
Komedi, Romantik

Jonathan Trager

Sara Thomas

Dean Kansky

Halley Buchanan

Lars Hammond

Eve

Bloomingdale's Salesman

Bloomingdale's Stock Girl
Customer at Bloomingdale's

Customer at Bloomingdale's
Jonathan Trager ve Sara Thomas, Noel alışverişinin en yoğun olduğu günlerden birinde, Bloomingdale’s mağazasındaki son bir çift kaşmir eldiveni aynı anda tutarak tanışırlar. İkisi de o sırada başkalarıyla ilişkisi olmasına rağmen, aralarında inkar edilemez bir çekim oluşur. Birlikte geçirdikleri o büyüleyici New York akşamının ardından Jonathan, iletişim bilgilerini almak istese de Sara, her şeyi kadere bırakmaya karar verir. Eğer gerçekten birbirleri için yaratılmışlarsa, kaderin onları bir şekilde tekrar bir araya getireceğine inanmaktadır.
Sara, telefon numarasını bir kitabın (García Márquez'in Kolera Günlerinde Aşk) içine yazar ve kitabı sahafçıya satacağını söyler. Jonathan ise kendi numarasını bir beş dolarlık banknota yazar ve banknotu bir satıcıya verir. Eğer bu nesneler bir gün diğerinin eline geçerse, bu onların tekrar buluşması gerektiğinin işareti olacaktır. Aradan yıllar geçer; her ikisi de başkalarıyla evlenmek üzeredir ancak o kış gecesinin hatırası ve kaderin küçük oyunları onları son bir kez daha birbirlerini aramaya iter.
John Cusack, umutsuz bir romantik olan Jonathan rolünde, karakterin o hem şaşkın hem de kararlı halini büyük bir içtenlikle canlandırıyor. Cusack’ın doğal oyunculuğu, filmin masalsı tonunu gerçekçi bir zemine oturtuyor. Kate Beckinsale ise Sara rolünde, gizemli ve kadere inanan İngiliz kadını karakterine hem zarafet hem de büyüleyici bir enerji katıyor.
Yardımcı rollerde Jeremy Piven, Jonathan'ın en yakın arkadaşı rolüyle filmin mizah yükünü sırtlanırken; Molly Shannon ise Sara'nın en yakın dostu olarak karşımıza çıkıyor. Bu iki yan karakter, ana karakterlerin takıntılı arayışlarına mantıklı (ve bazen komik) bir ses olarak eşlik ederek hikayeyi zenginleştiriyor.
Peter Chelsom’un yönetmen koltuğunda oturduğu Serendipity, adını "mutlu tesadüf" anlamına gelen bir kelimeden alır ve bu kavramı filmin her saniyesinde hissettirir. Film, New York’un karlı sokaklarını, meşhur Serendipity 3 kafesini ve Central Park’taki buz pistini kullanarak izleyiciye görsel bir fantastik film tadında romantik atmosfer sunar.
Senaryo, mantıktan ziyade kalbin sesini dinleyen bir yapıya sahiptir. Tesadüflerin bu kadar yoğun kullanılması bazı izleyiciler için zorlama görünse de, filmin samimiyeti ve başrol oyuncuları arasındaki kimya, bu küçük mucizeleri inandırıcı kılar. Müzik seçimleri ve filmin yumuşak dokusu, izleyiciyi modern dünyanın stresinden uzaklaştırıp masalsı bir yolculuğa çıkarır.
Kaderin varlığına inananlar, "ya olsaydı" sorusunu hayatında en az bir kez sormuş olanlar ve saf romantizmden hoşlananlar için bu yapım vazgeçilmezdir. New York atmosferini ve Noel temalı yapımları sevenler için de harika bir aile filmi tadında izleme deneyimi sunar. Eğer aşkın mantıkla değil, küçük işaretlerle yönlendirildiğine dair bir hikaye arıyorsanız, bu film tam size göre.
Serendipity’yi izlemek için en büyük neden, hayattaki küçük detayların nasıl büyük değişimlere yol açabileceğini görmektir. Film, bize bazen bırakmanın, kovalamaktan daha zor ama daha ödüllendirici olabileceğini hatırlatır. John Cusack ve Kate Beckinsale’in uyumu, filmi türdeşlerinden ayırarak onu her kış mevsiminde yeniden izlenen bir kült film haline getirmiştir.
Kader ve Tesadüf: Hayatımızdaki olayların kontrolümüzde mi yoksa önceden yazılmış bir planın parçası mı olduğu.
İşaretleri Okumak: Evrenin bize sunduğu küçük ipuçlarını takip etmenin önemi.
Doğru Zaman: İki insanın birbirine uygun olması kadar, doğru zamanda karşılaşmalarının da kritikliği.
Cesaret: Kendi konfor alanından çıkıp, belirsiz bir aşkın peşinden gitme cesareti.
Eğer kaderin birleştirdiği ruhların hikayesini seviyorsanız, mektuplar aracılığıyla gelişen bir aşkı anlatan The Lake House (Göl Evi) sizi etkileyecektir. Yine tesadüfler ve kitaplar üzerinden yürüyen bir başka romantizm için Notting Hill harika bir benzeri film seçeneğidir. Daha hüzünlü ama etkileyici bir arayış hikayesi için ise Sleepless in Seattle (Sevginin Bağladıkları) filmini listenize ekleyebilirsiniz.
Filmde Jonathan ve Sara'nın dondurma yedikleri "Serendipity 3" kafesi New York'ta gerçekten vardır ve filmden sonra turistik bir merkez haline gelmiştir.
Filmdeki "5 dolarlık banknot" ve "kitap" detayları, çekimler bittikten sonra açık artırmada yüksek fiyatlara alıcı bulmuştur.
John Cusack ve Kate Beckinsale, sahnelerinin çoğunda birbirlerinden ayrı çekim yapmışlardır; film boyunca fiziksel olarak yan yana oldukları süre oldukça kısıtlıdır.
Serendipity, aramadığınız halde değerli bir şeyi tesadüfen bulma yeteneği veya bu durumun kendisi anlamına gelir. Türkçeye "mutlu tesadüf" olarak çevrilebilir.
Evet, Gabriel García Márquez'in meşhur romanı Love in the Time of Cholera (Kolera Günlerinde Aşk), filmin kurgusunda kilit bir rol oynayan gerçek bir eserdir.
Hikayenin büyük bir kısmı New York'ta geçerken, karakterlerin hayatlarının bir dönemi San Francisco ve farklı lokasyonlarda da devam etmektedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...