
Vahşi Batı
1880’lerin vahşi dünyasında geçen hikâye, sığır hırsızı Ruben Vega’nın çölde tek başına yaşayan gizemli bir kadına, Sarah Isham’a rastlamasıyla başlar. Sarah, yıllar önce Apaçiler tarafından kaçırılmış ve yüzüne kabilenin bir işareti olarak mavi dövmeler yapılmıştır. Bir takas sonucu geri dönse de, kocası ondan utanmış ve "toplum içine çıkamayacak kadar kirli" olduğu gerekçesiyle onu evin uzağındaki küçük bir kulübeye hapsetmiştir.
Yüzündeki dövmeler yüzünden kendisini canavar gibi gören ve dünyadan izole olan Sarah’nın hayatı, Ruben’in gelişiyle değişir. Ruben, dövmelerin ardındaki kadını görebilen tek kişidir. Film, bir kanun kaçağı ile toplumdan dışlanmış bir kadının arasındaki sessiz ve onurlu bağı; önyargıların, kadın kimliğinin ve gerçek cesaretin ne olduğunu sorgulayarak anlatır.
Yönetmen Daniel Barber imzalı bu yapım, 2008 yılında En İyi Kısa Film (Canlı Aksiyon) dalında Oscar adaylığı kazanmıştır. Western türünün o maço ve silah odaklı yapısını bir kenara bırakıp, karakterlerin içsel yolculuğuna ve görsel estetiğe odaklanmasıyla dikkat çeker. Sinematografisindeki geniş açılı çöl manzaraları ve Sarah’nın yüzündeki dövmelerin yarattığı çarpıcı tezat, filmi adeta hareketli bir tabloya dönüştürür. Bu yapım, kısa film türünün en başarılı yapımları arasında, sinematografik kalitesiyle öne çıkan bir eserdir.
Klasik western atmosferini seven ama daha çok karakter analizi ve duygusal derinlik arayanlar, kadının toplumdaki yeri üzerine kafa yoran sinemaseverler bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer "insan ruhunun yaraları nasıl iyileşir?" sorusuna dair sessiz ve güçlü bir cevap arıyorsanız, bu 35 dakikalık şaheser size çok şey anlatacaktır. Elmore Leonard hayranları için de yazarın o sert ama insancıl üslubunun sinemaya ne kadar iyi aktarıldığını görmek adına keyifli bir seyir sunar.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, Sarah karakterinin yaşadığı o muazzam sessiz dönüşümdür. Ruben’in ona aynada değil, kendi gözlerinde "güzel bir kadın" olduğunu hatırlatması, sinema tarihinin en naif ve güçlü anlarından birini oluşturuyor. Ayrıca, toplumun dayattığı "utanç" kavramının aslında ne kadar içi boş olduğunu, bir kanun kaçağının perspektifinden görmek oldukça çarpıcı bir deneyim.
Toplumsal Dışlanma: Fiziksel işaretler (dövmeler) üzerinden bir kadının toplumdan soyutlanması.
Özsaygı ve Güzellik: Güzelliğin fiziksel kusursuzlukta değil, kabul edilme duygusunda yatması.
Onur ve İnsanlık: Bir suçlunun, "saygın" bir koca figüründen çok daha erdemli davranabilmesi.
Yalnızlık: Çölün ortasında, hem fiziksel hem de ruhsal olarak terk edilmişlik.
Bu filmin sunduğu o melankolik ve onurlu western atmosferini sevdiyseniz, yine bir kadın-erkek dayanışmasını anlatan The Homesman veya Christian Bale ve Russell Crowe’lu 3:10 to Yuma ilginizi çekebilir. Benzer bir toplumsal dışlanma ve "işaretlenme" teması için The Scarlet Letter (Kırmızı Leke) veya kısa film dalında bir diğer dram olan Il Supplente başarılı yapımlar olarak listene eklenebilir.
Film, ünlü suç yazarı Elmore Leonard'ın aynı adlı kısa öyküsünden birebir uyarlanmıştır.
Yönetmen Daniel Barber, bu kısa filmdeki başarısının ardından 2009 yılında Michael Caine’in başrolünde olduğu Harry Brown filmiyle uzun metrajlı sinemaya iddialı bir geçiş yapmıştır.
Filmdeki dövmeler, Apaçi kabilelerinin gerçek geleneksel dövme desenleri araştırılarak tasarlanmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...