
Dram

Geoffrey Firmin

Yvonne Firmin

Hugh Firmin

Dr. Vigil

Senora Gregoria

Brit
Quincey

Bustamante
Gringo
Dwarf
Under the Volcano, 1938 yılında Meksika’nın Cuernavaca kentinde, "Ölüler Günü" (Dia de los Muertos) kutlamaları sırasında geçer. Eski bir İngiliz konsolosu olan Geoffrey Firmin, kendisini alkolün dipsiz kuyusuna bırakmış, hem fiziksel hem de zihinsel olarak tükenmiş bir adamdır. Şehirdeki festivallerin renkli ve gürültülü atmosferi, Firmin’in iç dünyasındaki karanlık ve sessiz yıkımla taban tabana zıt bir tablo çizer.
Hikâye, Firmin’in kendisini terk eden eşi Yvonne’un beklenmedik dönüşüyle ivme kazanır. Yvonne ve Firmin’in üvey kardeşi Hugh, onu bu uçurumun kenarından çekip çıkarmaya çalışsalar da, konsolosun ruhu geçmişin hayaletleri ve alkolün yarattığı hezeyanlarla kuşatılmıştır. Film, bir adamın kendi sonuna doğru attığı geri dönülemez adımları, Meksika’nın mistik ve yer yer ürkütücü manzaraları eşliğinde trajik bir dille anlatır.
Filmin taşıyıcı kolonu, Geoffrey Firmin rolüyle kariyerinin en iyi performanslarından birini sergileyen Albert Finney’dir. Finney, bir alkoliğin sadece bedensel sarsıntılarını değil, aynı zamanda entelektüel derinliğini ve yaşadığı derin kederi de izleyiciye iliklerine kadar hissettirir. Aktörün bu filmdeki performansı, sinema tarihindeki en etkileyici "kendini yok etme" portrelerinden biri olarak kabul edilir ve ona Oscar adaylığı getirmiştir.
Jacqueline Bisset, vicdan azabı ve sevgi arasında sıkışmış Yvonne karakterine zarafet ve hüzün katarken, Anthony Andrews ise Hugh rolünde idealist ama çaresiz bir figürü başarıyla canlandırır. Oyuncular arasındaki gerilim, filmin klostrofobik ve kaçınılmaz son hissini sürekli olarak besler.
Usta yönetmen John Huston, Malcolm Lowry’nin "sinemaya uyarlanamaz" denilen kült romanını büyük bir başarıyla beyaz perdeye aktarmıştır. Filmin temposu, ana karakterin sarhoşluk haline paralel olarak bazen ağır bazen de kaotik bir seyir izler. Huston, Meksika’nın kültürel dokusunu ve Ölüler Günü sembolizmini, ana karakterin içsel kıyametini betimlemek için bir dekor olarak kullanır. Filmin anlatım dili oldukça edebi ve semboliktir; her kadeh içki ve her sokak festivali, Firmin’in kaçınılmaz kaderine bir gönderme niteliği taşır.
Psikolojik derinliği olan, karakter odaklı trajedilerden hoşlanan sinemaseverler için bu yapım bir hazine değerindedir. Alkolizm, yalnızlık ve insanın kendi iç dünyasındaki savaşı konu alan dram filmi türündeki yapımları sevenler, Albert Finney’in devleşen oyunculuğunu mutlaka görmelidir. Aynı zamanda dünya edebiyatının önemli eserlerinin sinema uyarlamalarına ilgi duyanlar için bu film, Huston’ın ustalığını kanıtlayan bir örnektir.
Under the Volcano, bir adamın çöküşünü izlerken aynı zamanda insan ruhunun karmaşıklığına dair felsefi bir sorgulama sunar. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük özellik, karakterini yargılamadan, onun acısını ve onurunu aynı potada eritebilmesidir. Görsel estetiği, Meksika’nın tekinsiz ama büyüleyici atmosferi ve sinema tarihinin en güçlü oyunculuk gösterilerinden birine tanıklık etmek için izlenmelidir.
Kendini Yok Etme (Self-Destruction): Baş karakterin bilerek ve isteyerek kendi sonunu hazırlaması.
Alkolizmin Esareti: Bağımlılığın sadece bedeni değil, ilişkileri ve zihni nasıl ele geçirdiği.
Geçmişin Yükü: Yapılan hataların ve kaybedilen sevginin yarattığı onarılamaz hasar.
Kader ve Ölüm: Ölüler Günü fonunda, kaçınılmaz olanla yüzleşme.
Bu filmin temalarına yakın diğer nitelikli yapımlar şunlardır:
Leaving Las Vegas: Alkolizmin karanlık koridorlarında ilerleyen modern bir dram.
The Lost Weekend: Bağımlılık temasını sinemada ilk kez bu denli cesur işleyen klasiklerden biri.
The Night of the Iguana: Yine John Huston imzalı, Meksika'da geçen ve ruhsal buhranları işleyen bir başka başyapıt.
Film, çekildiği dönemde "çekilmesi imkansız" gözüyle bakılan Malcolm Lowry’nin yarı otobiyografik romanından uyarlanmıştır.
Albert Finney, rolüne hazırlanmak için alkol bağımlılığı üzerine derin araştırmalar yapmış ve çekimler sırasında karakterin fiziksel durumunu yansıtmak için özel bir teknik geliştirmiştir.
Yönetmen John Huston, filmi 77 yaşındayken Meksika'nın zorlu şartlarında çekerek büyük bir takdir toplamıştır.
Evet, film Malcolm Lowry'nin 1947 yılında yayımlanan ve 20. yüzyılın en önemli edebi eserlerinden biri kabul edilen aynı adlı romanından uyarlanmıştır.
Meksika kültüründe ölenlerin anıldığı, ancak yas tutmaktan ziyade hayatın kutlandığı geleneksel bir festivaldir. Filmde bu gün, yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgiyi simgeler.
Orijinalinde bir sinema filmi olan yapım, günümüzde klasik sinema arşivlerine sahip dijital platformlarda ve özel koleksiyonlarda bulunabilmektedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...