

Sam Lowry

Harry Tuttle

Mrs. Ida Lowry

Mr. Kurtzmann

Spoor

Jack Lint

Mr. Warrenn

Mr. Helpmann

Jill Layton

Dr. Jaffe
Brazil, geleceğin teknoloji bağımlısı, verimsiz ve aşırı bürokratik dünyasında geçen kabusvari bir hikâyeyi anlatır. Her şeyin formlara, dosyalara ve merkezi bir kayıt sistemine bağlı olduğu bu toplumda, küçük bir yazım hatası (bir sineğin daktiloya düşmesi sonucu "Tuttle" isminin "Buttle" olarak değişmesi), masum bir adamın terörist sanılarak tutuklanmasına ve ölmesine neden olur. Devletin bu hatasını düzeltmeye çalışan düşük rütbeli memur Sam Lowry, kendisini devasa bir sistem karmaşasının içinde bulur.
Sam, gri ve kasvetli gündelik hayatından kaçmak için sürekli rüyalarına sığınmaktadır. Rüyalarında gümüş zırhlı bir şövalye olarak bulutların üzerinde uçmakta ve gizemli bir kadını kurtarmaktadır. Gerçek hayatta bu kadının izine rastladığında, sistemi sorgulamaya ve daha büyük bir kaosun içine çekilmeye başlar. Film, modern dünyanın işleyişini sert bir dille eleştirirken, bireyin sistem karşısındaki çaresizliğini sürreal bir görsellikle işler.
Filmin başrolünde Sam Lowry karakterine hayat veren Jonathan Pryce, karakterin saflığını, korkularını ve hayalperestliğini muazzam bir dengeyle yansıtır. Sistemin içinde kaybolmuş, silik bir adamın kahramanlık ile delilik arasındaki ince çizgisini başarıyla canlandırır. Kim Basinger’ın reddettiği Jill Layton rolünde ise Kim Greist, gizemli ve güçlü kadın figürüyle hikâyeye dinamizm katar.
Filmin en unutulmaz performanslarından biri ise efsanevi aktör Robert De Niro’ya aittir. Kaçak bir tesisatçı ve sistem karşıtı bir kahraman olan Harry Tuttle rolünde karşımıza çıkan De Niro, kısa süresine rağmen filmin en kilit sahnelerine imza atar. Ayrıca Ian Holm ve Michael Palin gibi isimler, bürokrasinin farklı yüzlerini temsil eden performanslarıyla kadroyu zenginleştirir.
Yönetmen Terry Gilliam, bu filmle George Orwell’ın 1984 dünyasını alıp üzerine kara mizah ve sürrealizm ekleyerek eşsiz bir atmosfer yaratmıştır. Filmin temposu, izleyiciyi tıpkı kahramanı gibi boğucu bir labirentin içine hapseder. Görsel tasarımı, "retro-fütüristik" tarzın en iyi örneklerinden biri kabul edilir; devasa borular, hantal makineler ve bitmek bilmeyen evraklar filmin görsel dilini oluşturur. Brazil, sadece bir bilimkurgu değil, aynı zamanda modern toplumun işleyişine dair çekilmiş en sert ve zeki sistem eleştirilerinden biridir.
Sıradışı hikâye anlatımından hoşlanan ve görsel sembolizmi seven izleyiciler için bu film bir zorunluluktur. Kült filmler listelerinin başında gelen yapım, özellikle toplumsal eleştiri içeren ve kara mizah ögeleriyle bezeli distopya filmleri meraklılarını tatmin edecektir. Eğer doğrusal olmayan, rüya ile gerçeğin birbirine karıştığı katmanlı yapımlardan keyif alıyorsanız, Brazil size zengin bir seyir deneyimi sunacaktır.
Brazil, üzerinden yıllar geçmesine rağmen güncelliğini koruyan "birey vs. sistem" temasını en özgün işleyen yapımdır. Filmi benzerlerinden ayıran en temel fark, korkunç bir dünyayı anlatırken bile mizahı elden bırakmaması ve hayal gücünün bir kaçış yolu olup olamayacağını derinlemesine sorgulamasıdır. Terry Gilliam’ın sınırsız hayal gücüyle bezenmiş rüya sahneleri, sinema tarihinin görsel açıdan en etkileyici anları arasında yer alır.
Bürokrasi ve Verimsizlik: Sistemin insanı bir sayıya indirgemesi ve kendi kuralları içinde boğulması.
Kaçış ve Hayal Gücü: Baskıcı gerçeklikten kurtulmak için zihne sığınma teması.
Tüketim ve Teknoloji: Arızalı teknolojiler ve yapay bir konfor anlayışının insan üzerindeki etkileri.
Terörizm ve Devlet Korkusu: Devletin kendi yarattığı korku iklimiyle toplumu kontrol etme çabası.
Bu filmin yarattığı distopik ve absürt atmosferi sevdiyseniz, yine Terry Gilliam imzalı 12 Maymun (12 Monkeys) filmini mutlaka izlemelisiniz. George Orwell’ın eserinden uyarlanan ve daha ciddi bir ton taşıyan Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984) ise konusal olarak en yakın benzeridir. Ayrıca Jean-Pierre Jeunet’nin Şarküteri (Delicatessen) filmi de benzer bir görsel estetik ve tuhaf dünya tasarımı sunar.
Filmin adı, 1930’ların popüler şarkısı "Aquarela do Brasil"den gelir; bu şarkı film boyunca farklı varyasyonlarla neşeli bir kaçışı temsil eder.
Yönetmen Terry Gilliam, filmin sonu konusunda yapımcılarla büyük bir savaş vermiş ve kendi istediği karanlık sonu korumayı başarmıştır.
Filmin orijinal adı aslında "1984 ½" olarak düşünülmüştü; bu hem Orwell'a hem de Fellini'nin 8 ½ filmine bir göndermeydi.
Robert De Niro, başlangıçta Jack Lint rolünü istemişti ancak o rol çoktan Michael Palin'e verilmişti.
Film, aşırı bürokratik ve baskıcı bir gelecekte, bir devlet memurunun sistem hatasını düzeltmeye çalışırken kendi hayallerinin peşinden gitmesini ve sistemle çatışmasını anlatır.
Filmin sonu, bireyin sistem karşısındaki nihai çaresizliğini ve özgürlüğün ancak zihinsel bir kaçışla (delilik veya hayal) mümkün olabileceğine dair sert bir yorumdur.
Film renkli çekilmiştir ancak prodüksiyon tasarımı ve ışık kullanımıyla birçok sahnede gri, metalik ve kasvetli bir "kara film" (film noir) havası yaratılmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...