
Kanada Estetik ve Etik Akademisi (CAEE) adlı gizemli bir kurumda geçen hikaye, yedi gönüllü denek üzerinde uygulanan radikal bir deneyi konu alır. Dr. Luther Stringfellow tarafından yürütülen bu araştırma, deneklerin beyinlerine yapılan cerrahi müdahalelerle onların telepatik yeteneklerini uyandırmayı hedeflemektedir. Ancak bu yeni yetenek, deneklerin konuşma yetilerini yitirmelerine ve aralarındaki iletişimin tamamen zihinsel bir boyuta taşınmasına neden olur.
Denekler akademinin steril ve brutalist mimariye sahip soğuk koridorlarında kapalı tutulurken, aralarındaki telepatik bağlar zamanla karmaşık cinsel gerilimlere ve psikolojik şiddete dönüşür. Sözlü iletişimin yokluğu, mahremiyetin tamamen ortadan kalktığı bir toplu bilinç durumunu tetikler. Bilimsel bir veri toplama süreci olarak başlayan deney, bireylerin kendi zihinleri ve birbirlerinin arzuları içinde kayboldukları, kontrol edilemez bir kaosa doğru evrilir.
Ronald Mlodzik, Akademideki baş deneklerden biri olarak, Cronenberg’in erken dönem sinemasının o meşhur donuk ve mesafeli oyunculuk tarzını başarıyla sergiliyor. Jack Messinger ve Iain Ewing gibi isimlerden oluşan oyuncu kadrosu, profesyonel oyunculuk kalıplarından ziyade birer "deney objesi" gibi konumlandırılmıştır. Oyuncuların fiziksel varlıkları, diyalogsuz sahnelerde sadece beden dilleri ve durağan bakışlarıyla filmin editoryal ve bilimsel havasını pekiştiren birer görsel enstrümana dönüşür.
1969 yapımı Stereo, David Cronenberg’in sinemadaki vizyoner kimliğinin ham ve en saf halidir. Siyah-beyaz çekilen ve tamamen sessiz (diyalogsuz) ilerleyen film, bir anlatıdan çok akademik bir rapor veya tıbbi bir belgesel hissi verir. Ses kuşağında sadece deney raporlarını okuyan dış seslerin ve rüzgar sesinin duyulması, izleyiciyi yabancılaştıran ama bir o kadar da hipnotize eden bir gerilim yaratır. Toronto Üniversitesi'nin Scarbourgh kampüsündeki fütüristik yapılar, filmin "organik olmayan" ve dondurucu atmosferine kusursuz bir zemin hazırlar.
Avangart ve deneysel sinema tutkunları ile bir yönetmenin "beden ve zihin" takıntılarının nasıl başladığını merak edenler için Stereo vazgeçilmez bir kaynaktır. Klasik kurgu ve tempo beklentisi olmayan, bunun yerine görsel bir deneye tanıklık etmek isteyen izleyiciler bu yapımdan etkilenecektir. David Cronenberg külliyatını tamamlamak isteyen her sinemaseverin bu yabancı film deneyimini mutlaka yaşaması gerekir.
Stereo, telepatinin sadece bir süper güç değil, aynı zamanda bireysel mahremiyetin sonu ve bir tür "zihinsel işgal" olduğunu anlatan en erken yapımlardan biridir. Yönetmenin ileride Scanners gibi filmlerde çok daha büyük bütçelerle işleyeceği "zihin kontrolü" ve "biyolojik mutasyon" fikirlerinin tohumlarını burada görmek büyüleyicidir. Saf sinemanın görsel gücünü ve mekân kullanımının bir hikayeyi nasıl tek başına sırtlayabileceğini görmek için bu gerilim filmi benzersiz bir örnektir.
Telepatik İstilâ: Başkasının zihnine sızmanın getirdiği bireysel kimlik kaybı.
Cinsellik ve Bilim: İnsan arzularının laboratuvar ortamında incelenmesi ve manipüle edilmesi.
Brütalist Yabancılaşma: Modern mimarinin insan psikolojisi üzerindeki baskıcı ve steril etkisi.
İletişimsizlik: Sözcüklerin bittiği yerde zihinsel bağların yarattığı yeni ve tekinsiz dil.
Eğer bu sessiz ve klinik atmosfer ilginizi çektiyse, Cronenberg’in hemen ardından çektiği benzer tondaki Crimes of the Future (1970) filmini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca, zihin güçlerini ve kurumsal komploları merkezine alan yönetmenin bir diğer başyapıtı Scanners (1981) bu filmin evrimleşmiş halidir. Sürrealist ve deneysel bir başka bilim kurgu denemesi olarak George Lucas’ın ilk filmi THX 1138 (1971) de benzer bir teknolojik distopya sunar.
Film, kamera motorunun çıkardığı gürültü nedeniyle sessiz çekilmiş; tüm dış sesler ve rapor anlatımları kurgu aşamasında eklenmiştir.
David Cronenberg, filmin hem yönetmenliğini hem de senaristliğini üstlenmiş, ayrıca görüntü yönetmenliğini ve kurgusunu da kendisi yapmıştır.
Filmin alt başlığında geçen "CAEE Educational Mosaic", Cronenberg’in yarattığı kurgusal bir akademik evrenin parçasıdır.
Cronenberg o dönemde düşük bütçeyle çalıştığı için bu teknik kısıtlılığı bir sanat yönetimi tercihine çevirmiş ve filmin "bilimsel rapor" havasını güçlendirmek için sessizliği kullanmıştır.
Hikayeye göre denekler, telepatik yetenekleri uyandırıldıktan sonra sözlü iletişimin yetersiz ve gereksiz olduğuna karar vererek dilsizleşmeyi tercih etmişlerdir.
Çekimler, o dönemde yeni inşa edilen ve brütalist mimarisiyle ünlü olan Toronto Üniversitesi'nin Scarborough Koleji binalarında gerçekleştirilmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...