle yetinmeyip üzerine düşünmek, teoriler üretmek ve sembolleri çözmek isteyen sıkı sinefiller bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer David Lynch sinemasından hoşlanıyorsanız veya "Inception" gibi zihin oyunları barındıran yapılar ilginizi çekiyorsa, bu psikolojik gerilim başyapıtı sizin için biçilmiş kaftan. Klasik anlatı yapısının dışına çıkan ve izleyiciyi aktif bir bulmaca çözücüye dönüştüren gizem filmleri arayışındaysanız, Enemy tam size göre.
Bu film, sinemanın sadece bir hikâye anlatma aracı değil, aynı zamanda bilinçaltının derinliklerine inen bir sondaj aleti olabileceğini kanıtlıyor. Jake Gyllenhaal’ın devleşen performansı ve Villeneuve’ün kusursuz görsel dili, sıradan bir gerilim konusunu sanatsal bir deneyime dönüştürüyor. Özellikle sinema tarihinin en çok konuşulan ve üzerine binlerce makale yazılan final sahnelerinden birine tanıklık etmek için bile bu yapım mutlaka görülmeli.
Kimlik Krizi: Bir bireyin kendi varoluşunu ve tekilliğini sorgulaması.
Bilinçaltı ve Bastırılmış Dürtüler: İnsanın karanlık arzularının ve korkularının semboller üzerinden dışavurumu.
Totalitarizm ve Kontrol: Bireysel yaşamdaki kontrol kaybının toplumsal bir baskı mekanizmasıyla ilişkilendirilmesi.
İkili Yaşam: Sosyal maskelerimiz ile gerçek benliğimiz arasındaki yıkıcı çatışma.
Enemy’nin yarattığı o karanlık ve tekinsiz atmosferden keyif aldıysanız, kimlik karmaşasını benzer bir dille işleyen Fight Club veya gerçekliğin sınırlarını zorlayan Mulholland Drive filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca yine bir adamın kendi kopyasıyla mücadelesini daha teknolojik bir zeminde anlatan Moon (Ay) gibi bilim kurgu dramaları da ilginizi çekebilir.
Film, Nobel ödüllü yazar José Saramago'nun "The Double" adlı eserinden uyarlanmıştır. Çekimlerin tamamı Toronto, Kanada'da gerçekleştirilmiştir ve şehrin brutalist mimarisi filmin boğucu atmosferine katkı sağlamak için özellikle tercih edilmiştir. Film boyunca sıkça görülen dev örümcek heykeli, ünlü sanatçı Louise Bourgeois'nın "Maman" adlı eserine bir göndermedir ve yönetmen tarafından kadın-erkek ilişkilerindeki karmaşayı simgelemek için kullanılmıştır.
Örümcek metaforu filmde birden fazla anlama sahip olsa da, genel kabul gören teoriye göre; kadının erkek üzerindeki baskısını, bağlılığı ve karakterin kaçmaya çalıştığı sorumlulukların (evlilik, sadakat) bir ağ gibi onu sarmasını temsil eder.
Bu, filmin en büyük gizemidir; pek çok eleştirmene göre Adam ve Anthony, tek bir adamın iki farklı kişiliğini (biri evli ve sadakatsiz, diğeri ise yalnız ve entelektüel) temsil eden metaforik yansımalardır.
Filmin sarsıcı finali, karakterin bir döngüden kurtulmaya çalışırken aslında yine aynı hatalara ve aynı kapana kısıldığını gösteren sembolik bir anlatımdır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...