
Dram
Ya Ben Ölürsem, bir ailenin en büyük neşe kaynağı olan evlatlarının, toplumun ve tıbbın "farklılık" olarak adlandırdığı bir gerçekle tanışma sürecini en çıplak haliyle işliyor. Genç bir polis memuru olan Yılmaz ve eşi Hülya, çocuklarının dünyaya gelişiyle büyük bir mutluluk yaşarlar. Ancak zaman geçtikçe, çocuklarının gelişiminde yaşıtlarından farklı ilerleyen bir şeyler olduğunu fark etmeye başlarlar. Çocukları sosyal iletişim kurmakta güçlük çekmekte ve beklenen dil gelişimini gösterememektedir.
Ailenin içindeki sessiz endişe, bir gün parkta karşılaştıkları bir nöroloji doktorunun gözlemiyle somut bir gerçeğe dönüşür: Otizm. Bu teşhisle birlikte Yılmaz ve Hülya için sadece çocuklarını eğitme süreci değil, aynı zamanda toplumun önyargılarına, sistemin eksikliklerine ve kendi gelecek kaygılarına karşı verdikleri büyük savaş başlar. Filmin isminden de anlaşılacağı üzere, "Ya ben ölürsem çocuğuma ne olacak?" sorusu, her engelli ebeveyninin yüreğindeki o derin sızıyı beyaz perdeye yansıtır.
Filmin başrollerinde yer alan Cenan Çamyurdu ve Güliz Gündüz, çocukları için dünyayı karşılarına alan anne ve babanın yaşadığı psikolojik gelgitleri oldukça dokunaklı bir şekilde sergiliyorlar. Cenan Çamyurdu, bir polis memurunun vakur duruşu ile bir babanın çaresizliği arasındaki o ince çizgiyi başarıyla yansıtıyor. Güliz Gündüz ise bir annenin fedakarlığını ve evladı için verdiği bitmek bilmeyen enerjiyi izleyiciye hissettiriyor.
Barış Koçak ve yardımcı oyuncu kadrosu, hikâyenin toplumsal boyutunu güçlendiren performanslar sunuyorlar. Özellikle otizmli bireylerle kurulan iletişim sahnelerindeki doğallık, filmin editoryal gücünü artırırken izleyiciyi de karakterlerle birlikte o zorlu yolculuğun bir parçası haline getiriyor.
Yönetmen Faik Ahmet Akıncı, toplumsal duyarlılığı yüksek bir meseleyi, ajitasyona kaçmadan ancak tüm sarsıcılığıyla ele alıyor. Filmin temposu, ailenin kabulleniş süreciyle birlikte ağır ve anlamlı bir şekilde ilerliyor. Anlatım dili, otizm spektrum bozukluğu hakkında farkındalık yaratmayı amaçlarken, bir ailenin dayanışma gücünün her türlü engeli aşabileceğine dair umut aşılayan bir tona sahip.
Bu yapım, sadece ailesinde benzer durumlar yaşayanların değil, toplumun her ferdinin farkındalık kazanmak adına izlemesi gereken bir dram filmi niteliği taşıyor. Sosyal sorumluluk bilinci yüksek olan, insani ilişkilerin ve fedakarlığın gücüne inanan sinemaseverler için oldukça etkileyici bir seçenek. Empati duygusunu geliştiren ve hayatın gerçekleriyle yüzleştiren bir aile filmi arayanlar listesine eklemeli.
Ya Ben Ölürsem, otizmin sadece bireyi değil, tüm aileyi ve toplumu nasıl dönüştürdüğünü gösteren bir ayna görevi görüyor. Filmi benzerlerinden ayıran en önemli yönü, ebeveynlerin en büyük korkusu olan "gelecekte çocuklarına ne olacağı" kaygısını filmin kalbine yerleştirmesi. Bu yapım, izleyiciyi sadece hüzünlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda farklılıklara karşı daha anlayışlı bir toplum olma yolunda güçlü bir mesaj veriyor.
Koşulsuz Sevgi: Çocuğun durumu ne olursa olsun ailenin sarsılmaz bağlılığı.
Farkındalık ve Kabul: Otizm teşhisi sonrası hayata yeni bir pencereden bakabilmek.
Gelecek Kaygısı: Ebeveynlerin vefatından sonra özel gereksinimli bireylerin durumu.
Toplumsal Dayanışma: Sosyal çevrenin ve sistemin bu süreçteki etkisi.
Bu filmin duygusal derinliğini sevdiyseniz, bir babanın engelli oğlu için verdiği mücadeleyi anlatan Babam ve Oğlum veya dünya çapında ses getiren Miracle in Cell No. 7 (7. Koğuştaki Mucize) gibi yapımlara göz atabilirsiniz. Ayrıca otizm üzerine yapılmış etkileyici bir macera filmi ve dram birleşimi olan yabancı yapım Rain Man de bu temanın kült örneklerinden biridir.
Yönetmen Faik Ahmet Akıncı, bu projeyi hayata geçirirken pek çok otizmli çocuk ve ailesiyle görüşmeler yaparak senaryoyu gerçek veriler üzerine inşa etmiştir. Film, sadece bir sinema eseri olmanın ötesinde, otizmle ilgili farkındalık projelerine destek olmayı hedefleyen bir misyonla vizyona girmiştir. Çekimler sırasında oyuncular, otizmli çocukların davranışlarını doğru yansıtabilmek için uzmanlardan destek almıştır.
Senaryo tek bir kişinin hayatı olmasa da, binlerce otizmli ailenin yaşadığı ortak zorluklar ve gerçek deneyimler harmanlanarak kurgulanmıştır.
Filmde, çocuğun konuşma güçlüğü ve sosyal etkileşim eksikliği gibi tipik belirtiler üzerinden bir nörolog gözlemiyle profesyonel bir yaklaşım sergilenmektedir.
Filmin çekimleri, bir polis ailesinin doğal yaşam alanlarını ve hastane-park gibi kamusal alanları yansıtacak şekilde İstanbul'un çeşitli semtlerinde gerçekleştirilmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...