

Harry Angel

Louis Cyphre

Epiphany Proudfoot

Margaret Krusemark

Ethan Krusemark

Toots Sweet

Doctor Fowler

Connie

Sterne

Spider Simpson
1955 yılının New York’unda geçen hikâye, özel dedektif Harry Angel’ın (Mickey Rourke), Louis Cyphre (Robert De Niro) adındaki gizemli ve aristokrat bir adam tarafından tutulmasıyla başlar. Cyphre, İkinci Dünya Savaşı öncesinde büyük bir şöhrete sahip olan şarkıcı Johnny Favorite’in izini sürmesini istemektedir. Favorite, savaştan ağır yaralı dönmüş ve bir klinikten gizemli bir şekilde ortadan kaybolmuştur.
Harry Angel, bu basit görünen kayıp şahıs vakasının peşinden New Orleans’a kadar gider. Ancak araştırması derinleştikçe, karşısına çıkan her tanık korkunç cinayetlere kurban gitmeye başlar. Vudu ayinleri, kanlı ritüeller ve şeytani semboller arasında Harry, kendi geçmişine ve ruhuna dair dehşet verici bir gerçeğe doğru adım adım ilerler. Film, dedektiflik hikâyesini metafizik bir dehşete dönüştüren unutulmaz finaliyle zihinlere kazınmıştır.
Filmin başarısının temelinde, zirve dönemindeki iki dev aktörün arasındaki gerilim yatar:
Mickey Rourke (Harry Angel): Rourke, terli, hırpalanmış ve kafası karışık dedektif rolünde kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiliyor. Karakterin yaşadığı ruhsal çöküşü ve fiziksel yıpranmışlığı her hücresinde hissettiriyor.
Robert De Niro (Louis Cyphre): Uzun tırnakları, kusursuz sakalı ve elindeki yumurtayı soyuş şekliyle De Niro, sinema tarihinin en karizmatik ve ürkütücü kötü adam figürlerinden birini yaratıyor. Az sahnesine rağmen filmin tüm ağırlığını omuzlarında taşıyor.
Lisa Bonet (Epiphany Proudfoot): O dönemde "The Cosby Show" ile tanınan Bonet, bu filmdeki cesur ve vahşi performansıyla imajını tamamen değiştirmiş, filmin mistik ve erotik tansiyonunu yükseltmiştir.
Yönetmen Alan Parker, bu filmde görselliği bir anlatım aracı olarak dâhiyane bir şekilde kullanır. Sürekli dönen pervaneler, asansörler, akan kanlar ve New Orleans’ın boğucu sıcağı, izleyiciye fiziksel bir huzursuzluk verir. Korku, gerilim ve gizem türlerinin kusursuz bir hibriti olan yapım, sadece bir "katil kim" hikâyesi değil, bir kimlik ve kader sorgulamasıdır. Film, gösterime girdiği dönemde içerdiği bazı sahneler nedeniyle büyük tartışmalara yol açmış olsa da, günümüzde bir kült klasik olarak kabul edilmektedir.
Psikolojik derinliği olan, sürpriz sonlu filmleri seven ve atmosferin hikâyenin önüne geçtiği karanlık yapımlardan hoşlananlar için Angel Heart bir başyapıttır. Eğer "Seven" (Yedi) veya "Shutter Island" (Zindan Adası) gibi filmlerden keyif aldıysanız, bu türün en güçlü atalarından biri olan bu filmi mutlaka izlemelisiniz. Ancak uyaralım; filmdeki sembolizm ve tekinsiz hava, izledikten sonra uzun süre etkisini hissettirebilir.
Film, izleyiciyi zekice manipüle ederken bir yandan da sinematografik bir şölen sunar. Louis Cyphre ve Harry Angel arasındaki diyaloglar, her kelimesi üzerinde düşünülmüş felsefi birer satranç hamlesi gibidir. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük fark, kara film (noir) kalıplarını vudu büyüsü ve dini alegorilerle birleştirerek tamamen özgün bir tür yaratmış olmasıdır.
Kimlik ve Bellek: Bir insanın kendi geçmişinden kaçıp kaçamayacağı ve kim olduğumuzun gerçekliği.
Ruhun Bedeli: İhtiraslar uğruna verilen sözlerin ve yapılan anlaşmaların kaçınılmaz bedelleri.
Dini ve Mistik Sembolizm: Vudu kültürü, cennet-cehennem alegorileri ve şeytanın yeryüzündeki yansımaları.
Kaçınılmaz Kader: İnsanın ne kadar çabalarsa çabalasın kendi trajedisinden kaçamaması.
Bu filmin karanlık dedektiflik ve doğaüstü havasını sevdiyseniz, şu filmlere de göz atabilirsiniz:
Jacob's Ladder (Dehşetin Nefesi): Gerçeklik ile kabus arasındaki çizginin kaybolduğu bir dram.
The Ninth Gate (Dokuzuncu Kapı): Nadir kitapların peşindeki bir dedektifin şeytani yolculuğu.
Lost Highway (Kayıp Otoban): David Lynch usulü bir kimlik ve kabus labirenti.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...