
Dram
Yağmurdan Sonra, 12 Eylül askeri müdahalesi sonrasında uzun yıllarını cezaevinde geçiren muhalif yazar Bayru’nun, özgürlüğüne kavuştuktan sonraki adaptasyon sürecine odaklanır. Bayru, sadece hapishaneden değil, aynı zamanda geçmişin travmalarından da kurtulmak arzusuyla sakin bir adaya yerleşir. Ancak bu yeni hayat, beklediği kadar huzurlu başlamaz. Yılların verdiği yorgunluk ve ruhundaki yaralar, onu toplumdan izole bir yaşama sürüklerken, adada tanıştığı gizemli bir kadın hayatının seyrini tamamen değiştirir.
Film, bir adamın hem siyasi geçmişiyle hem de kendi iç dünyasıyla hesaplaşmasını bir aşk hikâyesi fonunda işler. Adanın sessizliği ve doğanın dinginliği, karakterin içsel fırtınalarıyla tezat oluştururken; "yağmurdan sonra" toprağın kokusu gibi, acıların ardından gelen o taze umut duygusu hikâyenin her karesine yayılır. 2008 yapımı bu eser, dönemin siyasi arka planını lirik bir dille ele alan, naif ve sarsıcı bir dram filmi deneyimi sunar.
Filmin başrolünde, Bayru karakterine hayat veren Serhan Yavaş, sessizliğiyle çok şey anlatan, vakur ve hüzünlü bir performans sergiliyor. Yavaş, bir yazarın iç dünyasındaki karmaşayı ve uğradığı haksızlıkların getirdiği o derin kırgınlığı izleyiciye geçirmeyi başarıyor. Pelin Batu ise adanın gizemli havasına uygun, duru ve etkileyici oyunculuğuyla hikâyenin duygusal yükünü dengeliyor.
Kadrodaki tecrübeli isimler olan Turhan Kaya ve Nilgün Belgün, karakterlerin adadaki sosyal çevreyle olan etkileşimlerini inandırıcı bir dille yansıtıyor. Oyuncular arasındaki kimya, filmin yavaş akan temposuna rağmen izleyicinin ilgisini diri tutarken; performanslardaki editoryal samimiyet yapımı sıradan bir aşk hikâyesinden öteye taşıyor.
Görkem Turgut’un yönettiği Yağmurdan Sonra, Türk sinemasında 12 Eylül ile hesaplaşan yapımlar arasında daha şiirsel ve bireysel bir noktada duruyor. Film, siyasi mesajlarını sloganlar üzerinden değil, insan ruhunda bıraktığı tahribatlar üzerinden veriyor. Sinematografik olarak Bozcaada'nın büyüleyici manzaralarını karakterin ruh halini yansıtmak için bir enstrüman gibi kullanan yönetmen, izleyiciye görsel bir şölen sunuyor. Tempo, bir adada zamanın yavaş akışı gibi ağırbaşlı; anlatım dili ise bir o kadar derinlikli.
Siyasi geçmişi olan karakter odaklı hikâyelerden ve lirik anlatımlardan hoşlanan izleyiciler bu filmi mutlaka izlemelidir. Özellikle 80 sonrası toplumsal dönüşümü bireyin gözünden takip etmek isteyenler ve nostaljik dram filmleri havasını modern bir prodüksiyonla solumak isteyenler için Yağmurdan Sonra biçilmiş kaftandır. Sakin, düşündürücü ve duygusal yoğunluğu yüksek bir sanat filmi arayanlar bu yapımda aradıkları huzuru bulacaktır.
Film, en karanlık dönemlerin bile geride kalabileceğini ve insanın her zaman yeniden başlama gücüne sahip olduğunu hatırlattığı için izlenmelidir. Yağmurdan Sonra, aşkın sadece romantik bir duygu değil, aynı zamanda bir iyileşme ve sığınma limanı olduğunu zarif bir şekilde kanıtlar. Benzerlerinden, politik temaları bir intikam aracı olarak değil, bir "affediş ve kabulleniş" süreci olarak işlemesiyle ayrılır. Adanın atmosferi ve müziklerin uyumu, filmi izleyici için unutulmaz bir meditasyona dönüştürür.
İyileşme ve Arınma: Travmatik bir geçmişin ardından ruhun kendini onarma çabası.
Yalnızlık ve Aidiyet: Toplumdan dışlanmış bir aydının kendine yeni bir yuva bulma arayışı.
Aşkın Kurtarıcılığı: İnsanı hayata bağlayan ve geçmişin izlerini silen duygusal bağlar.
Eğer bu filmin sunduğu o melankolik ve umut dolu atmosferi sevdiyseniz, 12 Eylül sonrası hayatları konu alan politik dramalar ilginizi çekebilir. Benzer bir hesaplaşma ve aşk temasını işleyen Sen Türkülerini Söyle veya bir adada geçen duygu yüklü hikâyeleri anlatan klasik yerli filmler bu eserle benzer bir tat verecektir. Karakterin içsel yolculuğuna odaklanan psikolojik dramalar listeniz için harika birer seçenek olabilir.
Filmin çekimleri Bozcaada’nın doğal dokusunda, mevsimin ruhunu yansıtan bir süreçte gerçekleştirilmiştir. Yönetmen Görkem Turgut, sahnelerin gerçekçiliğini artırmak için yapay ışık kullanımını minimalde tutmuş ve adanın doğal rüzgârını, seslerini filme dahil etmiştir. Ayrıca film, yazar bir karakteri merkezine aldığı için senaryoda edebi göndermeler ve şiirsel diyaloglar ön planda tutulmuş, bu da yapıma entelektüel bir derinlik katmıştır.
Hayır, film herhangi bir kitaptan uyarlama olmayıp, dönemin yazar ve aydınlarının yaşadığı gerçek mağduriyetlerden ilham alınarak yazılmış özgün bir senaryoya sahiptir.
Ada, karakterin geçmişten kaçışını ve kendini yeniden inşa edeceği, ana karadan (ve toplumdan) kopuk "yeni bir başlangıcı" simgelemektedir.
Evet, filmin ismi olan "Yağmurdan Sonra", fırtınalı ve zorlu günlerin ardından gelen o taze umudu ve huzuru müjdeleyen bir sona işaret eder.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...