
Dram

Jan

Zarife Nine

-

Barbara

Sertac

Havva
Dervis

Professor

Deli
-
Zer, kimlik, hafıza ve kaybolmaya yüz tutmuş bir tarihin izinde geçen, melankolik bir yolculuk hikâyesidir. New York’ta konservatuar eğitimi alan Jan, kanser tedavisi için yanlarına gelen babaannesi Zarife ile kısa ama derin bir bağ kurar. Zarife, ölüm döşeğindeyken Jan’ın kulağına eski, hüzünlü ve sır dolu bir şarkı fısıldar: Zer. Babaannesinin ölümünden sonra Jan, bu şarkının peşine düşmeye karar verir. Sadece bir ezgi değil, bir yaşamın ve bir toplumun saklı kalmış acılarını barındıran bu şarkı, Jan’ı modern hayatın içinden alıp Anadolu’nun kadim coğrafyasına, Dersim’e sürükler.
Jan, şarkının kaynağını ararken aslında hiç tanımadığı kendi kökleriyle ve ailesinin 1938 Dersim Olayları’na dayanan travmatik geçmişiyle yüzleşir. Bir müzikal araştırma olarak başlayan bu yolculuk, zamanla politik ve toplumsal bir hafıza tazelemesine dönüşür. Dram filmleri kategorisinde, bireysel bir hikâyeden yola çıkarak kolektif bir yaranın izini süren yapım, izleyiciye sessizliğin sesini duyurmayı hedefliyor.
Filmin başrolünde Jan karakterine hayat veren Nik Xhelilaj, modern dünyadan kopup gelmiş bir gencin şaşkınlığını ve köklerine yaklaştıkça yaşadığı içsel değişimi oldukça duru bir performansla sergiliyor. Babaanne Zarife rolünde izlediğimiz Güler Ökten, kısıtlı süresine rağmen filmin duygusal temelini atan, bilge ve hüzünlü bir karakter portresi çiziyor. Onlara eşlik eden Tomris İncer, Füsun Demirel ve Haktan Pak gibi tecrübeli isimler, hikâyenin Anadolu ayağına derinlik ve samimiyet katıyor.
Kadrodaki oyuncuların yerel şiveleri ve karakterlerin sahiciliği, Jan’ın girdiği yabancı dünyayı izleyici için de somut kılıyor. Zer oyuncuları, hikâyenin trajik tonunu bağırmadan, oldukça naif ve dokunaklı bir şekilde aktarmayı başarıyorlar.
Yönetmen Kazım Öz, bu filmde sinematografik bir şiir yazıyor. New York’un soğuk ve metalik renklerinden, Anadolu’nun toprak rengi ve mistik atmosferine geçiş, karakterin ruh halindeki dönüşümü simgeliyor. Filmin temposu, bir ezginin peşinden giden yavaş ama kararlı bir yürüyüş gibi; acele etmeden, izleyiciyi her durakta farklı bir hayatla tanıştırarak ilerliyor. Müzik, filmin sadece bir unsuru değil, ana karakteri konumunda. Zer şarkısının farklı ağızlardan yankılanması, toplumsal belleğin nasıl parçalara ayrıldığını ve sanatın bu parçaları birleştirme gücünü temsil ediyor.
Sanatsal derinliği olan, metaforlarla bezeli ve toplumsal meselelere dokunan yapımlardan hoşlanan izleyiciler Zer’i mutlaka listesine eklemeli. Özellikle bağımsız sinema örneklerini seven, bir şarkının peşinde tarihsel bir yolculuğa çıkmaya hazır olanlar için film, eşsiz bir deneyim vaat ediyor. Kültürel kimlik, aidiyet ve aile sırları üzerine kafa yoran izleyiciler bu hikâyede kendi sorularına yanıtlar bulabilirler.
Zer, sadece bir "köklerini bulma" hikâyesi değil; aynı zamanda resmi tarihin gölgesinde kalmış insani trajedilere müzik aracılığıyla tutulan bir ışıktır. Filmin politik alt metni, didaktik olmaktan uzak, insani bir yerden kurgulanmış. Şarkının peşindeki Jan’ın her adımda biraz daha "kendisi" olması, izleyiciyi de kendi özüne dair düşünmeye sevk ediyor. Ayrıca Dersim coğrafyasının büyüleyici ve hüzünlü görselliği için bile izlenmeye değer bir yapım.
Kültürel Bellek: Unutulmak istenen bir geçmişin bir şarkıyla yeniden canlanması.
Aidiyet ve Gurbet: İki farklı dünya (New York - Dersim) arasında sıkışan bir ruhun yuvasını bulma çabası.
Sözlü Gelenek: Tarihin kitaplarda değil, türkülerde ve masallarda saklanması.
Yüzleşme: Aile büyüklerinin sakladığı sırların genç kuşaklar üzerindeki etkisi.
Eğer bu filmin politik ve duygusal yolculuk temasını sevdiyseniz, Yeşim Ustaoğlu’nun Güneşe Yolculuk filmi sizin için doğru bir tercih olacaktır. Ayrıca bir müzisyenin köklerine dönüşünü ve geleneksel ezgilerin izini sürüşünü anlatan Gönül Yarası ve benzer bir coğrafyada geçen Babamın Sesi gibi yapımlar da benzer bir sanat filmi tonuna sahiptir.
Film, çekildiği dönemde bazı sahnelerinin sansüre uğraması ve yönetmen Kazım Öz’ün bu sansürü protesto etmek için sahneleri karartarak "sansürlenmiştir" yazısıyla göstermesiyle uzun süre gündemde kalmıştır. Çekimler New York’tan başlayıp İstanbul üzerinden Erzincan ve Tunceli (Dersim) hattına uzanan geniş bir coğrafyada tamamlanmıştır. Zer, dünya prömiyerini 32. Uluslararası Santa Barbara Film Festivali'nde yapmıştır.
Zer, Kürtçe/Zazaca dillerinde "Sarı" anlamına gelmektedir; ancak filmde bu kelime hem bir şarkı adını hem de sevilen, özlenen bir varlığı simgeler.
Evet, Zer anonim bir Dersim türküsüdür ve filmde bu türkünün farklı varyasyonları ve hikâye üzerindeki mistik etkisi işlenmektedir.
Filmin bazı sahneleri, tarihsel ve politik göndermeleri nedeniyle Türkiye’deki denetim kurulları tarafından sakıncalı bulunarak çıkarılması istenmiş, yönetmen ise bu durumu yaratıcı bir protestoyla seyirciye yansıtmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...