
Belgesel

Self

Self

Self

Self

Self

Self
Self

Self

Self

Self
The Line King: The Al Hirschfeld Story, Broadway’in ruhunu tek bir çizgiyle kağıda döken efsanevi karikatürist Al Hirschfeld’in yüzyıllık sanat yolculuğuna ışık tutan ilham verici bir belgesel.
New York Times’ın sayfalarını neredeyse bir asır boyunca süsleyen, tiyatro dünyasının en ikonik figürlerini kendine has "tek çizgi" üslubuyla ölümsüzleştiren Al Hirschfeld, bu belgeselin ana öznesidir. Film, sanatçının 1900’lerin başından itibaren sanat dünyasındaki yükselişini, Paris’teki bohem yıllarını ve Charlie Chaplin’den Judy Garland’a kadar dev isimlerle kurduğu dostlukları anlatır. Hirschfeld’in stüdyosundaki berber koltuğuna oturup her sabah titizlikle çalışmaya başlaması, sadece bir biyografi değil, aynı zamanda disiplinli bir sanatçının anatomisidir.
Belgesel, Hirschfeld’in çizimlerine gizlediği kızı "Nina"nın ismini bulma geleneği gibi kültleşmiş detayları da ele alır. Sanatçının çizgileriyle bir oyuncuyu hem yücelten hem de en karakteristik kusurlarıyla betimleyen tarzı, tiyatro tarihinin bir görsel arşivi niteliğindedir. Bu yapım, 93 yaşındaki bir devin, değişen dünyaya rağmen kendi sanatsal sadeliğini nasıl koruduğunu gözler önüne seren büyülü bir zaman yolculuğudur.
Belgeselin başrolünde bizzat Al Hirschfeld’in kendisi yer alıyor; onun o meşhur ak sakalı, parlayan gözleri ve bitmek bilmeyen yaşam enerjisi filmin motor gücünü oluşturuyor. Ayrıca Lauren Bacall, Carol Channing ve Robert Redford gibi Hollywood ve Broadway’in dev isimleri, Hirschfeld tarafından çizilmenin onlar için ne anlama geldiğini anlatan röportajlarıyla filme renk katıyorlar.
Yönetmen Susan Warms Dryfoos, arşiv görüntülerini Hirschfeld’in o anki çalışma temposuyla birleştirerek, sanatçının kaleminden çıkan her çizginin nasıl canlandığını izleyiciye hissettiriyor. Filmde yer alan her oyuncu ve sanatçı, aslında Hirschfeld’in çizgilerinde hayat bulan birer karakter olarak hikayeye eklemleniyor.
Susan Warms Dryfoos tarafından yönetilen bu yapım, 1997 yılında En İyi Belgesel dalında Oscar adaylığı kazanarak kalitesini tescillemiştir. Belgesel, sadece bir sanatçıyı anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda 20. yüzyılın Amerikan kültür tarihini Hirschfeld’in kaleminden çıkan çizgilerle yeniden okuyor. Siyah-beyaz arşivlerin sanatçının renkli kişiliğiyle harmanlandığı film, son derece zarif bir tempoya sahip. Sanatçının "Nina" ismini çizimlerinin içine saklama oyununa dair bölümler, izleyiciyi adeta bir dedektif gibi ekran başına kilitliyor.
Görsel sanatlara, karikatüre ve illüstrasyona ilgi duyan herkes için bu yapım paha biçilemez bir ders niteliğindedir. Eğer Broadway’in o ışıltılı tarihine ve tiyatro dünyasının perde arkasına meraklıysanız, bu yabancı film tam size göre. Sanatın iyileştirici gücüne ve bir insanın tutkusunun bir ömrü nasıl anlamlandırdığına dair ilham verici bir biyografi arayanlar bu belgeseli mutlaka izlemeli.
Al Hirschfeld, "çizgilerin kralı" olarak anılmayı sonuna kadar hak eden bir deha. Bu belgeseli izlemek, karmaşık görünen dünyayı basit çizgilerle nasıl özetleyebileceğimizi öğrenmek demektir. Filmi özel kılan şey, sadece başarıyı değil, bir sanatçının işine duyduğu o saf ve çocuksu aşkı yansıtmasıdır. Hirschfeld’in çizgilerinin neden fotoğraflardan daha "gerçek" olduğunu anlamak için bu belgesel eşsiz bir fırsat sunuyor.
Sanatsal Disiplin: Bir ömrü tek bir tutkuya adayarak ulaşılan ustalık.
Gözlem Yeteneği: Karakterin özünü yakalamak için dış görünüşün ötesine bakma becerisi.
Kültürel Bellek: Broadway ve Hollywood tarihinin çizgisel bir arşivi olarak sanat.
Sadeliğin Gücü: Karmaşıklığı tek bir çizgiye indirgeyebilmenin felsefesi.
Sanatçı biyografilerinden ve yaratım sürecine odaklanan belgesellerden hoşlanıyorsanız, efsanevi fotoğrafçı Vivian Maier’i anlatan Finding Vivian Maier veya bir illüstratörün dünyasını işleyen Crumb sizin için iyi bir film önerisi olabilir. Ayrıca, tasarım dünyasının dâhilerini konu alan Abstract: The Art of Design serisi de benzer bir keyif verecektir.
Al Hirschfeld, kızı Nina doğduktan sonra her çiziminin içine "NINA" ismini en az bir kez gizlemiştir ve her çizimin yanına bu ismin kaç kez geçtiğini belirten bir sayı eklemiştir.
Sanatçı, çizimlerini neredeyse tüm hayatı boyunca aynı berber koltuğunda oturarak yapmıştır.
Hirschfeld’in çizgileri o kadar etkiliydi ki, Amerikan ordusu II. Dünya Savaşı sırasında pilotlara hedef tanıma eğitimi vermek için onun çizim tekniklerinden yararlanmayı düşünmüştür.
Nina, Al Hirschfeld'in kızının adıdır. Sanatçı, kızına olan sevgisini göstermek için 1945'ten itibaren yaptığı hemen her karikatürün içine kızının ismini ustaca saklamıştır; bu durum New York Times okurları için bir geleneğe dönüşmüştür.
Genellikle tiyatro ve sinema dünyasının ünlü isimlerini çizmiş olsa da, toplumsal olayları ve siyasi figürleri de kendine has tarzıyla ele alan çalışmaları mevcuttur.
Hirschfeld, karmaşık yüz hatlarını ve duyguları tek bir akıcı çizgiyle ifade edebilme becerisi nedeniyle sanat çevreleri tarafından "Çizgi Kralı" olarak taçlandırılmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...