

Brandon

Sissy

David

Marianne

Woman on Subway Train

Alexa

Steven

Samantha

Elizabeth

Rachel
Brandon, New York’ta yaşayan, kariyerinde başarılı ve dışarıdan bakıldığında oldukça düzenli bir hayat süren otuzlu yaşlarında bir adamdır. Ancak bu parıltılı yüzeyin altında, Brandon’ın hayatını tamamen ele geçirmiş olan kontrol edilemez bir cinsel bağımlılık yatmaktadır. Brandon için cinsellik; bir haz kaynağından ziyade, duygusal boşluğunu doldurmaya çalıştığı, kendisinden ve dünyadan kaçışını sağlayan mekanik bir ritüele dönüşmüştür. Ofisinden dairesine kadar her alan, bu bağımlılığın gizli izlerini taşımaktadır.
Brandon’ın kurduğu bu hassas ve izole düzen, yetenekli ama duygusal olarak dengesiz kız kardeşi Sissy’nin aniden dairesine taşınmasıyla altüst olur. Sissy’nin varlığı, Brandon’ın saklamaya çalıştığı bağımlılığını yüzüne vurduğu gibi, her ikisinin de çocukluklarından beri taşıdıkları ve birbirlerine dahi itiraf edemedikleri derin travmaları tetikler. Utanç, bir adamın kendi bedeni ve arzuları içindeki mahkumiyetini, modern insanın yalnızlığını ve sevgiye duyduğu bastırılmış açlığı en çıplak haliyle gözler önüne seriyor.
Filmin merkezinde, kariyerinin en cesur ve sarsıcı performanslarından birini sergileyen Michael Fassbender yer alıyor. Fassbender, Brandon karakterinin yaşadığı içsel acıyı, iğrintiyi ve çaresizliği kelimelere dökmeden, sadece bedeniyle ve donuk bakışlarıyla izleyiciye geçirmeyi başarıyor. Sissy rolünde ona eşlik eden Carey Mulligan ise, kırılganlığı ve sevgi arayışıyla hikâyenin duygusal derinliğini tamamlıyor.
Mulligan’ın filmde seslendirdiği "New York, New York" performansı, sinema tarihinin en melankolik sahnelerinden biri olarak kabul edilir. İkilinin arasındaki gerilimli ve hastalıklı bağ, seyirciye geçmişte yaşanmış ama asla anlatılmayan trajedilerin ağırlığını hissettiriyor. Bu iki oyuncunun kimyası, filmi sıradan bir drama olmaktan çıkarıp insan doğasına dair sert bir incelemeye dönüştürüyor.
Yönetmen Steve McQueen, bu ikinci uzun metrajlı filminde, modern yaşamın soğukluğunu ve sterilizasyonunu görsel bir dile dönüştürüyor. Filmin çekildiği New York sokakları ve Brandon’ın dairesi, karakterin iç dünyası gibi gri, mesafeli ve ruhsuzdur. McQueen, uzun plan çekimleri ve minimal müzik kullanımıyla izleyiciyi karakterin klostrofobik dünyasına hapseder. Film, cinsel içerikli sahneleri birer erotizm unsuru olarak değil, karakterin yaşadığı acının ve yabancılaşmanın bir parçası olarak sunduğu için oldukça sarsıcı ve dürüst bir duruş sergiliyor.
İnsan psikolojisinin karanlık labirentlerine girmekten çekinmeyen, karakter odaklı derinlikli anlatımları seven izleyiciler bu filme odaklanmalı. Modern dünyada yabancılaşma, bağımlılık ve aile içi travmalar üzerine kafa yoran sinemaseverler için Utanç, zorlayıcı ama bir o kadar da etkileyici bir deneyimdir. Ayrıca Michael Fassbender hayranları ve sanatsal yönetmenliğiyle öne çıkan Avrupa sineması tadındaki Amerikan yapımlarını takip edenler için bu film bir başyapıt niteliğindedir.
Film, bağımlılığın sadece fiziksel bir ihtiyaç değil, ruhsal bir boşluktan kaynaklandığını çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Cinselliğin bir silah, bir kaçış ve sonunda bir hapishane olarak nasıl kullanılabileceğini gösterirken, "utanç" duygusunun insanı nasıl felç ettiğini kanıtlıyor. Görüntü yönetiminin estetik başarısı ve oyunculukların zirve noktası, filmi izledikten uzun süre sonra bile etkisinden çıkılamayacak bir eser haline getiriyor. Sinema tarihinde bağımlılığı bu kadar dürüstlükle ele alan çok az yapım bulunmaktadır.
Yabancılaşma ve Yalnızlık: Kalabalıklar içinde ve lüks hayatların ortasında insanın kendi ruhuna uzak kalması.
Bağımlılık: Bir dürtünün insanın tüm özgürlüğünü ve kimliğini ele geçirme süreci.
Geçmiş Travmalar: Aile içinde yaşananların yetişkinlik dönemindeki yıkıcı etkileri.
Sevgi ve Yakınlık Korkusu: Gerçek bir duygusal bağ kuramamanın getirdiği fiziksel temas açlığı.
Bağımlılık ve bireysel yıkım temasını benzer bir sertlikte işleyen Darren Aronofsky imzalı Bir Rüya İçin Ağıt (Requiem for a Dream) bu filmin en yakın akrabası sayılabilir. Ayrıca modern insanın ruhsal boşluğunu ve cinsellikle olan imtihanını işleyen Gece Hayvanları (Nocturnal Animals) veya Paul Thomas Anderson'ın Magnolia filmi, karakterlerin içsel savaşlarını anlamak açısından benzer bir gerilim ve dram derinliği sunar.
Michael Fassbender, rolüne hazırlanırken gerçek cinsel bağımlılarla görüşmüş ve onların deneyimlerini Brandon karakterine entegre etmiştir.
Film, ABD'de aşırı içerik nedeniyle "NC-17" (17 yaş altı izleyemez) kategorisine alınmış, bu durum vizyonda ticari bir risk oluştursa da filmin sanatsal değerini artırmıştır.
Steve McQueen ve Michael Fassbender'ın "Açlık" (Hunger) filminden sonraki ikinci ortaklığıdır.
Filmde Brandon’ın evinin mutfağındaki buz dolabının içi, karakterin ruh hali gibi tamamen boş ve düzenlidir; bu detay McQueen tarafından titizlikle tasarlanmıştır.
Filmin sonu, Brandon’ın yaşadığı döngünün kırılıp kırılmayacağını izleyicinin yorumuna bırakan ucu açık bir finaldir; ancak karakterin yaşadığı o derin içsel acının (katarzis) zirve noktasına ulaştığını gösterir.
Film, karakterlerin çocuklukta ne yaşadığını açıkça anlatmaz; ancak diyaloglar ve tepkiler üzerinden "İrlanda'dan gelmedikleri" ve orada ağır bir travma yaşadıklarına dair güçlü ipuçları verir.
Filmin tamamı New York'ta, Manhattan'ın o soğuk ve modern atmosferini yansıtan çeşitli mekanlarda çekilmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...