

Eliot Ness

Jim Malone

Al Capone

Oscar Wallace

George Stone

Mike

Payne

George

Nitti

Ness' Wife
1930’ların Chicago’su, İçki Yasağı döneminin getirdiği yozlaşma ve şiddetin pençesindedir. Şehrin kontrolü, yasa dışı içki ticareti ve rüşvetle imparatorluğunu kuran acımasız mafya lideri Al Capone’un elindedir. Polis teşkilatının ve yargının Capone’un maaş bordrosunda olduğu bu karanlık dönemde, federal ajan Eliot Ness, bu gidişata dur demek için şehre gelir. Ancak Ness, saf adaletin Chicago sokaklarında işlemediğini kısa sürede acı bir şekilde öğrenir.
Ness, yozlaşmış sistemin dışında kalmayı başarmış, dürüstlüğüyle bilinen yaşlı polis memuru Jimmy Malone ile bir ekip kurmaya karar verir. Aralarına keskin nişancı bir İtalyan asıllı polis adayı ve titiz bir muhasebeciyi de katarak "Dokunulmazlar" grubunu oluştururlar. Bu küçük grup, Al Capone’un dokunulmaz sanılan gücünü sarsmak için hayatlarını ortaya koydukları, Chicago Garı’ndaki epik sahnelerle hafızalara kazınan büyük bir operasyona girişir.
Filmin başarısının arkasında, sinema tarihinin en ikonik performanslarından birkaçı yer almaktadır. Kevin Costner, idealist ve kararlı ajan Eliot Ness rolüyle kariyerinin zirve noktalarından birini yaşarken; Robert De Niro, Al Capone karakterine kattığı vahşi karizma ve narsist tavırla izleyiciyi ekrana kilitlemeyi başarır.
Ancak filmin kalbi, tecrübeli sokak polisi Jimmy Malone rolündeki Sean Connery’dir. Connery, bu performansıyla "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" Oscar’ını kazanarak adeta ders niteliğinde bir oyunculuk sergiler. Ayrıca Andy Garcia, ekibin genç ve yetenekli silahşoru Giuseppe Petri rolünde dinamik bir enerji katarken, Charles Martin Smith ise sayıların silahlar kadar tehlikeli olabileceğini gösteren muhasebeci Wallace karakteriyle kadroyu tamamlar.
Brian De Palma, türün sınırlarını zorlayarak sadece bir suç filmleri örneği değil, aynı zamanda görsel bir opera yaratmıştır. Filmin temposu, gerilimi tırmandıran sahneler ve Ennio Morricone’nin akıllara kazınan müzikleriyle kusursuz bir denge içindedir. Özellikle Eisenstein’ın "Potemkin Zırhlısı" filmine selam gönderen meşhur bebek arabası sahnesi, sinema tarihindeki en iyi kurgulanmış gerilim sekanslarından biri kabul edilir. Film, adaleti ararken elini kirletmek zorunda kalan insanların ahlaki ikilemlerini de başarıyla işler.
Klasik polisiye öykülerinden, dönem atmosferinden ve büyük bütçeli prodüksiyonlardan keyif alan herkes bu filmi izlemeli. Eğer gerçek olaylardan esinlenen tarih filmleri ilginizi çekiyorsa, Büyük Buhran dönemi Amerika’sını yansıtan bu yapım size hitap edecektir. Ayrıca, mafya dünyasının iç yüzünü ve yozlaşmış sistemle mücadeleyi konu alan aksiyon filmleri tutkunları için de Dokunulmazlar vazgeçilmez bir başyapıttır.
Dokunulmazlar, iyi ile kötünün savaşını siyah-beyaz bir basitlikten çıkarıp, gri alanlarda dolaşan bir kahramanlık destanına dönüştürür. David Mamet’in keskin kaleminden çıkan diyaloglar, Giorgio Armani imzalı kostümler ve teknik kusursuzluk, filmi sadece bir polisiye olmaktan çıkarıp sanatsal bir deneyime dönüştürür. Sinema tarihinin en büyük "kötü adam" portrelerinden birini ve en sadık dostluk hikâyelerinden birini aynı potada eritmesi, filmi izlemek için en büyük nedendir.
Yozlaşma ve Adalet: Paranın ve gücün satın alamayacağı dürüst insanların sistemle mücadelesi.
Fedakarlık: Toplumsal huzur için kişisel hayatlardan ve güvenlikten vazgeçilmesi.
Ustalık ve Çıraklık: Malone ve Ness arasındaki tecrübe aktarımı ve baba-oğul benzeri ilişki.
Şiddetin Doğası: Suç dünyasının acımasızlığı karşısında hukukun sınırlarını ne kadar zorlayabileceği.
Mafya dünyasının yükselişini ve düşüşünü merak ediyorsanız, Martin Scorsese’nin Sıkı Dostlar (Goodfellas) filmi bu türün zirvesidir. Eğer dönem atmosferini ve yasaklı yılları sevdiyseniz, bir diğer başyapıt olan Bir Zamanlar Amerika (Once Upon a Time in America) da mutlaka izleme listenizde yer almalıdır.
Robert De Niro, Al Capone rolüne hazırlanmak için o dönemdeki gerçek Capone gibi giyinebilmek adına ünlü mafya liderinin terzilerini bulmuş ve aynı kumaşlardan kıyafetler diktirmiştir. Ayrıca filmde kullanılan Chicago Garı sahnesi, aslında bütçe yetersizliği nedeniyle planlanan büyük aksiyon sekansı çekilemeyince, yönetmen De Palma tarafından son anda bir dâhilik örneği olarak kurgulanmıştır.
Evet, filmde de yansıtıldığı gibi, Capone cinayet ya da içki kaçakçılığından değil, federal hükümetin vergi incelemeleri sonucunda hapse gönderilmiştir.
Evet, Sean Connery bu filmdeki Jimmy Malone karakteriyle kariyerindeki tek Oscar ödülünü kazanmıştır.
Hayır, o sahne tamamen yönetmen Brian De Palma’nın sinematografik başarısıdır ve Sergei Eisenstein’ın klasik sinemasına bir saygı duruşudur.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...