
12 Şubat 2026
Bart Layton, The Impostor’daki belgesel keskinliğini ve American Animals’daki kurgusal oyunbazlığını bir kenara bırakıp, bu kez türün devlerine, özellikle de Michael Mann’in Los Angeles atmosferine bir saygı duruşunda bulunuyor. Crime 101, kağıt üzerinde kusursuz bir "eski usul suç draması" vaat ederken, pratikte hem bu vaadi yerine getiren hem de kendi türsel sınırlarına takılan bir yapım olarak karşımıza çıkıyor.
Film, Don Winslow’un metnine sadık kalarak, hırsız ve polis arasındaki o meşhur kedi-fare oyununu 101 Otoyolu’nun güneşten kavrulmuş asfaltına taşıyor. Layton’ın rejisi, Los Angeles’ı sadece bir mekan değil, hikayenin yaşayan bir karakteri haline getirmeyi başarmış. Sinematografik açıdan bakıldığında, filmin teknik işçiliği takdiri hak ediyor; ışık kullanımı ve mekan seçimleri 90’ların o ağırbaşlı suç filmlerini anımsatıyor. Ancak bu durum, filmin en büyük ikilemini de beraberinde getiriyor: Crime 101, kendine özgü bir ses mi arıyor yoksa çok sevdiği ustalara bir "cover" mı yapıyor?
Chris Hemsworth, Marvel evreninden taşıdığı o tanıdık karizmayı bu kez daha karanlık ve hesapçı bir hırsız portresi için kullanıyor. Ancak filmin asıl yükünü, takıntılı dedektif rolüyle Mark Ruffalo çekiyor. Ruffalo, karakterinin yorgunluğunu ve işine olan bağlılığını o kadar doğal bir yerden kuruyor ki, hikayenin bazen sarkan kısımlarını onun sahneleri ayakta tutuyor. Halle Berry ise hikayeye daha duygusal ve insani bir katman eklese de, senaryonun ona tanıdığı alanın sınırlılığı hissediliyor. Üçlünün bir araya geldiği anlar, filmin "yıldızlarla dolu" etiketinin altını başarıyla dolduruyor.
Filmin en çok eleştirilen ve izleyiciyi ikiye bölen kısmı ise süresi ve temposu. 13 Şubat 2026'da vizyona girecek olan yapım, 1990’ların o geniş zamana yayılan anlatılarını taklit ederken, modern izleyicinin sabrını biraz zorlayabilir. Bazı sahnelerdeki "gereksiz genişleme", hikayenin ivmesini yer yer düşürüyor. Eleştirmenlerin "şişkin" bulduğu bu kısımlar, filmi bir başyapıt olmaktan çıkarıp "iyi bir tür örneği" seviyesine çekiyor. Hikaye bazen o kadar tanıdık sularda yüzüyor ki, türün meraklıları için sürpriz katsayısı oldukça düşük kalıyor.
Crime 101, ne bir fiyasko ne de bir devrim. Orijinal olma kaygısından ziyade, var olan bir geleneği en kaliteli şekilde sürdürme niyetinde. Eğer beklentiniz Michael Mann estetiğiyle bezeli, oyunculukların parladığı ve teknik olarak pürüzsüz bir suç gerilimi izlemekse, film sizi fazlasıyla tatmin edecektir. Ancak türü yeniden tanımlayan, şaşırtıcı ve dinamik bir yapı bekliyorsanız, filmin hantallığı ve "tanıdıklığı" sizi bir miktar mesafeli bırakabilir.
Bart Layton, direksiyon başında yetkin bir isim olduğunu kanıtlıyor ancak yolculuğun kendisi, varış noktasından daha tanıdık.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...