

Alexandre Guérin

François Debord

Emmanuel Thomassin

Gilles Perret

Cardinal Philippe Barbarin

Father Bernard Preynat

Régine Maire

Irène, Emmanuel's Mother

Odile Debord, François' Mother

Pierre Debord, François' Father
Alexandre, Lyon’da ailesiyle huzurlu bir hayat süren dindar bir adamdır. Bir gün, çocukken kendisini taciz eden rahibin hâlâ çocuklarla çalıştığını tesadüfen öğrenir. Bu sarsıcı gerçek, Alexandre’ın içinde yıllardır bastırdığı travmayı tetikler ve kilise hiyerarşisi içinde bir hukuk mücadelesi başlatmasına neden olur. Ancak kilisenin "iyileşme" vaat eden ancak eylemsiz kalan bürokratik yapısı, Alexandre’ı daha radikal adımlar atmaya zorlar.
Bu süreçte Alexandre, aynı rahibin kurbanı olmuş François ve Emmanuel ile tanışır. François, öfkesini dışa vuran ve medyayı silah olarak kullanmak isteyen bir aktivistken; Emmanuel, yaşadığı travmanın fiziksel ve psikolojik izlerini çok daha ağır taşıyan bir karakterdir. Bu üç farklı adam, "Sözünü Sakınma" (La Parole Libérée) adlı mağdur grubunu kurarak, sadece kendilerini taciz eden adamla değil, bu suçu yıllarca örtbas eden kurumsal yapıyla da yüzleşme yoluna giderler. Film, adaletin bazen çok geç de olsa, cesaretle nasıl aranabileceğini anlatan sarsıcı bir gerçek hikâyedir.
Filmin başrollerini paylaşan Melvil Poupaud, Denis Ménochet ve Swann Arlaud, birbirinden tamamen farklı üç mağdur profilini büyük bir hassasiyetle canlandırıyorlar. Melvil Poupaud, inancını korumaya çalışırken adalet arayan Alexandre rolünde sakin ama kararlı bir duruş sergiliyor. Denis Ménochet, François karakteriyle hikâyeye dinamizm ve isyan duygusu katıyor.
Filmin en sarsıcı performanslarından biri ise Emmanuel rolündeki Swann Arlaud’dan geliyor. Travmanın bir insanın hayatını nasıl paramparça edebileceğini, Arlaud’nun kırılgan ve hassas oyunculuğunda tüm çıplaklığıyla görüyoruz. Bu üç isme, kilise yetkililerini ve aileleri canlandıran yardımcı oyuncu kadrosunun doğal performansları eşlik ediyor ve ortaya son derece gerçekçi bir dram çıkıyor.
Fransız sinemasının üretken yönetmeni François Ozon, genellikle stilize ve kurgusal hikâyeleriyle tanınsa da bu kez rotasını sert bir realizme kırıyor. Gerçek olaylara dayanan film, bir belgesel titizliğiyle ilerlerken duygusal derinliğini de hiç kaybetmiyor. Ozon, taciz anlarını göstermek yerine, tacizin yetişkin bir insanın hayatındaki uzun vadeli yıkımına odaklanmayı tercih ediyor. Berlin Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü (Gümüş Ayı) alan yapım, toplumsal bir tabuyu estetikten ödün vermeden kırmayı başarıyor.
Gerçek hikâyelerden uyarlanan politik ve hukuk temalı dramları sevenler için bu film mutlaka izlenmesi gerekenler listesinde. Eğer Spotlight gibi kurumsal yozlaşmayı ve mağdurların sesini duyurma mücadelesini işleyen yapımları beğendiyseniz, Yüzleşme sizi derinden etkileyecektir. Adalet, inanç ve etik sorgulamalarla dolu bir Fransız sineması örneği arayan sinemaseverler için bu film oldukça doyurucu bir deneyim sunuyor.
Film, sadece bir taciz skandalını değil, sessizlik kültürünün nasıl bir suç ortağına dönüştüğünü de inceliyor. İzleyiciye, mağdurların çocukluklarında yaşadıkları korkunun, yetişkinlikte nasıl bir cesarete dönüştüğünü göstererek umut veriyor. Ozon’un didaktik olmaktan kaçınan, olayları tüm taraflarıyla ve insani yönleriyle ele alan anlatımı, filmi sıradan bir adliye dramasının çok ötesine taşıyor.
Sessizliği Bozmak: Yıllarca saklanan sırların itiraf edilmesinin iyileştirici gücü.
Kurumsal Sorumluluk: Kurumların kendi prestijlerini korumak adına suçları örtbas etme refleksi.
Mağduriyet ve Dayanışma: Aynı acıyı paylaşan insanların bir araya gelerek güçlenmesi.
İnanç ve Kilise: Kişisel inancın, yozlaşmış dini kurumlarla olan sancılı çatışması.
Spotlight: Boston’daki taciz skandalını ortaya çıkaran gazetecilerin hikâyesini anlatan Oscar ödüllü başyapıt.
Şüphe (Doubt): Bir Katolik okulunda disiplin ve şüphe üzerine kurulu, inanç ve ahlakı sorgulayan bir drama.
Uyuyanlar (Sleepers): Çocuklukta yaşanan tacizin yetişkinlikte alınan intikamıyla örülü sarsıcı bir film.
Film, çekimleri sırasında hâlâ devam eden ve Lyon Kardinali Philippe Barbarin’in de yargılandığı gerçek bir davadan yola çıkmıştır.
Gerçek hayattaki mağdurlar, filmin senaryo aşamasında yönetmen Ozon ile iş birliği yaparak yaşadıklarının doğru aktarılmasını sağlamışlardır.
Filmin adı, İncil’de geçen ve Kardinal Barbarin’in bir basın toplantısında talihsizce kullandığı bir ifadeye atıfta bulunmaktadır.
Evet, film 2010'lu yıllarda Fransa’da büyük yankı uyandıran Rahip Preynat skandalı ve ona karşı mücadele eden "La Parole Libérée" grubunun gerçek hikâyesine dayanmaktadır.
Film, taciz anlarını görsel olarak göstermekten kaçınır; bunun yerine olayların anlatıldığı mektuplar, itiraflar ve bu durumun mağdurların yetişkinlik hayatındaki etkileri üzerinden ilerler.
Fransızca "Tanrı'ya şükür" anlamına gelen bu isim, davaya karışan kardinalin olayların zaman aşımına uğramasıyla ilgili sarf ettiği ironik ve tartışmalı bir cümleden alınmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...