
Dram

Sarah

Johnny

Christy

Ariel

Mateo

Barker

Frank

Papo

Steve

Gynaecologist
Yeni bir Ülkede (In America), beş yaşındaki oğullarının trajik ölümünün ardından yaslarını geride bırakmak ve hayatlarına temiz bir sayfa açmak isteyen Sullivan ailesinin hikâyesini konu alıyor. İrlandalı bir oyuncu olan Johnny, eşi Sarah ve iki küçük kızıyla birlikte kaçak yollardan New York’a gelir. Manhattan’ın tekinsiz ve köhne bir mahallesinde, uyuşturucu bağımlıları ve yabancılarla dolu bir apartman dairesine yerleşen aile, burada hayata tutunmaya çalışır.
Johnny iş ararken ve Sarah garsonluk yaparken, ailenin küçük kızları Christy ve Ariel, çevredeki tehlikelere rağmen dünyayı çocuksu bir merakla keşfetmektedir. Apartmanlarındaki gizemli ve içine kapanık komşuları Matteo ile kurdukları beklenmedik bağ, hem ailenin içindeki iyileşmemiş yaraların deşifre olmasına hem de New York’un sert yüzünde bir parça şefkat bulmalarına vesile olur. Film, büyük bir trajedinin ardından sevginin ve hayal gücünün bir aileyi nasıl ayakta tutabileceğini etkileyici bir dille anlatıyor.
Filmin başrolünde Paddy Considine, yaslı ama dik durmaya çalışan baba Johnny rolünde son derece içten bir performans sergiliyor. Samantha Morton, ailenin duygusal direği olan anne Sarah karakterindeki hassas ve güçlü oyunculuğuyla Oscar adaylığı elde ederek kalitesini kanıtlıyor. Ancak filmin asıl yıldızları, gerçek hayatta da kardeş olan Sarah ve Emma Bolger. İki küçük kızın sergilediği doğal ve büyüleyici oyunculuk, hikâyenin inandırıcılığını en üst seviyeye taşıyor. Gizemli ressam Matteo rolündeki Djimon Hounsou ise filme mistik bir derinlik ve sarsıcı bir duygusallık katıyor.
Usta yönetmen Jim Sheridan, bu filmde kendi kişisel göçmenlik anılarından ve ailevi deneyimlerinden yola çıkarak sinema tarihinin en samimi yapımlarından birine imza atıyor. Dram filmleri kategorisinde genellikle ajitasyona kaçan göçmenlik hikâyelerinin aksine, bu yapım odağını "insan kalabilmek" ve "yeniden başlayabilmek" temalarına çeviriyor. Filmin anlatıcısı olan küçük Christy’nin perspektifi, New York’un gri sokaklarını masalsı bir havaya büründürürken, yönetmenliğin başarısı bu naifliği gerçek hayatın sertliğiyle harmanlamasında yatıyor. Üç dalda Oscar adaylığı bulunan yapım, editoryal açıdan kusursuz bir ritme sahip.
Aile bağlarının gücünü, yas sürecinin nasıl atlatıldığını ve yeni bir başlangıç yapmanın zorluklarını konu alan derinlikli dram filmleri sevenler bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer göçmenlik deneyimine dair daha kişisel ve ruhsal bir bakış arıyorsanız, Sullivan ailesinin mücadelesi sizi derinden etkileyecektir. Ayrıca, çocuk oyuncuların başarısının filmin tonunu nasıl belirlediğini görmek isteyen sinemaseverler için de eşsiz bir örnektir.
Bu filmi izlemek için en büyük neden, hayata dair sarsılmaz bir "umut" mesajı vermesidir. Bir ailenin en büyük acıyı yaşamış olmasına rağmen birbirine sarılarak nasıl ayağa kalktığını görmek ilham vericidir. Djimon Hounsou’nun karakteri ile çocuklar arasındaki diyaloglar, önyargıların yıkılışını ve insanlık bağının evrenselliğini kanıtlıyor. Samimi atmosferi ve yapaylıktan uzak oyunculuklarıyla, izledikten sonra kalbinizde sıcak bir iz bırakacak nadir yapımlardan biri.
Yas ve Kayıp: Sevilen birinin ölümünden sonra hayatın geri kalanına nasıl devam edileceği.
Göçmenlik ve Kimlik: Yabancı bir ülkede sıfırdan başlarken yaşanan kültürel ve ekonomik zorluklar.
Çocuk Gözüyle Dünya: Masumiyetin ve hayal gücünün en zor şartlarda bile bir koruma kalkanı olması.
Dayanışma: Beklenmedik yerlerde ve kişilerde bulunan dostluğun iyileştirici gücü.
Eğer Sullivan ailesinin bu duygusal yolculuğunu sevdiyseniz, yine Jim Sheridan imzalı bir başka başyapıt olan Sol Ayağım (My Left Foot) ilginizi çekebilir. Benzer bir göçmenlik temasını farklı bir tonda işleyen Brooklyn veya çocukların dünyasından hayata bakan dram filmleri içindeki The Florida Project de benzer hisler uyandıracaktır. Ayrıca yas temasını güçlü işleyen Hayatın Kıyısında (Manchester by the Sea) filmini de listenize ekleyebilirsiniz.
Yönetmen Jim Sheridan, senaryoyu kızları Naomi ve Kirsten Sheridan ile birlikte yazmıştır; bu durum filmin ailevi dinamiklerinin neden bu kadar gerçekçi olduğunu açıklamaktadır. Film, Sheridan ailesinin 1980'lerde New York'ta yaşadığı gerçek göçmenlik deneyimlerinden esinlenilerek kaleme alınmıştır. Ayrıca Djimon Hounsou, Matteo rolü için çekimler boyunca karakterin izolasyonunu korumak adına set dışında da diğer oyunculardan biraz uzak durmayı tercih etmiştir.
Film tamamen biyografik olmasa da yönetmen Jim Sheridan’ın New York’a ilk taşındığı dönemde yaşadığı gerçek olaylardan ve ailevi dramlardan büyük ölçüde esinlenmiştir.
Film bir aileyi ve çocukları odağına alsa da yas, uyuşturucu bağımlılığı ve bazı sert sahneler içerdiği için daha çok yetişkinler ve olgun gençler için uygun bir dramdır.
Bu isim hem ailenin New York'a gelişini hem de Amerika'nın sunduğu o "vaat edilmiş yeni hayat" ile gerçekliğin sert çatışmasını temsil etmektedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...