

Marion

Gilles

Monique

Bernard

Valérie

Christophe

Mathieu
L'Américain

Le Juge
L'avocate
Film, Marion ve Gilles adlı çiftin bir boşanma avukatının ofisinde, evliliklerini resmen sonlandırdıkları o soğuk ve sessiz anla başlar. Ancak hikâye burada bitmez; yönetmen François Ozon bizi zamanda geriye götürerek bu büyük aşkın nasıl adım adım tükendiğini beş farklı dönüm noktası üzerinden gösterir.
Resmi ayrılığın ardından, çiftin arasındaki gerilimin doruğa çıktığı mutsuz bir akşam yemeğine, çocuklarının doğumuna, kendi düğün günlerine ve en sonunda her şeyin başladığı o ilk karşılaşma anına tanıklık ederiz. Zaman geriye doğru aktıkça, izleyici bir yandan çiftin neden ayrıldığının ipuçlarını toplarken, diğer yandan başlangıçtaki o saf ve umut dolu aşkın trajik kaybına hüzünle şahit olur. Bu dram filmi, bir ilişkinin içindeki yabancılaşmayı, ihaneti ve kaçınılmaz sonu editoryal bir titizlikle mercek altına alıyor.
Valeria Bruni Tedeschi, Marion rolünde, bir kadının yıllar içindeki duygusal değişimini, hayal kırıklıklarını ve en sonunda gelen o kabulleniş halini olağanüstü bir incelikle canlandırıyor. Tedeschi, karakterinin her bir evresinde farklı bir ruh halini izleyiciye geçirmeyi başarıyor. Stéphane Freiss ise Gilles karakterinde, modern erkeğin bencilliğini, zaaflarını ve iletişim kurmaktaki yetersizliğini oldukça gerçekçi bir yerden yansıtıyor.
Başrol oyuncuları arasındaki kimya (ve zamanla bu kimyanın zehirli bir hal alışı), filmin inandırıcılığını sağlayan en temel unsur. Yan rollerde karşımıza çıkan Michael Lonsdale ve Françoise Fabian gibi tecrübeli isimler de hikâyeye derinlik katarak, bir çiftin hikâyesinin aslında çevresindeki dünyayla nasıl bir bütün olduğunu gösteriyorlar.
Ünlü yönetmen François Ozon, bu filminde aşkın doğasını söküp parçalarına ayırıyor. Hikâyeyi tersten anlatma tercihi, izleyiciyi bir dedektif gibi karakterlerin geçmişindeki hataları aramaya itiyor. Ozon, büyük kavgalar veya dramatik patlamalar yerine; bakışlar, sessizlikler ve küçük jestler üzerinden bir ilişkinin nasıl çürüdüğünü anlatıyor. Sinematografi, sahnelerin duygusal yüküne göre soğuk mavilerden sıcak gün batımı renklerine evrilerek hikâyenin ruhunu görselleştiriyor. Müzik kullanımı, özellikle nostaljik İtalyan şarkılarıyla, sahnelerin melankolik etkisini katlıyor.
İlişki psikolojisine ilgi duyan, romantizmin sadece pembe bulutlardan ibaret olmadığını bilen ve gerçekçi karakter analizlerini seven izleyiciler bu yapımı kesinlikle izlemeli. Eğer Fransız sinemasının o kendine has melankolisini ve duruluğunu seviyorsanız, Beş Kere İki size hitap edecektir. "Aşk nerede biter ve alışkanlık nerede başlar?" sorusunu soran her sinemasever bu sanat filmi deneyimine ortak olmalı.
Film, izleyiciye bir ilişkinin sonunu bildiği halde başlangıcına bakmanın yarattığı o tuhaf burukluğu hissettiriyor. Ozon'un ustalığı, en sondaki "mutlu" başlangıcı izlerken bile karakterlerin gelecekteki mutsuzluğunu bilmenin yarattığı trajik derinlikte yatıyor. Klasik anlatı kalıplarını yıkan kurgusu ve insan doğasına dair dürüst yaklaşımı, Beş Kere İki'yi türdeşlerinden ayıran en önemli özellik.
Zamanın Yıkıcılığı: Geçen yılların ve rutinlerin duygular üzerindeki aşındırıcı etkisi.
İletişimsizlik: Aynı dili konuşan insanların birbirini anlamaktan ne kadar uzaklaşabileceği.
Hafıza ve Nostalji: Kötü sonlanan bir ilişkinin bile geçmişindeki o parıltılı anların değeri.
Bu filmin tersten akan kurgusunu ve ilişkisel derinliğini sevdiyseniz, yine bir evliliğin bitişini anlatan Blue Valentine veya hikâyeyi tersten anlatan kült yapım Memento (farklı bir türde olsa da) ilginizi çekebilir. Ayrıca Ingmar Bergman’ın Bir Evlilikten Manzaralar (Scenes from a Marriage) eseri de benzer bir duygusal yoğunluk sunar.
Film, 5 bölümden oluşur ve her bölüm çiftin hayatındaki kritik bir süreci temsil eder.
Yönetmen François Ozon, filmi kurgularken Jane Campion’un "Two Friends" filminden esinlendiğini belirtmiştir.
Film, 2004 yılında Venedik Film Festivali'nde Altın Aslan için yarışmış ve büyük beğeni toplamıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...