
James, kız kardeşi Heather’ın Maryland’deki Black Hills Ormanı’nda kaybolmasının üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen onun hala hayatta olabileceğine dair bir umut beslemektedir. İnternette yayınlanan gizemli bir video kaydı, James ve arkadaşlarını bu lanetli ormanın derinliklerine çeken fitili ateşler. Yanlarına en modern kamera ekipmanlarını, GPS cihazlarını ve hatta bir dronu alarak yola çıkan ekip, yerel rehberlerin de yardımıyla efsanenin doğduğu yere doğru ilerler.
İlk başta sıradan bir kamp gezisi gibi görünen yolculuk, güneşin batmasıyla birlikte yerini açıklanamayan olaylara bırakır. Zamanın ve mekânın büküldüğü, ormanın adeta canlı bir labirente dönüştüğü bu karanlıkta, ekip üyeleri tek tek avlanmaya başlar. Modern teknoloji, yüzyıllardır orada pusuya yatmış olan doğaüstü varlık karşısında tamamen işlevsiz kalırken, gençler hayatta kalmak için ormanın kurallarına boyun eğmek zorunda olduklarını fark edeceklerdir.
James Allen McCune, kız kardeşini bulma saplantısıyla hareket eden James karakterinde, duygusal kırılganlık ile fiziksel dayanıklılık arasında başarılı bir denge kuruyor. Oyuncunun final sahnelerindeki klostrofobik performansı, filmin gerilim dozunu zirveye taşıyor. Callie Hernandez ise ekibin sağduyulu sesi olarak başladığı yolculukta, dehşetin pençesine düştükçe sergilediği gerçekçi tepkilerle izleyiciyi hikâyeye dahil etmeyi başarıyor.
Corbin Reid ve Brandon Scott gibi isimlerden oluşan yardımcı kadro, grup içi dinamikleri ve artan paranoyayı oldukça doğal bir şekilde yansıtıyor. Oyuncuların performansları, found footage türünün gerektirdiği o "amatör ama gerçekçi" hissiyatı bozmadan, editoryal bir derinlik sunuyor.
Yönetmen Adam Wingard, 1999 yapımı orijinal klasiğin mirasını devralırken, türün sınırlarını teknolojik imkânlarla genişletmeyi hedefliyor. Film, özellikle ses tasarımı ve atmosfer inşası konusunda oldukça agresif bir tavır sergiliyor. Orijinal filmin psikolojik geriliminden ziyade, daha doğrudan ve fiziksel bir korku anlayışını benimsiyor. Ormanın klostrofobik yapısı, gelişmiş ses efektleriyle birleşerek izleyiciyi koltuğuna çivileyen bir deneyime dönüşüyor. Tempo, ikinci yarıdan itibaren hiç durmaksızın yükseliyor.
Buluntu film (found footage) türünün meraklıları ve ilk filmin hayranları için bu yapım mutlaka izlenmesi gereken bir devam hikâyesi. Korku filmi janrında atmosferik derinlikten ziyade, "jump scare" ve yoğun adrenalin arayan izleyici profili bu yapımdan tatmin olacaktır. Ayrıca karanlık, kapalı alan korkusu olanlar için film oldukça zorlayıcı bir deneyim vaat ediyor.
Bu film, Blair Cadısı efsanesine modern bir bakış açısı getirirken, hikâyeyi sadece ormanla sınırlı tutmuyor; zaman algısını da bozarak türün hayranlarına yeni teoriler üretme şansı veriyor. Modern ekipmanların, ilkel bir korku karşısında ne kadar etkisiz kaldığını görmek, dijital çağın insanı için ironik ve etkileyici bir alt metin sunuyor. Final sekansındaki meşhur ev sahnesi, teknik açıdan oldukça etkileyici bir kurguya sahip.
Geçmişle Yüzleşme: James’in ablasını bulma arzusu üzerinden, geçmişin travmalarının peşini bırakmaması.
Doğa vs. Teknoloji: En ileri teknolojik cihazların bile doğanın karanlık ve mistik güçleri karşısında iflas etmesi.
İzolasyon ve Çaresizlik: Bilindik dünyadan kopan insanın, zamanın ve mekânın olmadığı bir boşlukta delirme noktasına gelmesi.
Buluntu film tekniğini sevenler için Paranormal Activity serisi veya ormanda geçen hayatta kalma temalı The Ritual mantıklı seçimler olacaktır. Ayrıca türün atası sayılan orijinal The Blair Witch Project yapımını izlemeden bu hikâyeyi tamamlamış sayılmazsınız. Eğer daha kentsel bir gerilim arıyorsanız, Rec serisi de benzer bir klostrofobi hissi verecektir.
Film, çekimleri tamamlanana kadar gizli tutulmuş ve "The Woods" adıyla tanıtılmıştır; Comic-Con’da gerçek adı açıklanarak büyük bir sürpriz yapılmıştır.
Çekimler sırasında oyuncuların üzerinde gerçekten ağır ve profesyonel kamera düzenekleri bulunuyordu.
Yönetmen Adam Wingard, orijinal filmin ruhunu korumak için çekimlerde mümkün olduğunca az CGI kullanmaya özen gösterdi.
Hayır, Blair Cadısı tamamen bir kurgudur. Ancak 1999 yılındaki ilk film, sanki gerçek olayları anlatan bir belgeselmiş gibi pazarlanmış ve dünya sinema tarihinde bir pazarlama devrimi yaratmıştır.
Dron teknolojisi, ormanın tepeden görünüşünü sunarak izleyiciye çıkışsızlık hissini daha net verir. Ancak dronun bile ormanın üzerinde arızalanması, kaçışın imkânsızlığını simgeler.
Film boyunca James’in motivasyonu ablasını bulmaktır; ancak ormanda bulduğu şey ablasının fiziksel varlığından ziyade, onun son anlarını çevreleyen karanlık ve metafiziksel bir labirenttir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...